gazete, Genel, Yazı

İlkokula Başlama Yaşı 69 Ay Mı Olmalı?

06.07.2019

Ülkemizde, ilkokula başlama yaşı diğer ülkelerle benzerlik gösteriyor. Almanya, Avusturya ve Fransa’ da 6 yaşında; İngiltere ve İsrail’ de 5 yaşında çocuklar okula başlıyorlar.

Bizim farklı yönümüz, okula başlama ayının değişiklik gösteriyor olması diyebiliriz.

İlkokula başlama yaşıyla ilgili düzenlemenin, 2019 – 2020 eğitim öğretim yılından itibaren uygulanması öngörülüyor. 66 ay olan ilkokula başlama yaşının, 69 aya çıkarılması Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi.

Yeni düzenlemede, kayıt ertelemede kolaylaştırma görünüyor. Kayıt erteleme için zorunlu tutulan sağlık raporu kaldırılıyor.

2019 yılının eylül ayı sonu itibariyle, 69 ayını dolduran çocuklar ilkokula başlayacaklar. 66,67 ve 68 aylık çocuklar, velilerin yazılı talebiyle ilkokula başlayabilecekler. Kayıt hakkını elde eden çocuklardan 69,70 ve 71 aylık olanlar; velilerin yazılı talebiyle bir sonraki sene ilkokula kayıt yaptırabilecek ve okul öncesi eğitime geçecekler.

Veliler olarak kanuna uyan bir girişimde bulunacak ve çocuklarımızı belirlenen aylarda okula göndereceğiz. Aklımızı karıştıran konu, çocuğumuzu ilkokul 1. Sınıfa hazır görüp görmemiz oluyor.

Bazen bize, çocuğumuz okula gidecek becerilere sahip gibi gelmiyor.

Okul öncesi dönemi tamamlamış (5 yaş sonunda) çocuğun özelliklerini şu başlıklarla özetleyebiliyoruz:

  • Öne doğru topukları üzerinde yürüyebilme
  • Zıplayan bir topu yakalayabilme
  • 10 – 15 heceli bir cümleyi tekrar edebilme
  • Gündüz-gece ayrımını yapabilme
  • Bir cismin altı – üstü ayrımını yapabilme
  • En az 4 rengi tanıyabilme
  • Gece ve gündüz tam tuvalet temizliği
  • 2-3 metre uzaklıktan fısıltı konuşmayı duyabilme

Çocuklarımızda gelişim geriliği fark etmiyorsak belirlenen aylara göre okula gönül rahatlığıyla gönderebiliriz.

Çocuklarımıza güzel bir yaz tatilinin ardından, mutlu bir okul dönemi diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/ilkokula-baslama-yasi-69-ay-mi-olmali-makale,4150.html

gazete, Genel, Yazı

Dilek İmamoğlu Ne İstiyor?

29.06.2019

İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinde Ekrem İmamoğlu hakkında, en çok konuşulan konulardan biri mazbata alıp alamamasıyken, bir diğer konu eşinin vizyonu oluyor.

Dilek Hanım’ın üç çocuk annesiyken, aynı zamanda bir doktora öğrenci olması takdir ediliyor. (Tabi kendisinin on kardeşli bir aileden gelmesi, üç çocuğa ulaşmasını daha olağan göstermiyor değil.)

Trabzon’da doğan Dilek Hanım, İstanbul’da yaşamını sürdürürken geceleri bir kadının tedirgin olmadan yürüyerek sahile inmesini hayal ediyor.

Dilek İmamoğlu, kadınlar konusunda eşitlik ve özgürlük istiyor. Kadınların sorunlarına çözüm bularak yaşamın tüm alanlarına alınmalarını hedefliyor.

Kadınların geniş perspektif bakış açısına sahip olduğunu düşünüyorum. Yalnız hedefe odaklanmada sıkıntı yaşıyoruz. Hayat şartları ve bizden beklentiler, odak noktamızı değiştirebiliyor.

Dilek Hanım, kadınlarla iş birliği içine girerek hedefe odaklanırsa güzel yol alabilir. Eğitim alan kadın sayısını artırmanın, geleceğimizi aydınlatacağına inanıyorum.

Eğitimlerimizi ya da iş yaşamımızı, eş ve annelik görevlerimizi üstlenirken- geri plana alabiliyoruz. Peki, “Ev içinde sadece kendimize ait görevleri mi yerine getiriyoruz” diye soruyorum. Bence aile içi sıkıntılı iş bölümü ile kendimizi geliştirmeye ve hayata dahil olmaya fırsat bulamayabiliyoruz.

