gazete, Genel, Yazı

Karamsarlık ve umutsuzlukta ne yapmalıyız?

02.11.2019

Hayatımız; olumlu düşüncelerle belirlediğimiz güzergahlara su gibi akarken, karamsarlıkla içinden çıkamadığımız hücreye dönüşebilmektedir.
Büyük şair ve aydınlarımızdan biri olan Mehmet Akif Ersoy, 21 beyitlik bir şiirinde karamsarlıktan uzak durmayı ve ümit dolu yaşamayı işlemektedir.

Mehmet Akif Ersoy’ un “Ye’is Yok” şiirinde;

“…

Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?

Atiyi karanlık görüvermekle apıştın?

Karşında ziya yoksa, sağından, ya solundan

…”

Ersoy, ümitsiz bulduğu kişinin sebepleri bırakarak karamsarlığa yapıştığına dikkat çekmekte ve tek bir ışık olsun bularak yolundan kalmamasını söylemektedir.

Umutsuz hissederken hedeflerden geri durulup gidilecek bir yol belirlenememektedir.

Umutsuzlukta üzüntü, geleceğe yönelik olumsuz beklentiler, olumsuzluk ve kötümserlik ile ilgili duygusal bozukluklar etkili olabilmektedir. Kendimizi, dış dünyayı ve geleceği olumsuz değerlendirirken yaşam, engeller ve zorlayıcı olaylarla dolu hale gelmektedir.

Umutsuz isek, hiçbir şeyin kedimiz için doğru meydana gelmediğine, ne yaparsak yapalım başarılı olamayacağımıza, en önemli amaçlarımızın asla gerçekleşmeyeceğine ve en kötü problemlerin asla çözülmeyeceğine inanmaktayızdır.

Umutta amaca ulaşma için uygulamaya konan planların başarılacağı öngörüsü varken, umutsuzlukta başarısızlık yargısı vardır.

Umutsuzluk çeşitli ruhsal bozuklukların altında yatan psikolojik bir yapıdır ve depresyonun nedenleri arasında varsayılmaktadır.

Umutsuzluk kavramı intihar ve depresyon başta olmak üzere sosyal istenirlik, problem çözme becerileri, özsaygı, fiziksel sağlık ve kendine güven gibi birçok sorunla ilişkilendirilmektedir.

Yapılan araştırmalar, umutsuzluk ya da umudun olmayışının kişinin sağlığı ve iyilik hali üzerinde ciddi bazen de zarar verici etkilerinin olabileceğini göstermektedir.

Karamsarlık ve umutsuzluk içerisinde problemlerimizi çözemiyorsak bir yardım eline ihtiyaç duymaktayızdır. Bu yardım eli, bir psikolojik danışmandır.

Korkuya, kaygıya ve umutsuzluk hissine yol açan nedenlerin belirlenmesi ve giderilmesi daha nitelikli bir iş yaşamı ve özel hayat sürdürmemiz için önemlidir.

Şimdi ve geleceğe yönelik düşüncelerimizle olumlu bireyler haline gelmemiz, ömür boyu devam eden gelişimimize doğru katkıda bulunmamızı sağlayacaktır.

Hepimize ruhsal sağlığımız yerinde, olumlu düşüncelerle geçirdiğimiz günler diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/karamsarlik-ve-umutsuzlukta-ne-yapmaliyiz-makale,4297.html

gazete, Genel, Yazı

Eşinizle Ne Kadar Uyumlusunuz?

26.10.2019

Tıp ve psikiyatri kökenli bir ruh çözümlemecisi olan Carl Gustav Jung, iki kişinin birleşmesini kimyasal temasa benzetmektedir. Bu temasta tepkime varsa, her ikisinin de dönüştürüleceğinden bahsetmektedir.

Benlik algısı yüksek yetişen bir toplum haline geldiğimiz varsayıldığında, birleşmelerde uyuşum ve benzeşme azalarak tepkime olasılığı fazla olacaktır.

