Genel, Yazı

Bir Genç Kızın Hatıra Defteri 3

“Sevgili Günlüğüm,

Gökten yağmurlar yağsa..Bizim yerimize ağlasa bulutlar.Şimşekler çaksa ve her yer yıkansa..Tehlikeli sokaklardan sular aksa.Kimse dışarı çıkamasa.Kimsenin başına birşey gelmese.Hiç bir masum ölmese.Dünyada insanlar,evinde huzurla yaşasa.

Rızkımızın peşinde koşmasak.Babam bizimle daha çok vakit geçirse.Biriyle görüşmek istediğimizde hemen komşularımızla kahve içiversek.Caddelerde dolaşırken neden güvende değiliz?

O kız çocuğu hani yüzünde kanları gördüğüm,büyük teyzemizin torunuymuş.Akşam telefonda,durumunu ve kim olduğunu haber vermişlerdi.

Lüle lüle sarı saçlı güzel kız,sadece saçların rüzgarın tatlı esintisiyle savrulmalıydı.Beynin sarsılmamalıydı.Hastahanede yaşam mücadelesi veriyormuşsun.Annen ve baban sana seneler sonra kavuştu.Onları ve bizi üzme tatlı kız.Genç kız olduğunda aynı şimdiki gibi yanakların al al kalsın.

Karanlık gökyüzü ve karanlık bulutların altında,gözlerimin perdesi göz kapaklarım kapanmıştı.Uyku bazen,hayatın soğukluğundan kaçıştır.Sarıldığım battaniyem,gecemin sıcaklığıydı.

Sabah namazımı,duamın kabulu umuduyla kılmıştım.Ellerimi açtığımda süzülen gözyaşlarımla niyazda bulunmuştum.”Allah’ım Zeynep’imize hayırlı bir ömür bahşet ve uzun yaşasın.Gençliğinde ve yaşlılığında da sıhhatli afiyetli kıl.Annesini ve babasını onunla daim kıvandır.Bizi onun sağlık,iyilik haberiyle sevindir.Amin..”

Annem kahvaltı hazırlıyordu,ben üniformalarımı giyiyordum.Babam traş oluyordu.Kardeşim yatağını topluyordu.Ailemin hareketlenmesiyle işittiğim sesler,içimi ısıtmıştı.

Okula gittiğim gibi Hülya’ya durumu anlatmıştım.Derslerimi sessizce ve arkadaşlarımın küçük kağıtlarla yazışmalarına katılmadan dinlemiştim.Sıramda otururken arkadan gelen dürtmelere hafif tebessümle karşılık vermiştim.Teneffüste voleybol oynamaya inmemiştim.

Pazartesi sendromumun yerini,düşünceli halim almıştı.Öğle arasında kaşarlı bir tost ve çay kafiydi.Yudumlarım büyümüştü ağzımda.Tostum yarım kalmıştı.Ne mutlu ki Hülya iştahlıdır.Öğle yemeğinin ardından,bıraktığım tostumu da sünnetlemişti.Bir de arkasından şımarıkça dudaklarını sağ yanağına doğru büzüp kaşlarını kaldırışı yok mu?Ortama dostumun pozitif enerjisi yayılmıştı.

Sıralarımıza tekrar yerleştiğimizde,oturduğum yerde kıpırdanıyordum.Müjde bekleyişim beni sabırsızlandırmıştı.Sanırım anlatılan konuyu,bu sefer az da olsa anlamıştım.Geçen dakikalar geride kalırken yok oluyorlar.Yeni dakikalar,heyecanını koruyor.Yoksa yaşam diri kalmazdı.

Düşlerimin hazinesi,eve döndüğümde açılıyordu.Dalgın dalgın servisten indiğimde “o” karşımdaydı.Aramızdaki mesafeyi,ne kadar da yakın mesafe gibi algılamıştım.Bacaklarım titriyordu.Bastığım yere çakılmıştım.Bulunduğum tarafa yürüyordu.