Bir anne ne biliyorsa, çocuğuna onu aktarıyor…

Matematiği iyi biliyorsak, çocuğumuza ders çalıştırırken matematiği iyi anlatıyoruz.

Uzay bilimine ilgiliysek, çocuğumuzun düşünce yapısında gezegenler arası bir yolculuk yaptırıyoruz.

İhlas suresini ezbere biliyorsak, uyumadan önce çocuğumuza bu duayı ezberletiyoruz.

İnsan ilişkilerinin dürüstlükle kurulduğunu idrak ediyorsak, çocuğumuza doğru söylemenin önemini vurguluyoruz.

Her alana girerek aktifleşmemizi, Dilek Hanım gibi ben de istiyorum. Çünkü biz kadınların öğrenmesi, gelişmesi ve çalışması; nesillerimize ufuk açıyor.

Geri planda kalan kadınlarımız, ülkemizde yetişen toplumun diğer ülkelerden geride kalmasına sebep oluyor.

Kendimize yatırım yaptığımız zamanları, kendimize hak gördüğümüz güzel günler diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/dilek-imamoglu-ne-istiyor-makale,4138.html

gazete, Genel, Yazı

Mutlu Olmanın Yolları

18.05.2019

Bazı araştırmacılar, insanların mutluluğunun yüzde 50’sinin kalıtsal ve genetik faktörlerle ilişkili olduğunu söylüyorlar. İkinci faktör yaşam koşulları; ekonomik kazanç ve evlilik gibi durumlar mutluluğun yüzde 10’unu oluşturuyor. Son faktör olumlu davranışsal, bilişsel ve amaçlı etkinliklerin mutluluğa oranı ise yüzde 40.
Farkındalık ve çabayla geliştireceğimiz özellikler mutluluğa yüzde 40 etkiliyse, bu oranı azımsayamayız.

Yaşamı sürdürmek daha lezzetli gelse ve yüzümüz gülse istiyoruz. Büyüdükçe masallardaki gibi bir beyaz atlı prensin ya da güzel prensesin, mutluluğu bize getirmediğini öğreniyoruz.

Belki mal sahibi olmakta aradık mutluluğu. Sonra bol gülücüklü muhabbet eden, ekonomik geliri düşük teyzelere özendik.

Belki çevremizdeki insanlarda aradık mutluluğu… Sonra tek başına enstrüman çalan bir delikanlının gülen yüzüne şaşırdık.

Belki ulaşılamaz hedeflere yönelerek yorulduk. Vardıkça sevineceğimiz ufak basamakları atladık.

Kendimize ve etrafımıza pozitif enerji yaymaya karar verdiysek mutlu olmanın yollarını konuşalım.

Zevk alma; yemeğin lezzetini almamız, izlenilen bir manzaranın keyfini çıkarmamız veya kitap okurken yanında içtiğimiz kahvenin tadına varmamız… Önemli olan o anı fark etmemiz ve o anda bulunmamız. Zevk veren ayrıntıları fark etmemiz, olumlu duyguları artırıyor.

Meşguliyetler; çok parçalı bir yapbozu tamamlamaya çalışmamız, karmaşık bir bulmacayı çözmeye uğraşmamız, bitki yetiştirmemiz ya da ekmek yapmamız… Bizi zorlayan ancak aynı zamanda haz veren faaliyetler içinde bulunmamız, yaşam doyumunun anahtarı olarak görülüyor.

İlişkiler; başkalarıyla sohbet etmemiz, vakit geçirmemiz, yardımlaşmamız veya sosyal etkinliklerde bulunmamız… Yakın ve anlamlı ilişkiler kurmamız, mutluluk düzeyini artırıyor.

Anlam; doğaya fayda sağlayan etkinliklerde bulunmamız, hayvanları korumaya alan topluluklara katılmamız, sivil toplum kuruluşlarında yer almamız veya yardıma ihtiyacı olanlar için faaliyetlere katılmamız… Gündelik akışın dışında değerli bir anlam taşıyan uğraşlarımız, bizi olumlu etkiliyor.

