gazete, Genel, Yazı

Hükümetin Kararlarını Kim Etkiliyor

03.08.2019

Hükümetin kararlarında söz sahibi olduğunu düşünerek bilinçli hareket eden vatandaşlara, geçtiğimiz hafta bir örnekle şahit olduk. İtalya gezimizin tarihleri esnasında, İtalya’da yüksek hızlı tren protestosu gerçekleşti. Gezi grubumuzda ilgimizi çeken, insana ve doğaya değer vererek eyleme katılan kişi sayısıydı.

İtalya’nın Torino kentiyle Fransa’nın Lyon kenti arasındaki ulaşım süresini kısaltacak yeni hattaki 57 kilometrelik tünel tepki çekiyor.

Tünelin geçeceği güzergahta, daha önce tespit edilen uranyum ve amyant kaynaklarının insan sağlığını olumsuz etkileyeceği iddiası nedeniyle, ülkede proje karşıtı kalabalık bir kesim bulunuyor.

Torino-Lyon arasında yapımı yıllardır süren yeni yüksek hızlı tren hattı projesine, “Yüksek Hızlı Trene Hayır” (NO TAV) hareketi karşı çıkıyor.

İtalyan hükümetinin projeye destek vereceğini açıklamasının ardından, NO TAV hareketi altında örgütlenen 15 bin kişi şantiye yakınlarında eylem yaptı.

Projenin geçeceği güzergah üstündeki Susa Vadisi’nde başlayan yürüyüş, Chiomonte’deki şantiye yakınlarına kadar sürdü.

Biz suskun muyuz?..

Seyahat grubumuzda, ülkemizde siyasi bir düşünce üzere toplanabilirken doğamıza ve insan sağlığına sahip çıkmakta suskun kaldığımızı tartıştık.

Tarihi mekanlarımıza, topraklarımızda var olan güzelliklere ve geleceğimize zarar veren etkenleri ortadan kaldırmak adına attığımız adım, ülkemize ve kendimize verdiğimiz kıymeti gösterir.

Vatandaşlık görevimizi layıkıyla yerine getirebileceğimizi düşündüğünüz alanlarda, yapılması beklenenleri, internet sayfamızdaki köşe yazımın altında yer alan yorumlara yazarsanız sevinirim.

Önce kendimize verdiğimiz değer ile çevreye ve insanlığa katkı sağlayacağımız günlerimiz olmasını diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/hukumetin-kararlarini-kim-etkiliyor-makale,4190.html

gazete, Genel, Yazı

Amerika’nın 2061 Projesi

13.07.2019

Ülkeler, geleceklerini eğitim ile birlikte planlamaktadırlar. Amerika Birleşik Devletleri ‘2061 Projesi’ne, STEM (science, technology, engineering, mathematics) yaklaşımının etkisinde hazırlanmaktadır.

Nasıl ki gelişim, insan yaşamında ömür boyu sürüyorsa, ülkelerde sürekli gelişim içerisindedirler.

STEM eğitimi fen, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarının bütünleşik bir şekilde öğretilmesi olarak tarif edilmektedir.

Bugün STEM eğitimi, ABD ile anılıyor. Fakat bütüncül yaklaşım felsefesini tarihimizde; İbni Sina, Harezmi, Mimar Sinan, Ömer Hayyam, Cezeri, Beni Musa kardeşler gibi önemli şahsiyetlerde görüyoruz. Bu isimler, bir çok alana birlikte hakim olmalarıyla bilimsel bilgiye, bütünleşik bir kavrayışla yaklaşmışlardır.

Türkiye’de 2005 yılında, STEM içinde yer alan disiplinlerden “fen ve teknoloji” fen bilimleri dersi ismi değiştirilerek güncellenmiştir. Bu değişim ile ders programının ruhunda ciddi değişiklikler yapılmıştır. STEM eğitimi dolaylı olarak da olsa ilk defa Türkiye’de uygulanmaya başlanmıştır.

2013 yılında ders ismi tekrar değiştirilerek “fen ve teknoloji” dersi, fen bilimleri ismine geri döndürülmüştür. STEM eğitimine ara verilmiştir.