Ruh eşi bulma peşinden giden bir anlayış da geliştirmemiz işin içine katıldığında, hayatımıza aldığımız insanlara verdiğimiz değeri de tartmak gerekmektedir.

Evlilik tanımını yaparak eşimizle olan ilişkimizin önemine değinmek istiyorum. Evlilik; iki kişinin birlikte yaşamak, çocuk sahibi olmak, kendilerine ait değerlerle çocuk yetiştirmek, paylaşmak gibi faaliyetleri yerine getirmek için yasaya uygun olarak birleşmesidir.

Eşlerin karşılıklı olarak fizyolojik, psikolojik ve duygusal nedenlerle birbirlerine ihtiyacı vardır. Bu sebeplerden dolayı evlilik birlikteliği psikolojik doğanın ihtiyacı olarak görülmektedir.

Evliliğimizde istediğimiz uyumlu ilişkimiz ile, ihtiyacımız olan ailemizin huzurunu yakalama peşindeyizdir.

İngiliz klasik liberal filozof John Locke evlilik uyumunu; evlilik ile ortaya çıkan değişikliklerin eşler tarafından birbirlerine uyum sağlayarak özümsendiği, eşlerin sağlıklı iletişime sahip olabildikleri, çatışmalardan uzak durulan ve ortaya çıkan çatışmaların iki tarafı da tatmin edecek şekilde ortadan kaldırıldığı, tarafların taviz verseler de mutluluk duydukları adaptasyon olarak tanımlamaktadır.

Eşimizle aramızdaki farklılıkları kabul ederek çatışmalardan uzak durmamız, ilişkimizin köklerinin sağlam bir şekilde yerleşmesini sağlayacaktır. Aile fidanımız saygıyla güçlenecek ve ileride evlatlarımızla sağlıklı ilişkiler geliştirmemize ortam oluşturacaktır.

Aile psikolojisinde uyumlu ve sıcak ilişkiler, anne-babadan çocuklara doğru yayılmaktadır. Eşler arası gelişen uyum, yuva sıcaklığını anne-baba ve çocuk ilişkilerine verecektir.

Hepimize ihtiyacımız olan, mutlu ve huzurlu bir yuva kurmamızı diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/esinizle-ne-kadar-uyumlusunuz-makale,4284.html

Genel, Yazı

Çocuğumuzun Olumsuz Davranışında Dikkat Edilmesi Gerekenler

02.10.2019

Yanlış bulduğumuz bir hareketinde, çocuklarımızı uyarma ihtiyacı hissediyoruz. Bazen de, sinirleniyor ve kızabiliyoruz…

Evimizin içinde huzurla ve mutlulukla geçirmeyi düşlediğimiz hayallerimize, çocuğumuzun bir yalanı veya agresif davranışı tuz biber ekebiliyor.

Biberin acısı fazla kaçıyorsa, biz de fazla tepki verebiliyoruz…

Böyle durumlarda dikkat etmemiz gerekenler;

Yalnızca davranışı eleştirelim, çocuğumuzu değil.

Kıyaslamadan kaçınalım.

Onu inciten sert cümleler kurmayalım. (Örn; Seni artık sevmiyorum.)

Hatasını anlamayacağı bir yol seçmeyelim yani küsmeyelim.

Ufak kusurları görmeyelim. Sürekli uyarı, çocuğumuz üzerinde uyarılarımızı etkisiz hale getirebilir.

Öfke kontrolünü sağlayalım. Çocuğumuzun rol modeli olduğumuzu unutmayalım.

Gereken eleştiri konularımızda tutarlı olalım. Aynı olumsuz davranış tekrar ettiğinde uyarımızı hatırlatalım.

Lakap takmayalım.

Fiziksel özelliklerini ve sahip olduğu yetileri aşağılamayalım.

Çocuğumuzu cezalandırmak için onu sevmesi gereken babasıyla korkutmayalım. Babaların asıl görevinin, çocuklarıyla sevgi ve saygı ortamında nitelikli zaman geçirmek olduğunu unutmayalım.

