gazete, Genel, Yazı

BUTGEM’den Suriyelilere Destek

17.06.2019

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Eğitim Vakfı (BUTGEM), destek amaçlı düzenlenmiş eğitimleriyle Suriyelilere kucak açıyor.

Ülkemize gelen göçmenlerin yüzde 70’inden fazlası, mesleği olmayan kişilerden oluşuyor. Bu durum, ülkemizin kalkınmasını zorlaştıran bir etken görülerek bizi kaygılandırıyor ve Suriyelilere ayrımcılık yapmamıza neden olabiliyor.

BUTGEM’in projesi ile Suriyeli göçmenlerin ve dezavantajlı bireylerin nitelikli eleman olmaları sağlanarak ayrımcılığın azalması planlanıyor. Ayrıca bu kitlelerin, Bursa ilimizde işgücüne kazandırılması ve topluma başarılı bir şekilde entegre edilmesi hedefleniyor.

Dezavantajlı bireyleri; engelli bireyler, yoksul veya yoksulluk riski altındaki bireyler, yerinden olmuş bireyler, eski mahkum veya tutuklular, şiddet mağduru kadınlar ve madde bağımlıları oluşturuyor.

Bu iki kitle ele alınırken Bursa, işgücü sektöründe vasıflı eleman sıkıntısına da çözüm buluyor…

23 alanda meslek dallarına göre ayrılan ve ücretsiz çeşitli eğitimler ile kitlelere istihdam kolaylaştırılıyor. Kursiyerlere 70 TL harcırah veriliyor. Günlük verilecek olan 35 TL, PTT üzerinden hesaplara yatırılıyor. (Başvuru şartları, 18 – 35 yaş aralığında ve işsiz olmaktır. 28 Haziran son başvuru tarihidir.)

BUTGEM eğitimler ile kalifiye, yetkin ve üretken işgücü arzının kullanılabilirliğini artırmayı amaçlıyor. Mesleki eğitim içerisinde, operasyonel ve teknik destek sağlanırken Türkçe eğitim de veriliyor.

Toplumumuzdaki her birey, Türkçe dilini öğrenerek toplum yapımıza ayak uydurabilir. Bunu destekleyen projelere yer verdiğimizde, uyum içinde yaşayabiliriz.

Sosyal çevre ve iş yaşamı düşünüldüğünde; çocuklara ve yetişkinlere düzenlenen Türkçe öğrenmeye ve meslek edinmeye yönelik programlar, geleceğimizi aydınlatıyor.

Ülkemize, nesiller boyu barış ve güven diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/butgem-den-suriyelilere-destek-makale,4124.html

gazete, Genel, Yazı

Türkçe Bilmeyen Suriyeli Öğrenciler

04.06.2019

Ülkemizde yabancı uyruklu öğrencilere Türkçe dil eğitimi çalışmaları artırılmalıdır.

İster okul isterse çalışma yaşamında olsun başarı koşulu; bulunduğu ülkenin kültürel ve dil yeteneklerini en iyi şekilde öğrenmek, konuşmak ve yazmaktır.

Suriyeli öğrenciler, kademeli olarak okullara alındılar fakat dil öğrenimleri geri kaldı.

2015 yılından itibaren Geçici Eğitim Merkezleri ile Suriyeli çocukların bıraktıkları okuldaki dersler, müfredat ve içerik dikkate alınarak çocuklar desteklendi.

‘Geri dönecekler’ paradigmasının çökmesiyle GEM’ler aşamalı kapatıldı ve Suriyeli çocuklar Türkiye’deki mevcut eğitim sistemi içine alındılar.

Türk Eğitim Sistemine hızlıca katılması hedeflenen Suriyeli çocukların, dil problemi nedeniyle bulunduğu sınıftan akademik anlamda ve ilişkisel adaptasyonda geri kaldığı gözlendi.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin verdiği bilgiye göre; 2 Ekim 2015 itibarıyla Türkiye’de resmi kayıtlı Suriyeli sığınmacı sayısı 2.072.290’dı. Bu nüfusun 708.000’ini, 5-17 yaş grubu arasında çocuk ve genç nüfusu oluşturuyordu.

2016 yılında 311 bin 259 Suriyeli öğrenciye eğitim hizmeti sunuldu.

2017 yılında Milli Eğitim Bakanlığı, Suriyeli çocukların okullara yönlendirilmesine ve Türkçe müfredatla eğitim görmesine karar verdi. Eğitim çağındaki 833 bin öğrencinin 492 bin 544’ünün eğitime erişimi sağlandı.