Başka biri,bambaşka biri..Ama tanıyorum.Nerden tanıyorum?Bilmiyorum.Arada perde yok..Set yok..Duvar yok..Rol yok..Yalnızlığım kayboluyordu.Yalnızmışım..Yeşil yeşil parlıyordu göz bebekleri.Bakışlarımı,kaçırmaya çaba sarfediyordum ;fakat saçlarında,yüzünde ve sonra omuzlarında gezdirmiştim.

Saçları sola taranmış ve arkaya doğru şekillenmişti.Yüzü orantılı ve hafif uzundu.Boynu ve omuzları bir erkeğe yakışır genişlikteydi.Kısacık sürede gördüklerim bundan ibaretti.Başımı öne eğmiştim bile.

Yer küre oynamıyordu,değil mi?Kafa tasımdaki basınç artmıştı.Canım dayanmalıydı!İlk kez,ben işitmediğim halde kemanın dört teliyle arşe buluşuyordu.Zengin anlatım gücüyle,bize eşlik ediyordu.

Ardından piyanistin tuşlara basmasıyla keçe ile kaplanan çekiç tellere vurmaktaydı.Piyanonun pedallarına dokunmasıyla da benim “anım” bereketleniyordu.Yeni notalar,merdivenin basamaklarıydı.Biz adım adım semaya yükseliyorduk.Başım dönüyordu.

Artık yanımdaydı ve “Merhaba” demişti.”Merhaba”..Sıra bendeydi.Ağzımdan bir kelime çıkmalıydı.Aşkın yüce kudretine,”Merhaba”..Çok şükür,kısık söyleyebilmiştim.Fakat bu çetin geçen bir sözlü sınavdı.

Buraya yeni taşındıklarından bahsetti.”Evet” ile dahi tasdik edemedim.Benim servisten indiğim zamanı takip ediyormuş.Şimdi orkestraya gitar katılmıştı.Gitarist,gitar sapının gövdeye en yakın ses perdelerini kullanarak sağ eliyle ritm tutuyordu.Dozu artmış duygulanım kontrolsüzlüğü ifademi dondurmuştu.

Oturabileceğim bir yer aramıştım.Nereye yönelmiştim,hatırlamıyorum.Önüme araba çıkmıştı.Beni kurtardı,elimi tutmuştu.Ellerim buz gibiydi ve bembeyazdı.Sonsuzluğun temennisindeyken utanıp çekmiştim elimi.

Defalarca yönelen “Beren,nasılsın iyi misin?” sorusu,meğer kimden yöneldiğine göre değişiyormuş.Sorunun tesirini “hayır” diyemememle yeni öğrenmiştim.Beraberdik.Hala beraberdik.Bir kaç saat geçmişti,kafede oturmuştuk.Hala beraberdik.

Kenan’la daha çok onu dinleyerek sohbet etmiştim.Tanışma faslında bir su ısmarlamıştı.Teşekkür etmemiştim herhalde.Tamamen unutmuşum.

“O”,solo bir şarkıcıydı.Onu orkestraya eşlik ederken izliyordum.Arkadaki gitarist artık,en soldaki perdelere kaydırıyordu,sol elini.Kenan,aşkı yazan bir besteci ve seslendiricisiydi.Hem sahnedeydi hem sahnenin arkasında.Ritm tutan da kendisiydi.Kenana hayran olmuştum.

Biraz gerçek dünyaya ayıldığımda,müsade istemiştim.Eve hızlıca arkama dönmeden varmıştım.Zile basarken kapıyı kız kardeşimin aralaması beni rahatlatmıştı.Bütün merakıyla kapıda beni beklemişti.Babam işten dönmemişti.

Odama çekilip kıyafetlerimi değiştirmiştim.Kardeşim peşimdeyken mutfakta annemin yanına varmıştım.Annem anlayışlı haliyle beni yalana teşvik etmez.Nitekim kafede yeni bir arkadaşımla sohbet ettiğimizi anlatmıştım.

Annem yavaşlamış ve durgunlaşmıştı.Kardeşim,kıpır kıpır haliyle detaylarla ilgiliydi.Tabi annemden çekiniyorduk.Kardeşimi tatmin edecek gece mesaime,onunla randevulaşmıştım.