Anne ve baba olarak çocuğumuza ortak dil kullanalım.

Söylediklerimizden çok yaptıklarımızla, çocuklarımızı etkiliyoruz.

Çocuğumuza kazandırmak istediğimiz davranışlarla, önce bizim davranışlarımız arasında bir bütünlük sağlayalım. Onlardan beklentilerimizi, öncelikle biz yaşamımızda uygulayalım.

Onları oldukları gibi sevelim.

Çocuklarımızdan kendi özelliklerinin dışında beklentilere girmeyelim. Bize benzemeyen farklılıklara vereceğimiz yıkıcı tepkilerle, özgüven gelişimlerine ve ilerideki başarılarına zarar verebiliyoruz.

Bir hafta süren bir ödevi yerine getirmemiz ile çocuğumuzda olumlu davranışların arttığını gözlemleyebiliriz. Çocuğumuzun güzel hareketlerini ve özelliklerini gözlemleyerek takdir edelim.

Sabah yatağını toplayan çocuğumuzu öpelim ve yatağını toplamasının bizi mutlu ettiğini söyleyelim.

Kıyafetleri temiz kalarak okuldan geldiğinde ona sarılalım ve üzerindekileri temiz tutmasının bizi memnun ettiğini dile getirelim.

Ödev sonuçlarınızı paylaşırsanız sevinirim.

Çocuklarımızla güzel geçireceğimiz günler diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/cocugumuzun-olumsuz-davranisinda-dikkat-edilmesi-gerekenler-makale,4250.html

gazete, Genel, Yazı

Bilinmeyen Öğrenci Koçluğu

07.09.2019

Evlere bir öğrenci koçu yardımı girmesi, kulağa hoş gelmiyor mu?

Ebeveynlerin, çocuklarının eğitim seviyelerini yükseltmek adına yaptıkları konuşmalar organize ilgi ve takip içermiyor. Anne ve babalar, çocuklarını uyarıyorlar fakat çocukların yeterince okul sorumluluğu almadığı fark ediliyor.

Yaz dönemi verilen ödevlerin çoğu tamamlanmadan, öğrenciler okul sıralarında yerlerini alıyorlar.

Kitap okuma üzerine evde yapılan konuşmalar da çok etkili olmuyor…

Çocuklarla birlikte, televizyon ve tablet saatleri belirlenebiliyor ama kitap okuma saati hatırlatması tartışmayla bitiyor.

“Bizim çocuğumuz zeki ama çalışkan değil” gibi cümlelerle, aileler kendilerini tatmin etme yoluna giriyor. Peki sizce, öğrencilerin akademik başarısı ve disiplinle birlikte alacakları ahlaki değerlerinin önüne, zeki olma vurgusuyla duvar örülmüyor mu?

Aileler tecrübeleriyle, çocuklarının dehasını kullanmalarına ve sistematik bir başarı haritası çizmelerine yardımcı olabiliyor mu?

Anne ve baba, profesyonel öğrenci koçu veya psikolog değildir…

Korku, taciz, şiddet veya kaza travmalarını geçiren çocuklar; belki psikolojik yardım alıyorlar. Geçirilen vaka, terapi sürecinde atlatılıyor. Fakat okuldaki akademik yatkınlığı gün yüzüne çıkarmak ertelenebiliyor.

Öğrenci koçluğu; ülkemizde yaygınlaşmıyor, konuşulmuyor ve hatta bilinmiyor. Bu eğitimi almış biri olarak; öğrencilerin ne istediklerine karar vermelerine, hayatlarına başarıyla yön vermelerine ve hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmak isterim.

Her birey, potansiyel ile doğuyor. İçinde var olan mükemmel cevher, gün yüzüne çıkmayı beklerken yaşam bitiyor.

Ders notları yüksek ve desteğe ihtiyaç duymayan öğrenci de, kendi potansiyeliyle daha tanışmamış olabilir.