2018 yılında Türk Eğitim Sistemi’nde 655 bin Suriyeli çocuk yer aldı. İlköğretim çağındaki Suriyeli çocukların %91’i, okula erişmiş durumdaydı. Fakat okul öncesinde ve lisede bu rakamlar daha aşağıdaydı. Lise çağında çalışarak para kazanmak isteyen öğrenciler, meslek liselerine yönlendirilerek onlara belirli bir yardım yapıldı.

“Suriyeli öğrenci, Türk çocuklarla aynı sınıf atmosferinde kaldığında Türkçe’yi zaten öğrenir” varsayımı, ilkokul çağını geçen çocuklarda büyük oranda işlemedi. Her halükarda öğrencilerin akademik başarısı sınıf ortalamasının altında seyretti.

Suriyeli bir çocuk “Nasılsın, iyi misin” gibi günlük konuşmayı yapabilse de eğitim dilini bilmemektedir. Sosyal Bilgiler veya Fen Bilgisi derslerini anlamamaktadır. Bir sene okula hazırlık ile yoğun bir Türkçe eğitiminin ardından derslerini almaya başlasaydı, öğrenci daha rahat sınıf ortamına uyum sağlardı ve başarısı sınıfıyla eş ilerlerdi.

2018-2019 öğretim yılını arkamızda bıraktık. Suriyeli öğrencilerin dil problemini çözüme ulaştıracak ekstra Türkçe dersi takviyesi almaları, 2019-2020 eğitim-öğretim yılı için planlamalıdır.

Türkçe dilimiz, yabancı uyruklu öğrencilerimizin eğitim-öğretim hayatlarındaki başarıları ve sosyal çevrelerindeki mutluluklarıdır.

Öğrencilerimizin hepsine, pozitif geçirdikleri ve memnun kaldıkları bir okul hayatlarının olmasını diliyorum.

http://www.gazetebursa.com.tr/turkce-bilmeyen-suriyeli-ogrenciler-makale,4107.html

gazete, Genel, Yazı

Mutlu Olmanın Yolları

18.05.2019

Bazı araştırmacılar, insanların mutluluğunun yüzde 50’sinin kalıtsal ve genetik faktörlerle ilişkili olduğunu söylüyorlar. İkinci faktör yaşam koşulları; ekonomik kazanç ve evlilik gibi durumlar mutluluğun yüzde 10’unu oluşturuyor. Son faktör olumlu davranışsal, bilişsel ve amaçlı etkinliklerin mutluluğa oranı ise yüzde 40.
Farkındalık ve çabayla geliştireceğimiz özellikler mutluluğa yüzde 40 etkiliyse, bu oranı azımsayamayız.

Yaşamı sürdürmek daha lezzetli gelse ve yüzümüz gülse istiyoruz. Büyüdükçe masallardaki gibi bir beyaz atlı prensin ya da güzel prensesin, mutluluğu bize getirmediğini öğreniyoruz.

Belki mal sahibi olmakta aradık mutluluğu. Sonra bol gülücüklü muhabbet eden, ekonomik geliri düşük teyzelere özendik.

Belki çevremizdeki insanlarda aradık mutluluğu… Sonra tek başına enstrüman çalan bir delikanlının gülen yüzüne şaşırdık.

Belki ulaşılamaz hedeflere yönelerek yorulduk. Vardıkça sevineceğimiz ufak basamakları atladık.

Kendimize ve etrafımıza pozitif enerji yaymaya karar verdiysek mutlu olmanın yollarını konuşalım.

Zevk alma; yemeğin lezzetini almamız, izlenilen bir manzaranın keyfini çıkarmamız veya kitap okurken yanında içtiğimiz kahvenin tadına varmamız… Önemli olan o anı fark etmemiz ve o anda bulunmamız. Zevk veren ayrıntıları fark etmemiz, olumlu duyguları artırıyor.

Meşguliyetler; çok parçalı bir yapbozu tamamlamaya çalışmamız, karmaşık bir bulmacayı çözmeye uğraşmamız, bitki yetiştirmemiz ya da ekmek yapmamız… Bizi zorlayan ancak aynı zamanda haz veren faaliyetler içinde bulunmamız, yaşam doyumunun anahtarı olarak görülüyor.