Başarma; evde kendi maydanozumuzu yetiştirebilmemiz, seramik vazo yapabilmemiz, enstrüman çalabilmemiz veya bir dili kendimizi ifade edebilecek kadar öğrenmemiz… Belirlenen herhangi bir hedefe ulaşabilmemiz, başarı duygusu sağlıyor ve yaşam doyumuna katkıda bulunuyor.

Konuştuğumuz mutlu olmanın yollarından, kişisel özelliklerimize uygun olanları düzenli uygulamaya geçirmemiz öneriliyor.

Hepimize huzur ve mutluluk dolu günler diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/mutlu-olmanin-yollari-makale,4083.html

gazete, Genel, Yazı

Aktivite Yorgunu Çocuklar

23.02.2019

Aktiviteden spora, spordan müziğe, müzikten derse, dersten robotik kursuna, kurstan satranç dersine yetişme gayreti içindeki ebeveynler ve çocuklarını gözlemliyoruz. Sosyal medya hesaplarından da bu ebeveynlerin, çocuklarına verdikleri imkanlardan bizi haberdar etmelerini takip ediyoruz.

Çocuklar özel okula gidiyor ve okullarında spor ve aktivitelere katılıyorlar. Annelere yetmiyor… Bitmeyen enerjiyle sıkı bir döngüye giriyorlar.

Mükemmeliyetçi tutum ile hoşgörülü ve güven verici ebeveyn ayrımını yapalım mı?

Hoşgörülü ve güven verici anne-baba tutumu, ideal bir aile yapısını sağlıyor. Bu tip ailelerde çocuklar, temel kural ve kısıtlamalar haricinde birey olmanın ayırtına varıyorlar. Çocuklar özgür fakat sorumluluklarının bilincinde yetişiyorlar. Özgüven ile kuvvetli sosyal ilişkiler kuruyorlar.

Çocuklarımızın yeteneklerini gözlemleyerek destekleyebiliriz. Onların başarılı olduğu konuları takdir ederek ilgilerini artırabiliriz. Araştırma ve inceleme isteklerini karşılayarak yeteneklerini keşfetmelerine yardımcı olabiliriz.

Aile tarafından sunulan cesaretlendirme ve moral destekleri ile çocuğumuz, yeteneği olduğu alanda güzel sonuçlar alabilir.

Mükemmeliyetçi aile tutumunda aileler, genellikle kendi yapamadıklarını çocuklarının yapmalarını bekliyorlar. Ben merkezci bireylerden oluşan ailenin çocuklarında; yaptığı işi beğenmeme, yetersizlik duygusu ve başkalarını mutlu etmeye çalışma görülebilir.

Ailenin değer yargıları, sahip oldukları meslekleri, içinde kalan tercihleri ve hayata bakış açıları çocuklarımızın etkinlik ve meslek seçimlerine baskın gelmektedir. Hatta mükemmeliyetçi ebeveyn tutumu ile çocuklarımıza, hayatı keşfetme ve tercih hakkı sunulmamaktadır.

Anne-baba, çocuklarını giyimlerinden davranışlarına bir kontrol sistemine sokuyorlar ve çocuklarının özerklik kazanmasına engel oluyorlar.

Çocuklarımızın arkadaşlarıyla oyun kurması, boşa vakit harcaması değil sosyalleşmesidir. Evde kardeşiyle kavgası, normal dışı davranışı değil problem çözme yeteneğini geliştirme fırsatıdır. Sevdiği yemekleri yemesi, beslenme eksikliği değil huzurlu beslenme saatidir.

Mükemmel bir planla büyüyen çocuklar, kendini bulma ve tanımada zorluk çekebilirler. Başka bir insana bağlı kalma ihtiyacını ömür boyu yaşayabilirler.

Hepimize çocuklarımızla özgürlüğü ve kuralları dengelediğimiz, sağlıklı ve huzurlu aileler olmayı diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/aktivite-yorgunu-cocuklar-makale,3997.html

gazete, Genel, Yazı

Kim evliliğe hazır?

16.03.2019

Evliliğe hazır hale gelmek, yetişkin bir birey olarak sorumluluklarının bilincinde davranmaktır. Ayrıca evliliğe hazır kişi kendini tanıyan, anlayan ve kırmadan ifade edebilen kişidir.

Evlenen gençlerin, aralarında sorunlarını konuşarak aşabilmeleri, ikisinin de evlilik yolunda doğru adım atabilmesidir.