Öğrenci, matematik dersinde gösterdiği performansıyla yeterli bulunup meslek seçimini mühendislikten yana kullanabilir ya da icat yapan ve ülkeyi geliştiren bir bilim insanı olmaya karar verebilir.

Öğrencinin işitsel zekası zayıfken dokunsal zekası yüksek çıkabilir ve ders başarısı dokunsal zeka uygulamalarıyla artırılabilir.

Koçluk sürecinde kullanılan Neuro Linguistic Programming (NLP) Değişim Modeli ile; mevcut durum, kaynaklar ve arzu edilen durumu analiz ediliyor. Böylece şimdi olunan ile olunmak istenilen tespit ediliyor.

Öğrenci olmak istediğine ulaşırken çeşitli kaynaklardan yararlanıyor. Bunlar; zihinsel stratejiler, lisan, fizyoloji, duygusal haller, inançlar ve değerler oluyor.

Kaynaklardan yararlanarak kendi davranış ve düşüncelerini fark eden ve bunlara isteği doğrultusunda şekil veren öğrenci, arzu ettiği duruma ulaşıyor.

Öğrenci koçları; öğrencinin kendi potansiyeline uygun, açık, net ve ulaşılabilir hedefler belirlemesi, belirlediği hedeflere odaklanması ve hedefleri gerçekleştirmesi sürecine koçluk yapıyor.

Hedefe ait özellikler aşağıdaki gibidir:

S (Spesific) -> Belirli ve net olmalı

M (Measurable) -> Ölçülebilir olmalı

A (Achievable) -> Ulaşılabilir olmalı

R (Realistic) -> Gerçekçi olmalı

T (Time) -> Zamanı belli olmalı

Hedefi geçekleştirme aşamasında; öğrencinin hayatı algılama şekli, zaman yönetimi, mantık seviyesi, duygu yönetimi ve öğrenme stilleri gibi alanlar incelenerek kişiye uygun uygulamalar veriliyor.

Potansiyeli ortaya çıkan ve istediği hedefine ulaşan kişiler, aynı zamanda mutluluğu yakalıyor.

Öğrencilerimize, başarılı ve mutlu bir eğitim – öğretim yılı diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/bilinmeyen-ogrenci-koclugu-makale,4226.html

gazete, Genel, Yazı

Okullara Hayvan Sevgisi Uygulaması

24.08.2019

Milli Eğitim Bakanlığı’nın başlattığı çalışmayla, okullar barınaktan bir köpek sahipleniyor.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, bu uygulamaya geçileceğini hayvan barınağından sahiplendiği “Pergel” ismini verdikleri köpek ile, sosyal medya hesabından duyurdu.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk; “Müfredata hayvan sevgisine dair bir yazı koymakla, okul bahçesine çocuğun seveceği, günaydın diyeceği bir can koymak arasında, ‘sevgi’ kadar büyük bir fark var.” ifadesini kullanıyor.

Çocuklara hayvan sevgisinin, her gün bir hayvanı sahiplendiklerini onlara hatırlatarak deneyimle verilmesi hedefleniyor.

Okulların köpek sahiplenme projesinin bir örneğini, Trabzon’un Ortahisar ilçesinde “Ortahisar Sevgi Aşısı” projesinde görüyoruz.

Belediye, Milli Eğitim Müdürlüğü ve Trabzon Hayvanları Koruma Derneği’nce ortaklaşa yürütülen projede öğrenciler tarafından köpeklerin beslenmeleri ve bakımları yapılıyor.

Köpekler sağlık taramasından geçirilerek okullara yerleştiriliyor. Öğrenciler de köpeğe karşı tutum ve bakım konusunda eğitim alarak yeni misafirlerine hazırlanıyor.

Ders müfredatı içine yerleştirilen ve bilgiyle verilen bir hayvan sevgisi yerine, öğrencilerin yaşamları içine aldıkları hayvan sevgisi çok daha öğretici olacaktır.

Çocukların hayvan sevgisini deneyimleyerek yaşadıkları bir okullarının olması, onların okula gitme isteğini artıracaktır.