İlişkiler; başkalarıyla sohbet etmemiz, vakit geçirmemiz, yardımlaşmamız veya sosyal etkinliklerde bulunmamız… Yakın ve anlamlı ilişkiler kurmamız, mutluluk düzeyini artırıyor.

Anlam; doğaya fayda sağlayan etkinliklerde bulunmamız, hayvanları korumaya alan topluluklara katılmamız, sivil toplum kuruluşlarında yer almamız veya yardıma ihtiyacı olanlar için faaliyetlere katılmamız… Gündelik akışın dışında değerli bir anlam taşıyan uğraşlarımız, bizi olumlu etkiliyor.

Başarma; evde kendi maydanozumuzu yetiştirebilmemiz, seramik vazo yapabilmemiz, enstrüman çalabilmemiz veya bir dili kendimizi ifade edebilecek kadar öğrenmemiz… Belirlenen herhangi bir hedefe ulaşabilmemiz, başarı duygusu sağlıyor ve yaşam doyumuna katkıda bulunuyor.

Konuştuğumuz mutlu olmanın yollarından, kişisel özelliklerimize uygun olanları düzenli uygulamaya geçirmemiz öneriliyor.

Hepimize huzur ve mutluluk dolu günler diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/mutlu-olmanin-yollari-makale,4083.html

gazete, Genel, Yazı

2-4 yaş arası çocuğa nasıl davranılır?

11.05.2019

2-4 yaş arası çocuklarda ‘Ben’ vurgusu ile kontrol edilmesi gereken hareketleri, ani sinirlenmelere neden olabilmektedir. Bu dönemde çocuklara sevgi ve ilgi göstermeye zaman bulamadan, günü zararsız atlatma paniği yaşanabilmektedir.

Bu yaştaki çocuk, küçücük elleriyle yemek yapılırken ocağın ateşine uzanabilmektedir. Bir arkadaşına vurabilmektedir. Yüksek bir yerden aşağı atlayabilmektedir.

Uyarı gereken liste, gün içinde sıklıkla tekrar etmektedir. Ebeveynlere, uyarılar için öneriler;

-Az sayıda basit ve somut kurallar koyma

-Kuralların nedenlerini açıklama

-Kuralları istisnasız uygulama

-Çocuğunuza disiplin verirken her zaman sakin davranma

-Doğru davranışlarını övme

-Yapmaması gerekeni değil yapması gerekeni söyleme (örneğin koşma yerine sakince yürü)

-“Hayır” sözcüğünü çok sık kullanmadan, yalnızca tehlikeli durumlarda kullanma

Uyarıları azaltmaya yönelik öneriler de var:

-Yazlık kıyafeti kışın giymek istemesine önlem olarak, dolapta mevsime uygun kıyafet bırakma

-Zaman düzeni ve rutin ile uyku, yemek ve aktivite saatlerine düzen getirme

-Kesici ve yakıcı özellikteki ev eşyalarını, uzanamayacağı yere kaldırma

-Dolaplardaki ilaçları, ulaşamayacağı bir yerde toplama

-Hareket ve keşif ihtiyacını karşılayacağı yürüyüşlere ve oyun parklarına çıkarma

-Özerklik ve girişimciliğini desteklemek için basit ev işleri verme (örneğin çiçekleri sulamak)

Bu dönemde çocuklarda ne yenileceği, ne giyileceği ya da hangi etkinliğin yapılacağı ile ilgili inatçılık ya da ısrarcılık görülmektedir. İnatçılık ile ebeveyn-çocuk arasında gerginlik çıkabilmektedir. Önerilere dikkat edilmesi, ebeveyn ve çocuk arasında gerilimi minimuma indirecektir.

Dönemsel geçişlerde, çocuklarla olumlu etkileşim kurma yollarına dikkat edildiğinde sevgi ve ilgi alanı açılacaktır.

Sevgiyle kalın…

http://www.gazetebursa.com.tr/2-4-yas-arasi-cocuga-nasil-davranilir-makale,4076.html

gazete, Genel, Yazı

Kız Çocuklarının Dramı

27.04.2019

Duygusal ihtiyacını aileye uyum sağlamayla kazanan kız çocukları, başka konularda üstünlük çabasına girebilir. Aileyi idare etme ile büyüyen kız çocukları, evliliğinde kendisini ezilen konumdan kurtarmak isteyebilir. Ancak bir yükün altındayken sevgi ve ilgi alabilmeye itirazını, evliliğinde gösterebilir.