2017 yılında öğretim programlarına resmi olarak STEM eğitimi eklenmiştir. Öğrencilerin fen ve mühendislik alanında temel bilgileri kazanması hedeflenmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde STEM konusu üzerine “STEM-School” olarak adlandırılan okullar vardır. Türkiye’de ise 2017 yılından itibaren okul yapılarında, öğretim amaçları arasında STEM’e temas edilmektedir.

Türkiye, programdaki kazanımlarda büyük değişimlere gitmeden teorik yönde ilerlemektedir.

Bu durumda STEM eğitimi ile alakalı şu öneriler ortaya çıkmaktadır:

– Fennin ne olup olmadığı ve fen okur-yazarlığının anlamı ve uygulamalarına yer verilmelidir

– Fen derslerindeki teorik içeriğin deney ile entegrasyonu yapılmalıdır

– Teknolojinin ne olduğu ve ne için kullanılması gerektiği konusuna vurgu yapılmalı ve teknoloji okur-yazarlığı öne çıkarılmalıdır

– Matematik dersi, sayılar ve formüllerden ibaret olmaktan çıkarılmalı ve dersin birçok alanın mantık temeli olmasına vurgu yapılmalıdır

– Mühendisliğin ne olduğu ne yaptığı ve günlük yaşamın her noktasında etkisinin bulunduğu anlaşılacak şekilde öğretime entegre edilmelidir

– Bu değişikliklerin ardından Türkiye’de STEM-Okulları adı altında ilgili disiplinlere vurgu yapan ve bu disiplinlere ait ürünler veren okullar açılmalıdır.

Akademisyenlerin önerileri dikkate alındığında, ülkemizde gelişim gösterme hızımızın artacağını düşünüyorum.

Tez Danışmanım Dr. Kamil Arif Kırkıç Hocamın akademisyen arkadaşlarıyla hazırladığı “Merhaba STEM Yenilikçi Bir Öğretim Yaklaşımı” kitabından yararlanarak hazırladığım yazımın, eğitim ile ilgili gelişmelerde fayda sağlamasını ümit ediyorum.

http://www.gazetebursa.com.tr/amerika-nin-2061-projesi-makale,4159.html

gazete, Genel, Yazı

Mutlu Olmanın Yolları

18.05.2019

Bazı araştırmacılar, insanların mutluluğunun yüzde 50’sinin kalıtsal ve genetik faktörlerle ilişkili olduğunu söylüyorlar. İkinci faktör yaşam koşulları; ekonomik kazanç ve evlilik gibi durumlar mutluluğun yüzde 10’unu oluşturuyor. Son faktör olumlu davranışsal, bilişsel ve amaçlı etkinliklerin mutluluğa oranı ise yüzde 40.
Farkındalık ve çabayla geliştireceğimiz özellikler mutluluğa yüzde 40 etkiliyse, bu oranı azımsayamayız.

Yaşamı sürdürmek daha lezzetli gelse ve yüzümüz gülse istiyoruz. Büyüdükçe masallardaki gibi bir beyaz atlı prensin ya da güzel prensesin, mutluluğu bize getirmediğini öğreniyoruz.

Belki mal sahibi olmakta aradık mutluluğu. Sonra bol gülücüklü muhabbet eden, ekonomik geliri düşük teyzelere özendik.

Belki çevremizdeki insanlarda aradık mutluluğu… Sonra tek başına enstrüman çalan bir delikanlının gülen yüzüne şaşırdık.

Belki ulaşılamaz hedeflere yönelerek yorulduk. Vardıkça sevineceğimiz ufak basamakları atladık.

Kendimize ve etrafımıza pozitif enerji yaymaya karar verdiysek mutlu olmanın yollarını konuşalım.

Zevk alma; yemeğin lezzetini almamız, izlenilen bir manzaranın keyfini çıkarmamız veya kitap okurken yanında içtiğimiz kahvenin tadına varmamız… Önemli olan o anı fark etmemiz ve o anda bulunmamız. Zevk veren ayrıntıları fark etmemiz, olumlu duyguları artırıyor.