Evinde hayvan beslemeye imkan sağlayamayan ailelerin çocukları, okullarında bu eksikliği giderebilecektir.

Okullarında yardıma ihtiyacı olan bir hayvanı besleyerek ona ilgi gösteren çocuklar, sokaktaki canlılara da hassasiyet geliştireceklerdir.

Bir köpeğin bakımını üstlenmesi, çocukların sorumluluk duygularını besleyecektir.

Karşılıksız sevgiyi öğrenmeleri, aile ve arkadaş ilişkilerine olumlu yansıyacaktır.

Sevgiyi öğrenmeye fırsat verilen her hareketi, sevinerek karşılıyorum.

Dünya sadece insan canlısından ibaret değildir. Bitkilere, hayvanlara, denizlere, dağlara ve ovalara vereceğimiz sevgi geleceğin ilacıdır.

Dünyada var olan canlılara sorumluluk duyarak onları kucakladığımız projelerimizin artmasını diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/okullara-hayvan-sevgisi-uygulamasi-makale,4209.html

gazete, Genel, Yazı

Eğitimcilere Neden P4C Eğitimi Veriliyor

22.07.2019

P4C (philosophy for children) pedogojik yöntemi; 21.yy becerileri olarak kabul edilen yaratıcı, özenli, dayanışmacı ve eleştirel düşünmeyi küçük yaşlardan itibaren çocuklara vermeyi amaçlamaktadır.

Çağımızda Türkiye’nin gelişmesi için; teknolojiye, bilime katkı sunabilecek yaratıcı ve üretken bireylerin yetişmesi gerekmektedir.

Dünyada büyük bir eğitim hareketi haline gelen P4C, 4 temel ilkeyle gerekli becerileri kazandırmaya çalışır:

1- Özenli Düşünme

2- Yaratıcı Düşünme

3- Dayanışmacı Düşünme

4- Eleştirel Düşünme

Çocuklar için Felsefe oturumlarında, çocuklar felsefi bir problemi tetikleyen bir uyaran (hikaye, fotoğraf, düşünce deneyi, video, nesne vb.) etrafında bir araya toplanır. Topluluğun ortaya çıkardığı sorular etrafında topluluk cevap aramaya, soruşturmaya, düşünmeye ve felsefe yapmaya yönlendirilir.

Çocuklar için felsefe (Philosophy for Children), felsefe profesörü Mathew Lipmann’ın çalışmaları çerçevesinde geliştirilmiştir.

Lipmann, Colombia Üniversitesi öğrencilerinin yaratıcı ve eleştirel düşünme kabiliyetlerinin körelmiş olduğunu fark etmiştir.

Pasif bir dinleyici ve bilgi yüklenicisi haline gelen çocuklarımız, ezberci eğitim sisteminin etkisindedirler. Düşünmeden, konuşmadan ve kendini ifade etmeden ezberci bir öğrenim görmektedirler.

Lipmann, ezberci yetişen üniversite öğrencilerine sorgulayıcı ve yaratıcı düşünebilme özelliği kazandırmakta geç kalındığını söylemektedir. Bunun için çocuklara küçük yaşlarda; sorgulayıcı, eleştirel ve yaratıcı düşünmenin kazandırılmasının çok önemli olduğunu öne sürmektedir.

Eğitimcilerin bu eğitimi alması, düzenlenen P4C sertifika programlarıyla mümkündür.

(Uludağ Üniversitesi, Eylül ayında 56 saatlik Çocuklar için Felsefe eğitimi verecektir.)

Günümüz şartlarına uygun çalışmalarla, eğitimcilerin kendilerini geliştirerek çocuklarımızı eğitmesi dileklerimle…

http://www.gazetebursa.com.tr/egitimcilere-neden-p4c-egitimi-veriliyor-makale,4172.html

gazete, Genel, Yazı

Amerika’nın 2061 Projesi

13.07.2019

Ülkeler, geleceklerini eğitim ile birlikte planlamaktadırlar. Amerika Birleşik Devletleri ‘2061 Projesi’ne, STEM (science, technology, engineering, mathematics) yaklaşımının etkisinde hazırlanmaktadır.