Rahatsızlık duyduğu konuyu muhatabına uygun bir dille izah edebilmek, kendini ifade etmeyi bilen bireyin özelliğidir. Örnek verelim… Eşimizin annesinin çocuğumuza şeker vermesini istemiyorsak, annesine uygun bir dille bunu söylemeliyiz. Eşimiz bu konunun muhatabı değildir.

Yetişkin bir birey kavramı, erkek ve kadın ayrımını içermemelidir. Karnını doyurabilmek ve temizliğini yapabilmek her insanın kendisine ait ihtiyacıdır. Kendi ihtiyaçlarımızı, bir başkasının gidermesini bekleyemeyiz.

Kadınların ve erkeklerin sahip olduğu yetilerdeki farklılıklar, birbirimizin eksiklerini giderme görülmelidir. Bu farklılıklar, evliliğimizde tamamlayıcıdır. Örneğin kadın doğum yaparken bu sırada erkek evin gereken ihtiyaçlarını giderir. Bir diğer örnek anne, çocuklarda güvenli bağlanma sağlarken baba çocukların özgüvenini besleyendir.

Evlilikte hedef geçim ve anlayış ise, eşler birbirini nasıl daha iyi tamamlayabileceğini hesaplamaktadır. Eğer evin içinde benlik üstünlüğü yarışına girildiyse, eşler hata bulmakta ve bunu yüzlerine vurmaktadır. Bu yarış, bitmeyen çatışmanın başlangıcıdır.

Çatışmalarını ailelerine veya aile danışmanlarına aktaran eşler, yanlış yönlendirmelere maruz kalabilmektedir. Çözüm, davranışları gözden geçirerek davranış değişikliğine gitmek iken arayı açan sürece girilebilir.

Evladını haklı gören ve gelini ya da damadını kötüleyen aileler, yangına körükle gitmektedir.

Bir ilişkide dozundan fazla bireysel istekleri açıkça destekleyen aile danışmanları, bir yuvanın bütünlüğüne darbe indirmektedir. Birlikte ortaya çıkan isteklerin karşılıklı karşılanmasıyla “biz” olunabilir. “Ben” ise sadece tek başına isteklerin gerçekleşmesinin peşindedir.

Bir aile düzeni kurulurken görevlerini üstlenen karı-koca; uyku ve yemek saatlerini, aile ve arkadaş günlerini belirlemelidir. Kişisel serbestiyet talebi, tek başına yaşama isteğine dönüşmemelidir ve zamanlaması yapılmalıdır.

Çocuklarımızın da tatilde yaşar gibi evde yaşama hakları yoktur. Bu hakkı onlara vermemiz, onların olgunlaşmasına ve sağlıklı gelişmesine engeldir. Yemeğe, derse, temizliğe, oyuna, televizyona ve aile etkinliklerine ayrılan vakitler programlanmalıdır.

Eşlerin kendilerini tanıyarak başladıkları ilişkide sahip oldukları işleri, arkadaş grupları ve hobileri saygıya değerdir. Eşler, saatlerinin tamamını iç içe geçirmeyi beklememelidir. Kişisel alan sınırları ihmal edilmemelidir.

Bizi mutlu eden uğraşlara yönelmeliyiz. Kendimize ait saatlerimiz, eşlerimize ayıracağımız saatlerimizden ayrışmalıdır.

Anlaşma ile aynı evin nasıl paylaşılacağı haritası ortaya çıkarken, iki taraf uyumsuzluk sebeplerine dikkat ettiğinde beraber el ele yürümeleri kolaylaşacaktır.

Ömrümüzü yalnız başımıza bitirmek, insan fıtratına aykırıdır. Tek elden ses çıkmıyor. Saygı, sevgi ve emek karşılıklıysa, bir ilişki uzun yıllar devam ediyor.

Hepimize yuvamızda sıcaklık, güler yüz ve muhabbet diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/kim-evlilige-hazir-makale,3985.html

gazete, Genel, Yazı

İş ayağımıza gelsin…

07.03.2019

Piyasa şartları, kazanç ivmesini aşağı çekmektedir. Şirket sahipleri, iş yoğunluğunu minimuma indirerek işçi çıkarmaktadır.

Gözlerimizi engebelere mi dikmeliyiz? Canla başla çalışmayı hayal edebilir miyiz?

Biz ne iş istiyoruz ve nasıl uğraş vermekteyiz?

Kafalarımızın karışıklığını, birlikte dile getirebiliriz…

Bize önerilen bir işi, özgeçmişimize uygun bulamayabiliriz.