Meşguliyetler; çok parçalı bir yapbozu tamamlamaya çalışmamız, karmaşık bir bulmacayı çözmeye uğraşmamız, bitki yetiştirmemiz ya da ekmek yapmamız… Bizi zorlayan ancak aynı zamanda haz veren faaliyetler içinde bulunmamız, yaşam doyumunun anahtarı olarak görülüyor.

İlişkiler; başkalarıyla sohbet etmemiz, vakit geçirmemiz, yardımlaşmamız veya sosyal etkinliklerde bulunmamız… Yakın ve anlamlı ilişkiler kurmamız, mutluluk düzeyini artırıyor.

Anlam; doğaya fayda sağlayan etkinliklerde bulunmamız, hayvanları korumaya alan topluluklara katılmamız, sivil toplum kuruluşlarında yer almamız veya yardıma ihtiyacı olanlar için faaliyetlere katılmamız… Gündelik akışın dışında değerli bir anlam taşıyan uğraşlarımız, bizi olumlu etkiliyor.

Başarma; evde kendi maydanozumuzu yetiştirebilmemiz, seramik vazo yapabilmemiz, enstrüman çalabilmemiz veya bir dili kendimizi ifade edebilecek kadar öğrenmemiz… Belirlenen herhangi bir hedefe ulaşabilmemiz, başarı duygusu sağlıyor ve yaşam doyumuna katkıda bulunuyor.

Konuştuğumuz mutlu olmanın yollarından, kişisel özelliklerimize uygun olanları düzenli uygulamaya geçirmemiz öneriliyor.

Hepimize huzur ve mutluluk dolu günler diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/mutlu-olmanin-yollari-makale,4083.html

gazete, Genel, Yazı

2-4 yaş arası çocuğa nasıl davranılır?

11.05.2019

2-4 yaş arası çocuklarda ‘Ben’ vurgusu ile kontrol edilmesi gereken hareketleri, ani sinirlenmelere neden olabilmektedir. Bu dönemde çocuklara sevgi ve ilgi göstermeye zaman bulamadan, günü zararsız atlatma paniği yaşanabilmektedir.

Bu yaştaki çocuk, küçücük elleriyle yemek yapılırken ocağın ateşine uzanabilmektedir. Bir arkadaşına vurabilmektedir. Yüksek bir yerden aşağı atlayabilmektedir.

Uyarı gereken liste, gün içinde sıklıkla tekrar etmektedir. Ebeveynlere, uyarılar için öneriler;

-Az sayıda basit ve somut kurallar koyma

-Kuralların nedenlerini açıklama

-Kuralları istisnasız uygulama

-Çocuğunuza disiplin verirken her zaman sakin davranma

-Doğru davranışlarını övme

-Yapmaması gerekeni değil yapması gerekeni söyleme (örneğin koşma yerine sakince yürü)

-“Hayır” sözcüğünü çok sık kullanmadan, yalnızca tehlikeli durumlarda kullanma

Uyarıları azaltmaya yönelik öneriler de var:

-Yazlık kıyafeti kışın giymek istemesine önlem olarak, dolapta mevsime uygun kıyafet bırakma

-Zaman düzeni ve rutin ile uyku, yemek ve aktivite saatlerine düzen getirme

-Kesici ve yakıcı özellikteki ev eşyalarını, uzanamayacağı yere kaldırma

-Dolaplardaki ilaçları, ulaşamayacağı bir yerde toplama

-Hareket ve keşif ihtiyacını karşılayacağı yürüyüşlere ve oyun parklarına çıkarma

-Özerklik ve girişimciliğini desteklemek için basit ev işleri verme (örneğin çiçekleri sulamak)

Bu dönemde çocuklarda ne yenileceği, ne giyileceği ya da hangi etkinliğin yapılacağı ile ilgili inatçılık ya da ısrarcılık görülmektedir. İnatçılık ile ebeveyn-çocuk arasında gerginlik çıkabilmektedir. Önerilere dikkat edilmesi, ebeveyn ve çocuk arasında gerilimi minimuma indirecektir.