Evdeki erkek kardeşinin oyuncak dağınıklığını toplamak, kız çocuğundan istenebilir. Fakat evin her üyesi kendi sorumluluğunu alabilmelidir.

Bir odanın düzenlenmesi, o odayı kullananın görevidir. Evin işlerinde zaman planlaması ile düzen kuramayan anne-baba, kız çocuğundan bu eksikliği kapatmasını beklememelidir.

Eşiyle veya bir yakınıyla sıkıntı içinde olan bir ebeveynin dert ortağı kendi yaşıtlarından biridir ve kız çocuğu bu sorunun muhatabı değildir. Yaşının üzerindeki konularda yardım göstermeye çalışan bir çocuğun yaşam sevinci azalacaktır.

Bir çatı altında hasta, yaşlı, güzel, genç, çirkin, bebek ve yetişkinler bulunabilir. Burada duygusal ve fiziksel ihtiyaçları karşılanması gerekenler, kolaylıkla verici olmaya meyil gösteren kız çocuğundan beklenti içine girmemelidir. Yetişkin aile üyeleri, ihtiyaçları karşılamalıdır.

Aile bireylerinin çocuklarına eşit ve adil davranması, her bireyin üzerine düşeni diğerine yıkmadan yerine getirmesi ve kız çocuklarının vericiliğinin kullanılmaması gerekir.

Omuzlarındaki yükü ağır gelen bir ebeveyne, çocuklarına sevgi ve ilgi göstermesi fazla gelmemelidir. Bu yükü taşırken, çocukların kaderini çizen çocukluk yıllarına özen gösterilmesi gerektiği atlanmamalıdır.

Hayat enerjisi, küçük gördüğümüz davranış ve tepkilerle çocukluk yıllarında kazanılır. Bir ömür yetecek neşe; anne-babanın gülümsemesinde, sevmesinde, sarılmasında, yargısız dinlemesinde, muhabbetinde ve çocukluğun yaşanmasına izin verilmesindedir.

Kendi ailesinin yükünü kaldırmak zorunda hissetmeyen ve yaşam sevincini kazanan bir kız çocuğu, benliğinin ve duygularının farkındadır. Evliliğinde ise verici ve alıcı olduğu noktaları ayırabilir. Böylece eksik bulduğu yerleri sayarak şikayet etmek yerine, içinde bulunduğu durumu objektif bir gözle değerlendirebilir.

Evlenen her kız çocuğu, mutluluğu hak eder. Bu mutluluğun doğru ölçümü, kimliğini bulmuş bir bireyken evlilik ilişkisini diğer ilişkilerinden izole etmiş olarak tartmasındadır.

Kimlik kazanamamış bir kadın, memnuniyet duyacağı noktaları bilemez…

Aile ilişkilerindeki kendisine ait olmayan görevleri üzerinde bulunduran bir kadın, evliliğinde ne kadar ağırlık taşıdığını doğru ölçemez. Evlilik dışı zorluklar, evlilik ilişkisinde yaşanan küçük sıkıntıların büyümesine neden olabilir.

Şikayetçi ve mutsuz kadınların, etrafında kendi kimliklerini kaybedecek kadar kimlere uyum sağlama içerisinde bulunduğuna bakılabilir.

Kız çocuklarımızı sadece kendine ait sorumluluklar vererek ve sevgimizi karşılıksız hissetmelerini sağlayarak büyütmemiz, geleceklerine yapacağımız en güzel yatırımlardır.

http://www.gazetebursa.com.tr/kiz-cocuklarinin-drami-makale,4054.html

gazete, Yazı

Gelinlerin Derdi

30.03.2019

Emekli bir Türk erkeği ile evlenen 72 yaşındaki Rus hanımın, Türk kadınlarına ait görüşleri sosyal medyada karşımıza çıkıyor. Rus gelinimiz, Türkiye’ de kadınları değerlendirdiği paylaşımında bizim gelinlerimizi şikayetçi buluyor. Evli hanımlarımızın eşinden, sağlığından ve evlatlarından dert yanmasından ve çok konuşmasından bahsediyor.

“…
Türk kadınları güzel şeyler konuşmayı bilmiyor. Hep şikayet… Kocasından şikayet ediyor. Ailesinden şikayet ediyor. Çocuğundan şikayet ediyor. Kendinden şikayet ediyor.”