Nasıl ki gelişim, insan yaşamında ömür boyu sürüyorsa, ülkelerde sürekli gelişim içerisindedirler.

STEM eğitimi fen, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarının bütünleşik bir şekilde öğretilmesi olarak tarif edilmektedir.

Bugün STEM eğitimi, ABD ile anılıyor. Fakat bütüncül yaklaşım felsefesini tarihimizde; İbni Sina, Harezmi, Mimar Sinan, Ömer Hayyam, Cezeri, Beni Musa kardeşler gibi önemli şahsiyetlerde görüyoruz. Bu isimler, bir çok alana birlikte hakim olmalarıyla bilimsel bilgiye, bütünleşik bir kavrayışla yaklaşmışlardır.

Türkiye’de 2005 yılında, STEM içinde yer alan disiplinlerden “fen ve teknoloji” fen bilimleri dersi ismi değiştirilerek güncellenmiştir. Bu değişim ile ders programının ruhunda ciddi değişiklikler yapılmıştır. STEM eğitimi dolaylı olarak da olsa ilk defa Türkiye’de uygulanmaya başlanmıştır.

2013 yılında ders ismi tekrar değiştirilerek “fen ve teknoloji” dersi, fen bilimleri ismine geri döndürülmüştür. STEM eğitimine ara verilmiştir.

2017 yılında öğretim programlarına resmi olarak STEM eğitimi eklenmiştir. Öğrencilerin fen ve mühendislik alanında temel bilgileri kazanması hedeflenmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde STEM konusu üzerine “STEM-School” olarak adlandırılan okullar vardır. Türkiye’de ise 2017 yılından itibaren okul yapılarında, öğretim amaçları arasında STEM’e temas edilmektedir.

Türkiye, programdaki kazanımlarda büyük değişimlere gitmeden teorik yönde ilerlemektedir.

Bu durumda STEM eğitimi ile alakalı şu öneriler ortaya çıkmaktadır:

– Fennin ne olup olmadığı ve fen okur-yazarlığının anlamı ve uygulamalarına yer verilmelidir

– Fen derslerindeki teorik içeriğin deney ile entegrasyonu yapılmalıdır

– Teknolojinin ne olduğu ve ne için kullanılması gerektiği konusuna vurgu yapılmalı ve teknoloji okur-yazarlığı öne çıkarılmalıdır

– Matematik dersi, sayılar ve formüllerden ibaret olmaktan çıkarılmalı ve dersin birçok alanın mantık temeli olmasına vurgu yapılmalıdır

– Mühendisliğin ne olduğu ne yaptığı ve günlük yaşamın her noktasında etkisinin bulunduğu anlaşılacak şekilde öğretime entegre edilmelidir

– Bu değişikliklerin ardından Türkiye’de STEM-Okulları adı altında ilgili disiplinlere vurgu yapan ve bu disiplinlere ait ürünler veren okullar açılmalıdır.

Akademisyenlerin önerileri dikkate alındığında, ülkemizde gelişim gösterme hızımızın artacağını düşünüyorum.

Tez Danışmanım Dr. Kamil Arif Kırkıç Hocamın akademisyen arkadaşlarıyla hazırladığı “Merhaba STEM Yenilikçi Bir Öğretim Yaklaşımı” kitabından yararlanarak hazırladığım yazımın, eğitim ile ilgili gelişmelerde fayda sağlamasını ümit ediyorum.

http://www.gazetebursa.com.tr/amerika-nin-2061-projesi-makale,4159.html

gazete, Genel, Yazı

İlkokula Başlama Yaşı 69 Ay Mı Olmalı?

06.07.2019

Ülkemizde, ilkokula başlama yaşı diğer ülkelerle benzerlik gösteriyor. Almanya, Avusturya ve Fransa’ da 6 yaşında; İngiltere ve İsrail’ de 5 yaşında çocuklar okula başlıyorlar.