Gülümsüyorum.İçimde burukluk var fakat gülümsüyorum.İç içe kaç olay yaşayabiliriz?Aklımdan çıkmayan iki olay.Lüle lüle sarı saçlı güzel kız Zeynep’imiz,ölüm tehlikesini atlatmış ve müşahede altındaymış.Dualarımızla sağlığına kavuşacağına ümitvarız.

Kenan..Günlerdir zihnimde işlem yapar gibi hecelediğim isim.Biz şimdi,sevgili miyiz,arkadaş mıyız?İlişkiler,sınıflara ayrılırlar.Belki de korktuğum şey,bu ilişkiyi sınıfına da olsa ayırmak.

Beren!Hoşgeldin,Kenan diyarına…”

Genel, Yazı

Bir Genç Kızın Hatıra Defteri 2

“Sevgili günlüğüm,

Gecenin enerjisi üzerimde,yatağımdan kalkmıştım.Tebessüm barındıran bir uyku,dinlendiriyor ve dinlenmiştim..

Pencerenin perdesini açıp odamı havalandırmıştım.Onu karşımda görmüş gibiydim.Aradan bir minibüs geçmeseydi görüp görmediğime emin olabilirdim.Sanki elinde de ekmek poşeti vardı.

Gözlerim nemlenmişti.Bazen hiç sebepsiz gözümden yaş gelebiliyor.Böyle zamanlarda acaba o beni düşünüyor mudur?Onun beni düşünmesiyle mi akıyordur göz yaşlarım?Vücudumdan azalan su,ne kadar da arttırıyordu onun sevgisine susuzluğumu.

Sağ elimin parmaklarıyla buluşan kalemimin,mürekkebi ruhuma su olup akmalıydı.İlk sevgilim kalemim,en güzel kelimeleriyle beni sevip susuzluğumu almalıydı.İşte,mürekkebimin akışıyla susuzluğumu gideren şiirim;

Bir dokunuşun bin sırrı..

Gözler birbirine şua ile dokunur.
Değmesin gözlerin gözlerime..
Sevginin perteviyle bedenlerimiz ışık olur.
Değmesin gözlerin gözlerime..

Yollar,bir adımlık mesafe olur.
Göller ve denizler,bizim suyumuz olur.
Gökyüzü,yuvamızın çatısı olur.
Değmesin gözlerin gözlerime..

Çiçekler,evimizin bahçesinin olur.
Ağaçlar,gölgelendiğimiz şemsiyelerimiz olur.
Güneş,ay ve yıldızlar gecelerimizin lambası olur.
Değmesin gözlerin gözlerime..

Yüzümde kalan özlem buluntularını yıkayıp mutfağa geçmiştim.Annem kahvaltı hazırlıklarına başlamıştı.Pazar günü kahvaltıları,menemen,krep ve sucuklu yumurta ile öğle yemeğine dönüşüyor.Böyle güçlü bir öğünün ardından ancak akşama tekrar yiyebiliyoruz.

Ailece sofrada,en uzun vakit geçirdiğimiz pazar kahvaltımız tamamlanmıştı.Mutfak tezgahına sıraladığımız,kalabalık bulaşıkları kardeşimle yıkamıştık.Aramızda konuşurken misafirimiz var mıdır bugün diye merak etmiştik.Telefonun sesini işitirken misafir beklentisiyle birbirimize bakmıştık.

Telsizi eline alan annem,”Evde yumurta var,komşum” diye cevap vermişti.Komşuya yumurta götürecek bir kardeşimin olması,beni sevindirmişti.Telefonun kapanmasıyla babam,”bize gelen biri yoksa,evden çıkalım” demişti.

Hepimiz,rahat kıyafetlerimizle günümüzü geçirmeyi tercih etmiştik.Annemler,Ali amcanın evinde kahve içilmesini kararlaştırmıştı.Pazar trafiğine takılmamak için misafirliğe,öğlene doğru gitmiştik.