Beraber, bizim kadınlarımızın sahip olduğu durumları tartışabiliriz…

Bize verilen zenginlikler; sağlık, yuvamız, evlatlarımız, karnımızı doyurmamız, evimizde ısınmamız, giyinebildiğimiz çeşitli kıyafetlerimiz ve gece uyuduğumuz sıcacık yatağımız… Eklemeye devam edebiliriz.

Bizim dile getirdiğimiz eksiklerimiz; eşimizin kullandığı kelimeler, çocuğumuzun ödev disiplinsizliği ve hareketliliği, ailelerin bir kusuru söylemesi ve hizmet beklemesi… İlave edebiliriz.

Özel durumlara girmeden, anne-baba ve çocuk ile kurulmuş ailelerimizde var olan zenginlikler ve eksikliklerden konuşuyoruz. Peki, bir şükür tablosu gibi durmuyor mu bu bahsettiklerimiz?

Hamdedeceğimiz yerde, zihnimize kodladığımız olumsuz cümleler, sağlığımıza ve ilişkilerimize zarar veriyor. Önce kendimizle mutlu değiliz.

Kendimize dönerek, toprağımıza ektiklerimizde seçici ve özenli olabiliriz.

Hayat merkezimizdeki özümüzle bağlantıya geçelim. Sessiz bir ortamda kendimizi dinleyelim. Spor veya doğa yürüyüşü yapalım. Sanatın bir dalıyla uğraşalım. Varlığımıza değer vererek, her gün onunla bağlantıda kalacağımız ritüeller belirleyelim.

İkinci adımda, nasıl bir “ben”e dönüşmek istiyorsak bu yolda kendimize yatırım yapalım. Eğitim ve kitaplarla beslenelim.

Deneyimlemek istediğimiz yaşantıların önüne duvarlar örmeyelim. Canlanacak yaşamımız, bizim adımlarımızı bekliyor.

En baş yuvamız bedenimize iyi bakalım. Çalışma ve dinlenme saatlerimiz, yediklerimiz ve içtiklerimiz ile bedenimiz neye ihtiyaç duyuyorsa ona bunları verelim. Bedenimize kulak verme pratiği geliştirdikçe kendimizi iyi hissedeceğiz ve ruhsal gücümüz artacaktır.

Kazandığımız farkındalıkları ve öğrendiklerimizi somut hale getirerek gün yüzüne çıkaralım. Gelişim sürecimizi aktaracağımız bir defterimiz ya da arkadaşımız olabilir.

Kendimize dönerek gelin dertlerinden kurtulabiliriz. Kurduğumuz diyaloglar ise, bilgi ve birikimlerimizle şekillenebilirler.

Kendimize ve sevdiklerimize değer vererek değer gördüğümüz, nice güzel günlerimiz olmasını diliyorum…

gazete, Genel, Yazı

Aktivite Yorgunu Çocuklar

23.02.2019

Aktiviteden spora, spordan müziğe, müzikten derse, dersten robotik kursuna, kurstan satranç dersine yetişme gayreti içindeki ebeveynler ve çocuklarını gözlemliyoruz. Sosyal medya hesaplarından da bu ebeveynlerin, çocuklarına verdikleri imkanlardan bizi haberdar etmelerini takip ediyoruz.

Çocuklar özel okula gidiyor ve okullarında spor ve aktivitelere katılıyorlar. Annelere yetmiyor… Bitmeyen enerjiyle sıkı bir döngüye giriyorlar.

Mükemmeliyetçi tutum ile hoşgörülü ve güven verici ebeveyn ayrımını yapalım mı?

Hoşgörülü ve güven verici anne-baba tutumu, ideal bir aile yapısını sağlıyor. Bu tip ailelerde çocuklar, temel kural ve kısıtlamalar haricinde birey olmanın ayırtına varıyorlar. Çocuklar özgür fakat sorumluluklarının bilincinde yetişiyorlar. Özgüven ile kuvvetli sosyal ilişkiler kuruyorlar.

Çocuklarımızın yeteneklerini gözlemleyerek destekleyebiliriz. Onların başarılı olduğu konuları takdir ederek ilgilerini artırabiliriz. Araştırma ve inceleme isteklerini karşılayarak yeteneklerini keşfetmelerine yardımcı olabiliriz.

Aile tarafından sunulan cesaretlendirme ve moral destekleri ile çocuğumuz, yeteneği olduğu alanda güzel sonuçlar alabilir.