Bizim farklı yönümüz, okula başlama ayının değişiklik gösteriyor olması diyebiliriz.

İlkokula başlama yaşıyla ilgili düzenlemenin, 2019 – 2020 eğitim öğretim yılından itibaren uygulanması öngörülüyor. 66 ay olan ilkokula başlama yaşının, 69 aya çıkarılması Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi.

Yeni düzenlemede, kayıt ertelemede kolaylaştırma görünüyor. Kayıt erteleme için zorunlu tutulan sağlık raporu kaldırılıyor.

2019 yılının eylül ayı sonu itibariyle, 69 ayını dolduran çocuklar ilkokula başlayacaklar. 66,67 ve 68 aylık çocuklar, velilerin yazılı talebiyle ilkokula başlayabilecekler. Kayıt hakkını elde eden çocuklardan 69,70 ve 71 aylık olanlar; velilerin yazılı talebiyle bir sonraki sene ilkokula kayıt yaptırabilecek ve okul öncesi eğitime geçecekler.

Veliler olarak kanuna uyan bir girişimde bulunacak ve çocuklarımızı belirlenen aylarda okula göndereceğiz. Aklımızı karıştıran konu, çocuğumuzu ilkokul 1. Sınıfa hazır görüp görmemiz oluyor.

Bazen bize, çocuğumuz okula gidecek becerilere sahip gibi gelmiyor.

Okul öncesi dönemi tamamlamış (5 yaş sonunda) çocuğun özelliklerini şu başlıklarla özetleyebiliyoruz:

  • Öne doğru topukları üzerinde yürüyebilme
  • Zıplayan bir topu yakalayabilme
  • 10 – 15 heceli bir cümleyi tekrar edebilme
  • Gündüz-gece ayrımını yapabilme
  • Bir cismin altı – üstü ayrımını yapabilme
  • En az 4 rengi tanıyabilme
  • Gece ve gündüz tam tuvalet temizliği
  • 2-3 metre uzaklıktan fısıltı konuşmayı duyabilme

Çocuklarımızda gelişim geriliği fark etmiyorsak belirlenen aylara göre okula gönül rahatlığıyla gönderebiliriz.

Çocuklarımıza güzel bir yaz tatilinin ardından, mutlu bir okul dönemi diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/ilkokula-baslama-yasi-69-ay-mi-olmali-makale,4150.html

gazete, Genel, Yazı

Dilek İmamoğlu Ne İstiyor?

29.06.2019

İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinde Ekrem İmamoğlu hakkında, en çok konuşulan konulardan biri mazbata alıp alamamasıyken, bir diğer konu eşinin vizyonu oluyor.

Dilek Hanım’ın üç çocuk annesiyken, aynı zamanda bir doktora öğrenci olması takdir ediliyor. (Tabi kendisinin on kardeşli bir aileden gelmesi, üç çocuğa ulaşmasını daha olağan göstermiyor değil.)

Trabzon’da doğan Dilek Hanım, İstanbul’da yaşamını sürdürürken geceleri bir kadının tedirgin olmadan yürüyerek sahile inmesini hayal ediyor.

Dilek İmamoğlu, kadınlar konusunda eşitlik ve özgürlük istiyor. Kadınların sorunlarına çözüm bularak yaşamın tüm alanlarına alınmalarını hedefliyor.

Kadınların geniş perspektif bakış açısına sahip olduğunu düşünüyorum. Yalnız hedefe odaklanmada sıkıntı yaşıyoruz. Hayat şartları ve bizden beklentiler, odak noktamızı değiştirebiliyor.

Dilek Hanım, kadınlarla iş birliği içine girerek hedefe odaklanırsa güzel yol alabilir. Eğitim alan kadın sayısını artırmanın, geleceğimizi aydınlatacağına inanıyorum.