Dönemsel geçişlerde, çocuklarla olumlu etkileşim kurma yollarına dikkat edildiğinde sevgi ve ilgi alanı açılacaktır.

Sevgiyle kalın…

http://www.gazetebursa.com.tr/2-4-yas-arasi-cocuga-nasil-davranilir-makale,4076.html

gazete, Genel, Yazı

İş ayağımıza gelsin…

07.03.2019

Piyasa şartları, kazanç ivmesini aşağı çekmektedir. Şirket sahipleri, iş yoğunluğunu minimuma indirerek işçi çıkarmaktadır.

Gözlerimizi engebelere mi dikmeliyiz? Canla başla çalışmayı hayal edebilir miyiz?

Biz ne iş istiyoruz ve nasıl uğraş vermekteyiz?

Kafalarımızın karışıklığını, birlikte dile getirebiliriz…

Bize önerilen bir işi, özgeçmişimize uygun bulamayabiliriz.

Gideceğimiz yer evimizden uzakta olabilir ve sabah az uyumanın bize iyi gelmeyeceğine karar verebiliriz.

Kurumlar çalışanlarına sabah kahvaltı ve öğle yemeği vermezlerse, maaşımızı öğünlerimize harcayabiliriz.

Çalışma saatlerini, sabah 09:00 akşam 17:00 arasına alırlarsa iş bulmamızı kolaylaştırabiliriz. Bir de Cumartesi hafta sonu ve ailemizle vakit geçirmeliyiz.

Babamız, amcamız veya dayımız varlıklı insanlardır. Onlardan gelen harçlığı, yorulmaya tercih edebiliriz.

Elon Musk da çok zengindi (!)..

Elon Musk, 1999 yılında X.com’ u kurmuştur ve büyüterek Paypal’ ı ortaya çıkarmıştır. Paypal satışından elde ettiği gelirle “artık zenginim, çalışmama gerek yok” dememiştir. Paypal satışından aldığı payla 3 büyük şirkete girişmiştir. Ona göre gelecek “uzay, internet ve temiz enerji” dir.

2002 yılında kurduğu SpaceX uzay şirketiyle, Elon Musk’ ın vizyonlarından biri Mars’ ı kolonileştirmektir.

Kompleksimize kılıf geçirebiliriz.

Biz de akıllıyız ve zekiyiz. Gelecek nesillerin derdine düşemememizin sebebi, hızlı düşünmemiz.

Bir meslek edinip uzmanlaşamayız çünkü çevremizdeki insanların söylemleriyle ve bizi etkilemesiyle dolu zihnimiz.

Einstein da çok düşünürdü (!)..

Einstein’ın bilim dünyasına kattığı kuramlar; özel görelilik kuramı, genel görelilik kuramı ve birleşik alan kuramıdır. Ayrıca fotoelektrik etkiyi, özel görelilik kuramının bir sonucu türettiği kütle-enerji eşitliğini, Brown hareketi ve istatistiksel fizik ve bose-einstein istatistiğini bulmuştur.

Einstein ölüm haberini alan gazetecinin çektiği Einstein masası fotoğrafı anlamlıdır. Çalışma masasındaki evrakların masada yer bırakmayacak kadar fazla olması, Einstein’ ın son anına kadar ne kadar çok çalıştığının kanıtıdır.

Engellerle sönmenin zamanı değil…

Biz de zeki ve çalışkan insanlar gibi kütüphaneler okuyabiliriz. Kendimize ait vizyon ve misyona sahip olabiliriz.

Ülke ekonomisine katkı sağlamak amacıyla gayret etmeliyiz. Kritik senelerin vebalini üzerimizde hissetmeliyiz. Uykudan ve rahattan vazgeçemediğimizde, milletimizin kamburunu büyüteceğiz.

İnanmak yolun yarısıdır. Çalışarak el ele verdiğimizde, güzel bir geleceği evlatlarımıza bırakacağımıza inanıyorum.