Mükemmeliyetçi aile tutumunda aileler, genellikle kendi yapamadıklarını çocuklarının yapmalarını bekliyorlar. Ben merkezci bireylerden oluşan ailenin çocuklarında; yaptığı işi beğenmeme, yetersizlik duygusu ve başkalarını mutlu etmeye çalışma görülebilir.

Ailenin değer yargıları, sahip oldukları meslekleri, içinde kalan tercihleri ve hayata bakış açıları çocuklarımızın etkinlik ve meslek seçimlerine baskın gelmektedir. Hatta mükemmeliyetçi ebeveyn tutumu ile çocuklarımıza, hayatı keşfetme ve tercih hakkı sunulmamaktadır.

Anne-baba, çocuklarını giyimlerinden davranışlarına bir kontrol sistemine sokuyorlar ve çocuklarının özerklik kazanmasına engel oluyorlar.

Çocuklarımızın arkadaşlarıyla oyun kurması, boşa vakit harcaması değil sosyalleşmesidir. Evde kardeşiyle kavgası, normal dışı davranışı değil problem çözme yeteneğini geliştirme fırsatıdır. Sevdiği yemekleri yemesi, beslenme eksikliği değil huzurlu beslenme saatidir.

Mükemmel bir planla büyüyen çocuklar, kendini bulma ve tanımada zorluk çekebilirler. Başka bir insana bağlı kalma ihtiyacını ömür boyu yaşayabilirler.

Hepimize çocuklarımızla özgürlüğü ve kuralları dengelediğimiz, sağlıklı ve huzurlu aileler olmayı diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/aktivite-yorgunu-cocuklar-makale,3997.html

gazete, Genel, Yazı

Kim evliliğe hazır?

16.03.2019

Evliliğe hazır hale gelmek, yetişkin bir birey olarak sorumluluklarının bilincinde davranmaktır. Ayrıca evliliğe hazır kişi kendini tanıyan, anlayan ve kırmadan ifade edebilen kişidir.

Evlenen gençlerin, aralarında sorunlarını konuşarak aşabilmeleri, ikisinin de evlilik yolunda doğru adım atabilmesidir.

Rahatsızlık duyduğu konuyu muhatabına uygun bir dille izah edebilmek, kendini ifade etmeyi bilen bireyin özelliğidir. Örnek verelim… Eşimizin annesinin çocuğumuza şeker vermesini istemiyorsak, annesine uygun bir dille bunu söylemeliyiz. Eşimiz bu konunun muhatabı değildir.

Yetişkin bir birey kavramı, erkek ve kadın ayrımını içermemelidir. Karnını doyurabilmek ve temizliğini yapabilmek her insanın kendisine ait ihtiyacıdır. Kendi ihtiyaçlarımızı, bir başkasının gidermesini bekleyemeyiz.

Kadınların ve erkeklerin sahip olduğu yetilerdeki farklılıklar, birbirimizin eksiklerini giderme görülmelidir. Bu farklılıklar, evliliğimizde tamamlayıcıdır. Örneğin kadın doğum yaparken bu sırada erkek evin gereken ihtiyaçlarını giderir. Bir diğer örnek anne, çocuklarda güvenli bağlanma sağlarken baba çocukların özgüvenini besleyendir.

Evlilikte hedef geçim ve anlayış ise, eşler birbirini nasıl daha iyi tamamlayabileceğini hesaplamaktadır. Eğer evin içinde benlik üstünlüğü yarışına girildiyse, eşler hata bulmakta ve bunu yüzlerine vurmaktadır. Bu yarış, bitmeyen çatışmanın başlangıcıdır.

Çatışmalarını ailelerine veya aile danışmanlarına aktaran eşler, yanlış yönlendirmelere maruz kalabilmektedir. Çözüm, davranışları gözden geçirerek davranış değişikliğine gitmek iken arayı açan sürece girilebilir.

Evladını haklı gören ve gelini ya da damadını kötüleyen aileler, yangına körükle gitmektedir.

Bir ilişkide dozundan fazla bireysel istekleri açıkça destekleyen aile danışmanları, bir yuvanın bütünlüğüne darbe indirmektedir. Birlikte ortaya çıkan isteklerin karşılıklı karşılanmasıyla “biz” olunabilir. “Ben” ise sadece tek başına isteklerin gerçekleşmesinin peşindedir.

Bir aile düzeni kurulurken görevlerini üstlenen karı-koca; uyku ve yemek saatlerini, aile ve arkadaş günlerini belirlemelidir. Kişisel serbestiyet talebi, tek başına yaşama isteğine dönüşmemelidir ve zamanlaması yapılmalıdır.