Eğitimlerimizi ya da iş yaşamımızı, eş ve annelik görevlerimizi üstlenirken- geri plana alabiliyoruz. Peki, “Ev içinde sadece kendimize ait görevleri mi yerine getiriyoruz” diye soruyorum. Bence aile içi sıkıntılı iş bölümü ile kendimizi geliştirmeye ve hayata dahil olmaya fırsat bulamayabiliyoruz.

Bir anne ne biliyorsa, çocuğuna onu aktarıyor…

Matematiği iyi biliyorsak, çocuğumuza ders çalıştırırken matematiği iyi anlatıyoruz.

Uzay bilimine ilgiliysek, çocuğumuzun düşünce yapısında gezegenler arası bir yolculuk yaptırıyoruz.

İhlas suresini ezbere biliyorsak, uyumadan önce çocuğumuza bu duayı ezberletiyoruz.

İnsan ilişkilerinin dürüstlükle kurulduğunu idrak ediyorsak, çocuğumuza doğru söylemenin önemini vurguluyoruz.

Her alana girerek aktifleşmemizi, Dilek Hanım gibi ben de istiyorum. Çünkü biz kadınların öğrenmesi, gelişmesi ve çalışması; nesillerimize ufuk açıyor.

Geri planda kalan kadınlarımız, ülkemizde yetişen toplumun diğer ülkelerden geride kalmasına sebep oluyor.

Kendimize yatırım yaptığımız zamanları, kendimize hak gördüğümüz güzel günler diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/dilek-imamoglu-ne-istiyor-makale,4138.html

gazete, Genel, Yazı

BUTGEM’den Suriyelilere Destek

17.06.2019

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Eğitim Vakfı (BUTGEM), destek amaçlı düzenlenmiş eğitimleriyle Suriyelilere kucak açıyor.

Ülkemize gelen göçmenlerin yüzde 70’inden fazlası, mesleği olmayan kişilerden oluşuyor. Bu durum, ülkemizin kalkınmasını zorlaştıran bir etken görülerek bizi kaygılandırıyor ve Suriyelilere ayrımcılık yapmamıza neden olabiliyor.

BUTGEM’in projesi ile Suriyeli göçmenlerin ve dezavantajlı bireylerin nitelikli eleman olmaları sağlanarak ayrımcılığın azalması planlanıyor. Ayrıca bu kitlelerin, Bursa ilimizde işgücüne kazandırılması ve topluma başarılı bir şekilde entegre edilmesi hedefleniyor.

Dezavantajlı bireyleri; engelli bireyler, yoksul veya yoksulluk riski altındaki bireyler, yerinden olmuş bireyler, eski mahkum veya tutuklular, şiddet mağduru kadınlar ve madde bağımlıları oluşturuyor.

Bu iki kitle ele alınırken Bursa, işgücü sektöründe vasıflı eleman sıkıntısına da çözüm buluyor…

23 alanda meslek dallarına göre ayrılan ve ücretsiz çeşitli eğitimler ile kitlelere istihdam kolaylaştırılıyor. Kursiyerlere 70 TL harcırah veriliyor. Günlük verilecek olan 35 TL, PTT üzerinden hesaplara yatırılıyor. (Başvuru şartları, 18 – 35 yaş aralığında ve işsiz olmaktır. 28 Haziran son başvuru tarihidir.)

BUTGEM eğitimler ile kalifiye, yetkin ve üretken işgücü arzının kullanılabilirliğini artırmayı amaçlıyor. Mesleki eğitim içerisinde, operasyonel ve teknik destek sağlanırken Türkçe eğitim de veriliyor.

Toplumumuzdaki her birey, Türkçe dilini öğrenerek toplum yapımıza ayak uydurabilir. Bunu destekleyen projelere yer verdiğimizde, uyum içinde yaşayabiliriz.

Sosyal çevre ve iş yaşamı düşünüldüğünde; çocuklara ve yetişkinlere düzenlenen Türkçe öğrenmeye ve meslek edinmeye yönelik programlar, geleceğimizi aydınlatıyor.

Ülkemize, nesiller boyu barış ve güven diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/butgem-den-suriyelilere-destek-makale,4124.html