Hepimize çabamızla hak ettiğimiz, yüzümüzü güldüren günlerimiz olmasını diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/is-ayagimiza-gelsin-makale,3971.html

gazete, Genel, Yazı

Benlik yarışında kazanan olmak

27.02.2019

Hatırlanması gereken varlığımız, dört kitaptan başlayıp şarkılara kadar yazılıyor. Onunla yaşamımızı sürdürmemiz gerekirken, arada aklımıza geliyor ve benlik gücü zehirlenmesi yaşıyoruz.

Bir ben var ki benim içimde

Benden öte benden ziyade

Bir sen var ki senin içinde

Senden öte senden ziyade

Sonra içsel ruhi varlığımızdan koptuğumuzda, yollar ve duraklar bizim sistemimizden çıkıyor. Zamanla yolumuzu aramayı bile unutuyoruz.

Özümüze ters düştüğümüzde neler yapıyoruz?

Konuşalım…

Sanatçılarımız, küslükleri ve birbirlerine açtıkları tazminat davalarıyla gündeme geliyor. Mahkemeler sıklıkla, kullanılan kelimelerin hangisinin daha ağır ve kabul edilemez olduğu terazisini ellerinde tutuyor. Dosyalar, iki insanın kalplerinden dökülen kurtlarla kabarıyor.

Haklı arayışında, uzlaşmayı unutan yetişkin bireyler olabiliyoruz…

En son kendi çocuğu ebelesin yarışına giren annelerimiz, kazananı önemsiyor. Bir oyun, kazanma hedefine dönüştüğünde, mutluluk ve paylaşım kaçıyor.

Birinciliği, mutluluktan önde tutuyoruz…

Sınıfın gözde öğrencisini yetiştiren annemizin göğsü kabarırken, gözdesi çocukluğunu yaşamadan büyüyor. Komşu arkadaşlarıyla oynamaya vakit bulamayan çocukta sosyalleşme eksik kalıyor. Çocuğu ileride, iş ve özel hayatında ilişkileri yönetemeyen bireye dönüşüyor.

Okul hayatında sergilenen akademik başarı, hayatı yaşama başarısını ekarte ediyor…

Arkadaşların arasında, toplantı günü ayarlanırken gruptan seçmece kişiler belirleniyor. Seçilmeyenlerden habersiz bir whatsapp grubu daha açılıyor. Tombaladan kim çıktıysa bir dönemlik toplantıda beraber olunuyor. Bir sonraki seneye kim denk gelirse, onunla devam ediliyor.

Maksat toplanmak, gün parası toplamak ve çay içmek fakat kimlerin kırıldığı önemsenmiyor…

Günümüzde ilişkilerimizi şekillendirmekte, dikkatsiz ve bencil davranmamıza verilen örnekler çoğaltılabilir. Sizin de aklınıza ve başınıza gelen benzer durumlar vardır.

Benliğin varlığını ispat çabasında, özümüzü kaybediyoruz. İçimizdeki cevheri dağıtıyoruz.

Beka sahibi varlığımızın dili bedenimizi konuşturursa, asıl ihtiyacımız olan isteklerimize yöneliyoruz. Kendimize değer veriyoruz. İlgi alanımızı besleyerek işimizde verim elde ediyoruz.

Kendimize değil, başkalarına göre kendi pozisyonumuza odaklanmamız ise başarımızı engelliyor. Sosyal çevremizde negatif tepkiler yaratıyor.

İç barış, bize başarı ve sosyal çevremize uyumu getiriyor. Kendimizle ve çevremizle barışık yaşadığımızda, dünyamız cennete dönüşüyor.

Hepimize özümüzdeki büyük güzellikle kucaklaştığımız, iki cihanlık saadeti diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/benlik-yarisinda-kazanan-olmak-makale,3957.html

gazete, Genel, Yazı

Bebeğin İsmini Kim Seçti

20.02.2019

Yetişme çağında bir çocukken ileride doğacak çocuğumuzun ismini anne-babamız belirleyebiliyor. Kız olursa annemizin ve erkek olursa babamızın ismi, -Allah verirse- bebeğimize hazır bekliyor.