Günümüze huzur katacak atmosferin alanında,arabımızı park etmiştik.Kucağımdaki çantamı düşürmeme çabamla her seferinde arabadan geç inerim.Bir bayan olarak çanta taşımaya alışabilmeliyim.Neyse ki inmiştim.Çantamı koluma takıp yürürken evi incelemeye başlamıştım.Etrafı düzlük,çim bir alanın ortasında yer alan iki katlı villanın geniş kapısından içeri girmiştik.Ali amca ile daha önce karşılaşmıştık.Onu hatırlıyordum.

Çekingenliğimle Ali amca,eşi Şükran,oğlu Ahmet ve kızı Azra ile selamlaşmıştım.Şükran teyze,Ahmet ağabey ve Azra ile ilk kez tanışıyordum.Kardeşim hala çocuksu tavırlarının rahatlığındaydı.Selamlaşmasıyla evi gezmesi bir olmuştu.Benim belki biraz yüzüm bile kızarmıştı.

Tanıştığım kişilerin,yüzünü ve ismini hatırlamam sürekli görüşmemi gerektiriyor.İnsanların vücudunu çevreleyen elektromanyetik alanı “aura”sına çok mu temkinli yaklaşıyorum?Saygı ve hoşgörü öğretilerini,uzak kalacak kadar mı ciddiye alıyorum?Bilmiyorum ama kardeşimin rahatlığını seviyorum..

Ali amcaların ezan okuyan saatlerinden Mekke ezanını işitmiştik.Ezanı,saygıyla konuşmadan dinlemiştik.Azra,ezan bittiğinde ricam üzere bana banyoyu göstermişti.Beyaz ve gri renkli granit mermer ile döşenmiş,ferah ve metrekaresi büyük misafir banyosunda abdest almıştım.

Ardından,samur halıfleks ile kaplanmış namaz odasına geçmiştim.Seccade,tespih,örtü ve namaz elbiselerine,ayrı hazırlanmış hurçlardan gerekenleri çıkarmıştık.Seccadelere miktarında misk-i amber kokusu sürülmüştü.Kıble yönündeki duvarda,büyükçe şeffaf akrilik çerçeveli bir Kabe resmi yer alıyordu.Ali amcanın imamlığında öğle namazlarımızı kılmıştık.

Pazar günü ziyaretinde bulunduğumuz aile,İslam’ın şartlarını titizlikle yerine getiriyorlardı.Ellerimi,dua niyetiyle kalbime yaklaştırmıştım.Avuç içlerim yukarıda,İslam alemine böyle güçlü iman dilemiştim.Ruhumun inancı tam “Amin”i ile sanki ellerime nur dolmuştu.Nuru yüzüme sürdüğümü ispatlamak istercesine,gözlerim ayna aramıştı.

Ruhumuzu besleyen ve bizi tatmin eden namazımız,umre gibi bir ambiyanstaydı.Asıl ait olduğun yere yakınlaştığında,oradan seni ayıran adımların yavaşlar.Namazım bitmemeliydi.Şükran teyze kahveleri hazırlayacağını söyleyerek yanımızdan ayrılmıştı.

Nefsimin mücadelesi ile geçen günlük yaşantıma dönmüştüm.Yerle sıfır olan camdan dışarıyı seyrediyordum.Azra’nın,”Beraber meyve suyu içelim mi? demesiyle hareketlenmiştim.Beraber bahçeye çıkmıştık.Bahçedeki çardakta,orman meyveli meyve sularımızla tahinli kurabiyelerimiz bize eşlik etmişti.

Çardağın etrafında sıralanan çiçekler harikaydılar.Turuncu rengiyle portakal nergisi,mor bahçe menekşesi,kırmızıya çalan sıklamen çiçekleri,manzaramın süsüydü.Renk renk çiçekler,nefesimin mis kokularıydılar.

Ahmet ağabey,kardeşimi bizim yanımıza yönlendirmişti.Kardeşim,annemlerin kahve keyfini biraz bölmüş olabilirdi.Nitekim yanımıza gelmesiyle sanki yarıda kalan anlatımına devam ediyordu.