Çocuklarımızın da tatilde yaşar gibi evde yaşama hakları yoktur. Bu hakkı onlara vermemiz, onların olgunlaşmasına ve sağlıklı gelişmesine engeldir. Yemeğe, derse, temizliğe, oyuna, televizyona ve aile etkinliklerine ayrılan vakitler programlanmalıdır.

Eşlerin kendilerini tanıyarak başladıkları ilişkide sahip oldukları işleri, arkadaş grupları ve hobileri saygıya değerdir. Eşler, saatlerinin tamamını iç içe geçirmeyi beklememelidir. Kişisel alan sınırları ihmal edilmemelidir.

Bizi mutlu eden uğraşlara yönelmeliyiz. Kendimize ait saatlerimiz, eşlerimize ayıracağımız saatlerimizden ayrışmalıdır.

Anlaşma ile aynı evin nasıl paylaşılacağı haritası ortaya çıkarken, iki taraf uyumsuzluk sebeplerine dikkat ettiğinde beraber el ele yürümeleri kolaylaşacaktır.

Ömrümüzü yalnız başımıza bitirmek, insan fıtratına aykırıdır. Tek elden ses çıkmıyor. Saygı, sevgi ve emek karşılıklıysa, bir ilişki uzun yıllar devam ediyor.

Hepimize yuvamızda sıcaklık, güler yüz ve muhabbet diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/kim-evlilige-hazir-makale,3985.html

gazete, Genel, Yazı

İş ayağımıza gelsin…

07.03.2019

Piyasa şartları, kazanç ivmesini aşağı çekmektedir. Şirket sahipleri, iş yoğunluğunu minimuma indirerek işçi çıkarmaktadır.

Gözlerimizi engebelere mi dikmeliyiz? Canla başla çalışmayı hayal edebilir miyiz?

Biz ne iş istiyoruz ve nasıl uğraş vermekteyiz?

Kafalarımızın karışıklığını, birlikte dile getirebiliriz…

Bize önerilen bir işi, özgeçmişimize uygun bulamayabiliriz.

Gideceğimiz yer evimizden uzakta olabilir ve sabah az uyumanın bize iyi gelmeyeceğine karar verebiliriz.

Kurumlar çalışanlarına sabah kahvaltı ve öğle yemeği vermezlerse, maaşımızı öğünlerimize harcayabiliriz.

Çalışma saatlerini, sabah 09:00 akşam 17:00 arasına alırlarsa iş bulmamızı kolaylaştırabiliriz. Bir de Cumartesi hafta sonu ve ailemizle vakit geçirmeliyiz.

Babamız, amcamız veya dayımız varlıklı insanlardır. Onlardan gelen harçlığı, yorulmaya tercih edebiliriz.

Elon Musk da çok zengindi (!)..

Elon Musk, 1999 yılında X.com’ u kurmuştur ve büyüterek Paypal’ ı ortaya çıkarmıştır. Paypal satışından elde ettiği gelirle “artık zenginim, çalışmama gerek yok” dememiştir. Paypal satışından aldığı payla 3 büyük şirkete girişmiştir. Ona göre gelecek “uzay, internet ve temiz enerji” dir.

2002 yılında kurduğu SpaceX uzay şirketiyle, Elon Musk’ ın vizyonlarından biri Mars’ ı kolonileştirmektir.

Kompleksimize kılıf geçirebiliriz.

Biz de akıllıyız ve zekiyiz. Gelecek nesillerin derdine düşemememizin sebebi, hızlı düşünmemiz.

Bir meslek edinip uzmanlaşamayız çünkü çevremizdeki insanların söylemleriyle ve bizi etkilemesiyle dolu zihnimiz.

Einstein da çok düşünürdü (!)..

Einstein’ın bilim dünyasına kattığı kuramlar; özel görelilik kuramı, genel görelilik kuramı ve birleşik alan kuramıdır. Ayrıca fotoelektrik etkiyi, özel görelilik kuramının bir sonucu türettiği kütle-enerji eşitliğini, Brown hareketi ve istatistiksel fizik ve bose-einstein istatistiğini bulmuştur.

Einstein ölüm haberini alan gazetecinin çektiği Einstein masası fotoğrafı anlamlıdır. Çalışma masasındaki evrakların masada yer bırakmayacak kadar fazla olması, Einstein’ ın son anına kadar ne kadar çok çalıştığının kanıtıdır.