Gençlik çağlarımızda birisine duyduğumuz hayranlık veya kaybettiğimiz aşk, daha evlenmeden önce çocuğumuzun ismine etken oluyor.

Evlenme aşamasına gelene kadar bir isim şartı tutmadıysak, bu konuyu evlendiğimizde çekişmeli geçen bir sohbet maçına çevirebiliyoruz. Karşılıklı fikirlerimizi paylaşırken gerginliğe sebebiyet veriyoruz. Bebek dünyaya gelmeden ismi tartışılıyor.

Aklımızda doğmamış yavrumuzun sevgi yumağına dönüşmesi düşüncesi varsa, aile bireylerine ait heceleri birleştiren bir isim ortaya çıkarabiliyoruz. Anlam arayışı içine girmeye gerek duymuyoruz.

Aile listemizde baş harf benzerliği varsa, bunu dikkate alarak listeyi aynı baş harfiyle devam ettiriyoruz. Tabi daha çocuğumuz yok. Aramızda konuşuyoruz.

Dini görüşlerimize uygun bulduğumuz bir ismin yanına, insanların arasında çağrıldığında modern dursun diye bir tane daha ekleyebiliyoruz.

Mübarek bir ömür beklentisiyle, mübarek tek isim de verebiliyoruz.

Bazen ağabeyinin veya ablasının adını, aynı çağrışımla kardeşine de veriyoruz. İlk çocuğumuza ‘Alev’ ikinciye ‘Ateş’ ve üçüncüye ‘Kıvılcım’ diyerek uyum içinde sıcaklıyoruz. Birincisi ‘Ateş’ ise, diğer çocuklarımızın isimlerini ‘Su’ ve ‘Toprak’ ile yeryüzüne tamamlıyoruz.

Kız çocuğunu fazla gören ve oğlan çocuğu isteyen anne-baba isek, son kızımıza hayatı boyunca ‘Döndü’ diyerek seslenilmesini göze alabiliyoruz. Yeter ki dönsün ve arkası oğlan olsun diye bakıyoruz.

Cinsiyetini bilmeden erkek isimleri beğenebiliyoruz. Erkek egemen toplum vurgusunu, kızlarımıza erkek ismi tercihiyle gösterebiliyoruz.

Sizce bir insan ismi onun yüzünü görmeden ona yakıştırılabilir mi?

Bebeğimizi sağlıkla kucağımıza aldıktan sonra, isim söylemlerimiz yine fark ediyor.

Kandil ve bayram günlerinde ona kavuştuysak ismiyle geldiğine inanıyoruz. Örneğin ‘Bayram’ veya ‘Ramazan’ diyebiliyoruz…

Doğum günü, sevdiğimiz bir büyüğümüzün ölüm gününe denk geldiyse, çocuğumuza ölen kişinin ismini verebiliyoruz.

Çocuğumuzu ilk kez kucağına alan amcamız, kulağına ismini okuyuveriyor. Böylece çocuğumuzun ismi belirleniyor.

Bebeğimizi ilk gördüğümüzde, beyaz yüzündeki pembeliğe odaklanıp ona ‘Gül’ ismini yakıştırabiliyoruz.

Evlatlarımızın isimlerine, ne kadar çok çeşit üretebiliyoruz…

Emanetimiz; biricik fiziksel vasıflarıyla, kendisine ait bir hayatı farklı bir bakış açısıyla ele almaya geliyor. O; bizim babamız, padişahımız, sanatçımız, siyasetçimiz, ölen sevdiğimiz, erkek evlat müjdecimiz veya bir evliyamız değil.

Şahsına ait ve anlamı güzel bir isim seçmemizin, onun en özel şansı olduğunu düşünüyorum. Aslında özel bir isim bunu gerektirmez mi?..