Gideceğimiz yer evimizden uzakta olabilir ve sabah az uyumanın bize iyi gelmeyeceğine karar verebiliriz.

Kurumlar çalışanlarına sabah kahvaltı ve öğle yemeği vermezlerse, maaşımızı öğünlerimize harcayabiliriz.

Çalışma saatlerini, sabah 09:00 akşam 17:00 arasına alırlarsa iş bulmamızı kolaylaştırabiliriz. Bir de Cumartesi hafta sonu ve ailemizle vakit geçirmeliyiz.

Babamız, amcamız veya dayımız varlıklı insanlardır. Onlardan gelen harçlığı, yorulmaya tercih edebiliriz.

Elon Musk da çok zengindi (!)..

Elon Musk, 1999 yılında X.com’ u kurmuştur ve büyüterek Paypal’ ı ortaya çıkarmıştır. Paypal satışından elde ettiği gelirle “artık zenginim, çalışmama gerek yok” dememiştir. Paypal satışından aldığı payla 3 büyük şirkete girişmiştir. Ona göre gelecek “uzay, internet ve temiz enerji” dir.

2002 yılında kurduğu SpaceX uzay şirketiyle, Elon Musk’ ın vizyonlarından biri Mars’ ı kolonileştirmektir.

Kompleksimize kılıf geçirebiliriz.

Biz de akıllıyız ve zekiyiz. Gelecek nesillerin derdine düşemememizin sebebi, hızlı düşünmemiz.

Bir meslek edinip uzmanlaşamayız çünkü çevremizdeki insanların söylemleriyle ve bizi etkilemesiyle dolu zihnimiz.

Einstein da çok düşünürdü (!)..

Einstein’ın bilim dünyasına kattığı kuramlar; özel görelilik kuramı, genel görelilik kuramı ve birleşik alan kuramıdır. Ayrıca fotoelektrik etkiyi, özel görelilik kuramının bir sonucu türettiği kütle-enerji eşitliğini, Brown hareketi ve istatistiksel fizik ve bose-einstein istatistiğini bulmuştur.

Einstein ölüm haberini alan gazetecinin çektiği Einstein masası fotoğrafı anlamlıdır. Çalışma masasındaki evrakların masada yer bırakmayacak kadar fazla olması, Einstein’ ın son anına kadar ne kadar çok çalıştığının kanıtıdır.

Engellerle sönmenin zamanı değil…

Biz de zeki ve çalışkan insanlar gibi kütüphaneler okuyabiliriz. Kendimize ait vizyon ve misyona sahip olabiliriz.

Ülke ekonomisine katkı sağlamak amacıyla gayret etmeliyiz. Kritik senelerin vebalini üzerimizde hissetmeliyiz. Uykudan ve rahattan vazgeçemediğimizde, milletimizin kamburunu büyüteceğiz.

İnanmak yolun yarısıdır. Çalışarak el ele verdiğimizde, güzel bir geleceği evlatlarımıza bırakacağımıza inanıyorum.

Hepimize çabamızla hak ettiğimiz, yüzümüzü güldüren günlerimiz olmasını diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/is-ayagimiza-gelsin-makale,3971.html

gazete, Genel, Yazı

2018 Yılının En Gönüllüleri

29.12.2018

Bursa Uludağ Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Başkanlığı himayelerinde 15 yıldır resmi faaliyet gösteren ve çalışmalarını sürdüren Engelliler Birimi, “2018 Yılının En Gönüllüleri” programını düzenledi.

Bursa Nilüfer Özel Eğitim Meslek Lisesi işitme engelli öğrencileri töreni, İstiklal Marşı’ nı işaret diliyle okuyarak başlattılar.

Programa Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay, Sağlık Külür ve Spor Daire Başkanı Hasan Arslan, Rektör Başdanışmanı Fikri Pala ve Genel Sekreteri Kemal Demirel katıldılar.

Uludağ Üniversitesi Engelli Birimi Koordinatörü Sıdıka Parlak, projelerden bahsederek program akışını yönetti.

Programda Engelliler Biriminin; Avrupa Birliği Projeleri, Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı (BEBKA) Projesi ve Bilimsel Araştırma Projesi bulunduğundan bahsedildi.