Engellerle sönmenin zamanı değil…

Biz de zeki ve çalışkan insanlar gibi kütüphaneler okuyabiliriz. Kendimize ait vizyon ve misyona sahip olabiliriz.

Ülke ekonomisine katkı sağlamak amacıyla gayret etmeliyiz. Kritik senelerin vebalini üzerimizde hissetmeliyiz. Uykudan ve rahattan vazgeçemediğimizde, milletimizin kamburunu büyüteceğiz.

İnanmak yolun yarısıdır. Çalışarak el ele verdiğimizde, güzel bir geleceği evlatlarımıza bırakacağımıza inanıyorum.

Hepimize çabamızla hak ettiğimiz, yüzümüzü güldüren günlerimiz olmasını diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/is-ayagimiza-gelsin-makale,3971.html

gazete, Genel, Yazı

Benlik yarışında kazanan olmak

27.02.2019

Hatırlanması gereken varlığımız, dört kitaptan başlayıp şarkılara kadar yazılıyor. Onunla yaşamımızı sürdürmemiz gerekirken, arada aklımıza geliyor ve benlik gücü zehirlenmesi yaşıyoruz.

Bir ben var ki benim içimde

Benden öte benden ziyade

Bir sen var ki senin içinde

Senden öte senden ziyade

Sonra içsel ruhi varlığımızdan koptuğumuzda, yollar ve duraklar bizim sistemimizden çıkıyor. Zamanla yolumuzu aramayı bile unutuyoruz.

Özümüze ters düştüğümüzde neler yapıyoruz?

Konuşalım…

Sanatçılarımız, küslükleri ve birbirlerine açtıkları tazminat davalarıyla gündeme geliyor. Mahkemeler sıklıkla, kullanılan kelimelerin hangisinin daha ağır ve kabul edilemez olduğu terazisini ellerinde tutuyor. Dosyalar, iki insanın kalplerinden dökülen kurtlarla kabarıyor.

Haklı arayışında, uzlaşmayı unutan yetişkin bireyler olabiliyoruz…

En son kendi çocuğu ebelesin yarışına giren annelerimiz, kazananı önemsiyor. Bir oyun, kazanma hedefine dönüştüğünde, mutluluk ve paylaşım kaçıyor.

Birinciliği, mutluluktan önde tutuyoruz…

Sınıfın gözde öğrencisini yetiştiren annemizin göğsü kabarırken, gözdesi çocukluğunu yaşamadan büyüyor. Komşu arkadaşlarıyla oynamaya vakit bulamayan çocukta sosyalleşme eksik kalıyor. Çocuğu ileride, iş ve özel hayatında ilişkileri yönetemeyen bireye dönüşüyor.

Okul hayatında sergilenen akademik başarı, hayatı yaşama başarısını ekarte ediyor…

Arkadaşların arasında, toplantı günü ayarlanırken gruptan seçmece kişiler belirleniyor. Seçilmeyenlerden habersiz bir whatsapp grubu daha açılıyor. Tombaladan kim çıktıysa bir dönemlik toplantıda beraber olunuyor. Bir sonraki seneye kim denk gelirse, onunla devam ediliyor.

Maksat toplanmak, gün parası toplamak ve çay içmek fakat kimlerin kırıldığı önemsenmiyor…

Günümüzde ilişkilerimizi şekillendirmekte, dikkatsiz ve bencil davranmamıza verilen örnekler çoğaltılabilir. Sizin de aklınıza ve başınıza gelen benzer durumlar vardır.

Benliğin varlığını ispat çabasında, özümüzü kaybediyoruz. İçimizdeki cevheri dağıtıyoruz.

Beka sahibi varlığımızın dili bedenimizi konuşturursa, asıl ihtiyacımız olan isteklerimize yöneliyoruz. Kendimize değer veriyoruz. İlgi alanımızı besleyerek işimizde verim elde ediyoruz.

Kendimize değil, başkalarına göre kendi pozisyonumuza odaklanmamız ise başarımızı engelliyor. Sosyal çevremizde negatif tepkiler yaratıyor.

İç barış, bize başarı ve sosyal çevremize uyumu getiriyor. Kendimizle ve çevremizle barışık yaşadığımızda, dünyamız cennete dönüşüyor.

Hepimize özümüzdeki büyük güzellikle kucaklaştığımız, iki cihanlık saadeti diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/benlik-yarisinda-kazanan-olmak-makale,3957.html