Çocuklarımıza güzel anlamdaki kendilerine özel isimleriyle, güzel bir ömür diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/bebegin-ismini-kim-secti-makale,3943.html

gazete, Genel, Yazı

Şubat Ayı’nda Andığımız Özel İsimler

12.02.2019

Şubat Ayında, düşüncelerine saygı duyduğumuz ve kaybetmiş olduğumuz kişileri sırayla anıyoruz. Onlara ait sözleri sosyal medyada birbirimizle paylaşıyoruz.

Bu kişilerin arasında; yazarlarımız, siyasi görüşleriyle takdir ettiklerimiz, evlerimizdeki ekranlarda ailemizden biri kabul ettiğimiz veya ruhumuzu besleyen ses sanatçılarımız var.

Yaşamlarını merak ederek takip ettiğimiz insanların, önem verdikleri bir inancı veya bir ilkeyi okumakla, onlara vefa borcumuzu ödüyoruz.

1 Şubat 1979

Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi bir suikast sonucu öldürüldü.

“Öyle bir anayasa yapın ki, bir daha ihlali mümkün olmasın.”

80’li ve 90’lı yıllarda, aklımızda kendimize ait düsturlardan oluşan bir zihin kitabı tutardık. Fikir özgürlüğünü, eğrilip bükülmeden fakat başkasının hakkına darbe indirmekten kaçınarak savunurduk.

1 Şubat 1999

Anadolu Rock Müziği Sanatçısı Barış Manço, İstanbul’un Moda semtinde evinde kalp krizi geçirdi ve kaldırıldığı Siyami Ersek Hastanesi’nde hayatını kaybetti.

“İnsanın öğrenmesi gereken ilk dil tatlı dildir.”

8 Şubat 2004

Türk Pop ve Rock Müziği Sanatçısı Cem Karaca hayata gözlerini yumdu.

“Sevda kuşun kanadında, ürkütürsen tutamazsın.”

Çocukluğumda aile gezilerimizde, bize Barış Manço ve Cem Karaca şarkıları eşlik ederdi. İki dev sanatçının söz yazarlıklarıyla anlam bulan notalar, onların karakteristik ses tonlarıyla gücünü ruhumuzda artırırdı. Yolculuğumuzda onlardan dinlediklerimizle neşe içindeyken, yüce duygular ve insanlık kuralları öğrenirdik.

3 Şubat 1451

6. Osmanlı Padişahı Sultan İkinci Murat (Koca Murat) vefat etti.

“Varalım bir iki gün zikredelim Mevla’yı

Bize ısmarladılar mı bu yalan dünyayı”

Bu mısralarla padişahlığı oğlu Fatih Sultan Mehmet’ e bırakarak Manisa’ ya çekilen Sultan Murat, İstanbul’ un fethini görmek istedi. İdealini ve devletinin yükselmesini makamından üstün tuttu. Baba duasıyla evladının yönetimine destek oldu.

5 Şubat 1993

Türkiye’ de Devlet ve Maliye Bakanlığı yapmış Adnan Kahveci, Bolu-Gerede otobanında ters yola girerek trafik kazası geçirdi. Yanında koruma bulunmaması ve  yeni bir otobanda ters yola girmesi, şüpheli bir ölümü olduğunu konuşturdu.

“Makam şoförü uygulamasından vazgeçilmeli. Herkes kendi taşıtını kendi kullanmalı, benzin fişini kendi doldurmalıdır. Şoförleri başka alanda istihdam etmeliyiz.”

Adnan Kahveci gibi ülkemize ekonomik fayda sağlama yolundaki önder ruhlu siyasetçilerimize çizilen kader, benzerlik gösteriyor…

8 Şubat 2015

Türk Sanat Müziği Usta Sanatçısı Müzeyyen Senar, 97 yaşında yaşama veda etti.

“Nasılsa bir gün hepimiz öleceğiz, önemli olan içinde bulunduğumuz anın kıymetini bilmek ve en güzel şekilde yaşamak .”

Atatürk’ün bulunduğu mekanda şarkı söyleyen Müzeyyen Senar, son anına kadar o havayı soluduğunu kanıtladı. Bir kadın sanatçının, sahnede uzun yıllar kalmasına bir engeli olmadığını ispatladı. Onun güçlü Türk kadını profili, arkasından gelen nesile örnek kaldı.