Birimin hazırladığı Uluslararası Kitap, “Türkiye’ de İşitme Engelliliği ve İşletmelerdeki Danışmanlık Hizmetleri üzerine Pilot Araştırma” isimli kitaptır. Ayrıca Uluslararası basılı çeşitli bildirileri de vardır.

Faaliyetlerinden bir diğeri üniversitede ve ders dışında verilen eğitimler ile, engelli yaşam üzerine bilinçlendirme sağlanmaktadır.

Öğrencilerle ve öğrenciler için yapılan küçük yerel projelerinden bazıları; ‘Engelsiz Kariyer Günleri’, ‘Engel Bulmaca Bildirmece Projesi’, ‘Adım Adım Kampüs’, ‘Bir Saat İçin Engelli Olur Musun’ ve ‘Bariyerleri Kaldıralım’ isimli projelerdir.

‘Özürlü Bireylerin Bilgi ve İletişim Teknolojilerine Erişim’ ve ‘Engelliler Hayatın İçinde’ gibi birçok davetli katılımı olan paneller yapılmaktadır.

Kurum içi ve Kurumlar Arası İş birliği Niteliğinde Öğrenci Etkinlikleri sayılamayacak kadar fazladır.

Engellerin kaldırılmasına katkı sağlayan Engelliler Birimi, üniversitede işitme engelli öğrencilere özel bir derslik açılacağının da sözünü verdiler.

“Sev Kardeşim” ve “Hayat Bayram Olsa” şarkılarını işaret diliyle söyleyen işitme engelli öğrencileri izlerken hep beraber töreni mutlu tamamladık.

Programın sonunda işitme engelli öğrenciler, ellerinde hazırladıkları pankartlarda yazan anlamlı söz ile kalplerimizdeki engeli düşündürdüler…

“Elimi tutsan, engelimi unutsam”

Uludağ Üniversitesi Engelli Birimi’nin her yıl düzenlediği ödül törenine katıldıktan sonra, internetten bu birim için hazırlanan haberleri ve köşe yazılarını okudum. Birimin gönüllü öğrencilerinin ve akademisyenlerinin isimlerinin değiştiğini fark ettim.

Yıllardır engelsiz yaşam için mücadele veren isimler değişirken, gönüllerin katkısına sunulan ödül hatırası ile, engelsiz dostluk ve beraberlik baki kalmaktadır…

NOT: Eğitim ve özel yaşam engeli için özel yardım isteyenler, sağlık raporlarıyla birlikte üniversiteye başvuru yapabilirler, bu dostluğun ve beraberliğin içinde yer alabilirler. Başvuru adresi, Uludağ Üniversitesi Mediko Sosyal ve Gençlik Danışma Merkezi’dir.

http://www.gazetebursa.com.tr/2018-yilinin-en-gonulluleri-makale,3848.html 

gazete, Genel, Yazı

Ünlülerden Köy Hayatına Geçenler

22.12.2018

Sakin ve doğayla iç içe bir yaşam sürmeyi tercih eden ünlülerin sayısı artıyor. Ekranlarda izlediğimiz isimler, tek tek köye yerleşiyorlar.

Dağılan ‘Hepsi’ müzik grubundan Eren Bakıcı, müziği bıraktıktan sonra Bursa’ da köy hayatı yaşıyor ve seramik işi yapıyor.

Kıraç yılın belirli dönemlerinde metropol hayatından uzak, Beykoz’a bağlı Bahadır Köyü’ndeki bir çiftlikte günlerini geçiriyor.

Atilla Saral’ın şöhreti bırakarak Assos – Küçükkuyu koyu üzerindeki arazide yaşadığı biliniyor.

Ege, Bodrum Güvercinlik’ te ağaçtan bir evde yaşıyor.

Oyuncu Aslı Tandoğan, şehirden uzak yaşamında oğluyla bahçesinden sebze topluyor.

Hayko Cepkin, Şirince’de yöre halkıyla kurduğu sıcak ilişkiler içinde, açtığı kamp alanında çalışıyor.

Mehmet’ im şarkısı ile ünlenen Zeynep, Bodrum’ da magazinsel haberlere maruz kalmadığı mesleği, müzik öğretmenliğini icra etmeyi tercih ediyor.

Film projelerinin işleri dışında Yılmaz Erdoğan tüm zamanını, Köyceğiz’deki evinde geçiriyor.

Kaş’ ta ailesiyle birlikte kurdukları düzenlerinde Özgü Namal, kalabalıktan sıyrılmış bir şekilde yaşamını sürdürüyor.