10 Şubat 1918

34. Osmanlı Padişahı Sultan Abdülhamid Han vefat etti.

“Kılıçla alınan vatan, para ile satılmaz.”

Saygı duyarak andığımız isimlerin değerli görüşleriyle yol alarak, özgürlük içinde aydınlık yarınlarımız olmasını diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/subat-ayinda-andigimiz-ozel-isimler-makale,3924.html

gazete, Genel, Yazı

Tatilde çocuklarımızla mutlu olmanın yolları…

26.01.2019

Yarıyıl tatiline girerken çocuklarda başlayan heyecan, okulsuz günlerini coşkuyla yaşamak istediklerini gösteriyor. Fakat bozulan uyku ve yemek düzenleri, onları agresifleştirebilir. Kontrolsüz hareketlerine karşı anne ve babalarından alacakları tepkiler, evin içinde gerginlik yaratabilir.

Bulunduğumuz kış aylarında, hava şartları evde geçirilen vakitleri arttırıyor. Çocuklarımızla bu günlerde mutlu olmanın yollarını; uyku, yemek düzeni, dijital medya kullanımı ve kapalı mekan aktiviteleri olarak sıralayabiliriz.

Okul günlerinde erken kalkmak zorunda kalan öğrencilere, serbest zamanlarında sabah yatak keyfi yapma hakkı tanıyabiliriz. Sabah yatak keyfi hepimize iyi geliyor.

Gece vakitli belirlenen dinlenme saati ve rahat bir kalkış, evin içindeki huzuru koruyor.

Yatış ve kalkış saatlerinin düzensizliği, beslenme saatlerini de rutin dışına çıkarıyor. Açlık süresinin 3-4 saati geçmesinin ardından, büyümekte olan çocuğun gereksinimi olan enerji ve besin öğesi ihtiyaçları kendi vücudundaki depolardan sağlanıyor.

Gece boyunca uzun süre aç kalan bir çocuk, ardından oyun oynamaya başlarsa öğün atlayabilir. Çocuğumuzun uzun süre aç kalmasını, kontrol altında tutmamız gerekiyor.

Uyku ve beslenmenin yaşlarına uygun ilerlemesi, çocuklarımızın akranlarıyla eşit zihinsel ve bedensel gelişimleri için önem taşıyor.

Sağlıklı gelişen çocuklar, akranlarıyla daha rahat oyun kurabiliyor ve ailelerin tüm gününü çocuklarıyla geçirme yükünü hafifletiyor.

Hepimizin evinde yer alan televizyon, tablet ve telefonlar bir kurtarıcı görülebiliyor. Ebeveynler bazen işlerini bitirmeye çalışırken, çocuğun izlediği video süresini avantaj biliyor.

Dijital medyaya vakit ayıran çocuklarımızın, izledikleri video ve oyun seçimleri onların ailelerine davranışlarını da belirliyor.

“Biz seninle sakin konuşuyoruz, seni sinirlendiren nedir” gibi soruları, şaşkınlık halinde çocuklarımıza yöneltebiliyoruz. Evin içinde huzurlu ve güvenli bir ortam varken, çocuklarda şiddet veya uygunsuz tavırlarla karşılaşabiliyoruz.

İnternetten çocukların yaşlarına uygun video kanalları ve oyunları araştırarak çocuğumuzun tercihlerini düzenlememiz, onların davranışlarını da düzenleyebilir.

Kış tatilinde gezeceğimiz kapalı mekanların, çocukların oyun oynayacağı yerlerde olmasıyla onlarla güzel vakit geçirebiliriz.

Bütçemize uygun çeşitli mekanların hazırladığı birbirinden eğlenceli etkinlikleri araştırıp katılabiliriz. Mesela bir AVM programına gidebiliriz.

Çocuklarımızla birlikte, mutluluk ve eğlence dolu bir yarıyıl tatili diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/tatilde-cocuklarimizla-mutlu-olmanin-yollari-makale,3898.html