Oyuncu Burak Hakkı, Çanakkale Güneyli Köyü’nden aldığı çiftlikte sebze ve meyve üretiyor. Arsada kendisine ait villası da bulunuyor.

Ünlülerin şehirleri terk edişleri, bize örnek teşkil ediyor…

Biz sıradan hayatımızı sürdürürken kent hayatından ne kadar memnunuz?

Şehir hayatının sisli ve kirli havasını soluyorken zorluklarına katlanmak, sağlam sinir sistemi gerektiriyor.

Farklı koşulları hatırlayarak, içinde bulunduğumuz buhranı gözümüzün önüne getirebiliriz.

Özel alanımız yuvamızı daha seçerken, içimize sinen bir evde yaşayabilme derdimiz başlıyor. Ev fiyatları, iyi bir konumda olmasıyla ve güvenilirliğiyle tezatlık taşıyor. Bütçe hesabımıza uyarken, istenilen muhitte oturulamıyor.

Bir sitede güvenliğin varlığı rahatlatıyor, fakat komşunun gürültüsü veya otopark çizgisini ihlali yıpratıyor.

Güne ilk başladığımız anda, aklımızdan planlar ve ihtiyaçlar listesi geçiyor. Evden çıkmaya hazırlanırken her birini unutmamak için zihnimizde sıralama devam ediyor. Kafamızdaki yoğunlukla, yanımızdan geçen aile bireylerine gülümseme fırsatını bulamıyoruz.

Yola çıktığımızda, yolculuğun en konforlu şekilde yapılabildiği özel araç kullanımı esnasında bile, kent hayatına ait problemler var. Bir yere ulaştığında park edecek yer aramaktan, aracı sürerken sıkıştıranlardan, korna seslerinden ve levyeyle gezen sürücülerle aynı trafikte olmaktan stres seviyemiz artıyor.

Çalışma saatlerinin uzunluğu ise, kendi ihtiyaçlarımızı karşılayacak süreyi kısıtlıyor.

Akşam çocuklarımızın ödev, oyun oynama ve dinlenme saatleri bizim kendimize vakit ayırmamıza engel oluyor. Aile büyüklerini ziyaret de, hafta sonlarını bizden alıyor.

Bir günün 48 saate çıkarılması, günümüzün bize yeteceğini düşündürüyor.

Bu sıkıntılara katlanmak istemiyorsak, ünlülerin peşinden gidebiliriz…

Hepimize huzuru ve mutluluğu yakaladığımız bir yaşam dilerim…

http://www.gazetebursa.com.tr/unlulerden-koy-hayatina-gecenler-makale,3832.html

gazete, Genel, Yazı

Deizm Yeni Bir Gençlik Hareketi Mi?

15.12.2018

Deizm bir dine değil, yalnızca Allah’ a inanmaktır. Üniversitede, deizm toplulukları dikkat çekmektedir.

Deizm topluluğunun popülaritesinin yüksek bulunması düşündürücüdür… Topluluğun içine girme özentisi ile çaba sarf edilmekte ve inanç değişmektedir.

Ateizm veya Deizm gibi kavramların ortaya çıkışının tarihsel bir akışı vardır.

Ateizm kavramı, “Tanrı inancına sahip olmayan” şeklinde tanımlanmaktadır.

18. yüzyılda Aydınlanma düşüncesi, Batı dünyasında etkisini göstermiştir. Ve insanlar, varoluşu ve evreni sorgulamaya yönelmiştir.

Baron D’ Holbach, Aydınlanma Dönemi’ nde ateizmin en temel savunucusudur.

19. yüzyılda Pozitivizm’ in ortaya çıkmasıyla dine ve Tanrı’ ya yöneltilen eleştiriler artmıştır. Pozitif çağda somut verilerle ulaşılamayacak gerçekler bir kenara bırakılmıştır.

Modern dönemde Ateizm, bilimsel temeller üzerine oturtulmuş ve din toplumsal bir olgu olarak görülmüştür.

Marx, Nietzsche, Freud, Sartre ve Ayer gibi düşünürler modern ateizmin öncüleridir.

Deizm düşüncesinde, Tanrı’ nın dünyaya ve insanlara müdahalesi söz konusu değildir. Tanrı, mutlak kudret ve bilgi sahibi evrenin tasarımcısıdır. Kişiden çok evrenle ilgilenir. İnsanlar arasında yaşanan kötülük gibi konularda sorgulanmayacaktır.

Deizm geleneksel inançlardan sapanları ifade etmektedir. Aydınlanma ve modernite ile din sorgulanmıştır.

İngiliz deizmin babası Lord Herbert kabul edilmektedir. Deist olduğunu ifade eden ilk düşünür ise Charles Blount’ tur.

Batı’ daki din karşıtı akımlar olan Ateizm ve Deizm, tepkisel hareketlerdir. Bu akımlar Papazların mutlak hüküm sahibi olması, halkın ekonomik anlamda sömürülmesi ve Hristiyanlıktaki dejenerasyon gibi sebeplere tepkidir.

Ülkemiz resmi verilerde %99 Müslüman görünürken, Türkiye’ de toplumumuzun %4’ ünün Ateist %6’ sının Deist olduğu söylenmektedir.

Üniversite yıllarında din değişiminin gözlenmesi, inanç ve değerlerimiz bakımından eksik kalındığını akla getirmektedir.

Ailelerde ve okullarda, din ve ahlak bilgisinin temelleri atılmalıdır.

Üniversitelerde statüsünü yüksek gördüğümüz; Deizm topluluğundaki bir üye değil, Ülkemizin varlığına güç veren çalışkan ve ahlaklı gençlerimizdir.

Toplumumuzun ihtiyaç duyduğu nesil; bilimsel verilerle ahlak ve değerlerimize sahip çıkan, ortak inanç gücüyle Ülkemizi birlik ve beraberlik içinde kılan nesildir…

http://www.gazetebursa.com.tr/deizm-yeni-bir-genclik-hareketi-mi-makale,3820.html

 

gazete, Genel, Yazı

Okullarda Dört Dönem Uygulaması

24.11.2018

Bazı özel okulların dört dönem uygulamasıyla yaz tatili günleri kısalıyor. Eylül ayında bu okullar bir hafta önce açılırken, Haziran ayında bir hafta geç kapanıyorlar. Birinci ve üçüncü aralarda birer hafta tatil yapıyorlar.

Özel okullarda dört dönem uygulamasının artıyor olması, değişen tatil sürelerini konuşturuyor…

Ülkemizin iklimlerine uygun programlanmış olan yaz tatili süresi, eğitim-öğretim açısından daha geçerli duruyor.

Öğrencilerin derse katılımı ve sınavlara hazırlanması, güneşli havalarda mümkün görünmüyor. Çocukların akılları, dışarı çıkmakta kalıyor.

Dört dönem uygulamasında öğrenciler ve öğretmenler ara tatillerden memnunken, çalışan anne-babaların ekstra tatilleri planlaması zor görünüyor.

Genel anlamda, çocukların aileleriyle tatil zamanlarını nasıl değerlendirdiklerini de konuşalım istiyorum…

Anne iş hayatında aktif değilse, çocuklarını parka çıkarıyor, denize götürüyor, çeşitli oyun yerlerinden birinde veya arkadaşlarıyla oynatıyor.

Durumu müsait çalışan aileler, evde bakıcı veya yaz okulu ile yaz tatilini dolduruyorlar. Hafta sonları da çocuklarını spora götürebiliyorlar.

Orta düzeyde gelir seviyesiyle çalışan anne-babalara, çocuklarının bakımında eksik kaldıkları yerlerde aile büyükleri destek çıkabiliyor ve aktivite için makul ücretli oyun grupları bulunabiliyor.

Eşi dostu memlekette ve hayatı kazanma derdinde geçiren aileler, çocuklarını tatillerinde para kazandıkları işlere verebiliyorlar .

Para kazanmayı, küçük yaşta düşünmemeli bir çocuk…

Maddi gelir seviyesi düşük ailelerin çocukları belirlenmeli. Onlara, düzenli beslenme saatleri ve açık hava aktiviteleri olan sıcak bir ortam sağlanmalı.

Yazın çocuklarımızın güneşten aldıkları D Vitamini, düzenli beslenmeleri ve çeşitli oyunlarla mutlulukları onların hakları. Özellikle sosyal ortamda yaşadıkları sıcaklığı ellerinden almamalıyız.

Çocuklarımızın hepsine, sağlıklı ve mutluluk dolu güzel günler dilerim…

http://www.gazetebursa.com.tr/okullarda-dort-donem-uygulamasi-makale,3783.html