Kardeşimin susmayacağına kanaat etmiştim.Azra’ya dönüp eve girmek istediğimi söylemiştim.Annemler,bizim gelmemizle ayaklanmışlardı.”Çocuklar hazırlanın,kalkıyoruz” demişti,babam.Bu mekanın,belki de bereketi olmayan tek şeyi dakikalarıydı.Yeni arkadaşım Azra ve ailesiyle,hoşnutluğumuzu belirten kibar gülümseyişimle vedalaşmıştım.

Dönüş yolunda arabamızla yolda adım adım ilerlemiştik.Yoğun trafikte,bir acemi veya bir dikkatsiz sürücü tehlikelidir.Nitekim bir kaza gerçekleşmişti.

Bir çocuğun yüzünde akan kanları görmüştüm.Bütün hücrelerimle hüzün dalgaları geziyordu bedenimde.Ambulans ordaydı.Polis ordaydı.Babam,trafiğin akmasını desteklemek zorundaydı ve oyalanmadan arabayı sürmüştü.

Bazı günler vardır,bir talihsiz habere şahit olursunuz ve devamı gelir.Sanki hayatınıza yerleşecek o kötü habere hazırlanıyorsunuzdur.Tam olarak kaza ile bunu hissetmiştim…”

Ailemizle,sevdiklerimizle güzel günler geçireceğimiz bir kış ayı dileklerimle..

Genel, Yazı

Bir Genç Kızın Hatıra Defteri 1

“Sevgili Günlüğüm,

Bugün günlerden Cumartesi.Yani hafta sonunu muştulayan,Cuma gününün ertesi gün.Biz öğrenciler hafta içi günlerden en fazla Cuma gününü severiz.Tatili bütün hücrelerimizle hissettiğimiz günümüz tabiki Cumartesi.

Bu sabah,duygularım gözlerimi açarken dalgalanmaya başlamıştı.Cuma akşamının dizisi olan “Kiralık Aşk” dizisinin etkisi hala üzerimdeyken uyanmıştım.Dizinin başrollerini Barış Arduç ve Elçin Sangu paylaşıyor.Karakterlerin isimleri Ömer ve Defne.Bu bölümde onlar,herkesten uzakta ve hiç kimseyi düşünmeden aşklarını yaşamışlardı.

Dizideki konu gibi aşkımızı biz mi seçeriz yoksa o mu bizi seçer?Aşk beni seçmiş fakat aşkı yaşamayı kim seçmeli?Kalbimdeki hızlı ritmin,sevgi sesi olduğu besbelli.Nasıl oluyor da iç dünyama kocaman sevgi sığabiliyor?Bu kocaman sevginin tek belirtisi,kalp ritmimin göğüs kafesimi kaldırıp indirmesi nasıl kalabiliyor?Başka nasıl bir belirti göstermeliydi ki bedenim?Bir bakışa gizlesem sevgimi,gizli kalacak mı?Sadece “seni seviyorum” desem,kelimeler can bulacak belki ama sevgim can bulacak mı?

Aşk,damarlarımdaki kan akışını zorlarken hareketlenmiştim.Yüzümü yıkadığım gibi karnımı doyurmak için mutfağa geçmiştim.”Günaydın” kelimesini gayet nazikçe ve hanım hanımcık kullanmıştım.Kahvaltı sırasında nezaket kurallarına uyan evin masum küçük kızıydım.Anneciğim bulaşıkları yıkarken ödevlerimi sırasıyla bitirivermiştim.Ailemden başka birini bu kadar çok sevmek,aileme karşı beni suçlu hissettiriyor.Suçluluk psikolojisiyle sevmekten başka herşeyi doğru yapmak istiyorum.

Öğle saatlerinde,annemin isteğiyle çarşıdan evimizin ihtiyaçlarını almak için yola koyulmuştum.Her geçtiğim yol,eğer iç sesimi duyduysa “seni özlüyorum” kelimelerini işitmiştir.Yollar şahidim olup benim sevgimin can bulmasına katkıda bulunabilirler mi?Keşke bana sevda öykümde,yollar dostluk yapsa.Gökyüzü de destek olsa ve her yağmur damlasıyla kalbimin ağladığını anlatsa.

Düşüncelerimin arkadaşlığında yolun sonuna gelmiştim ve çarşıdaydım.Çarşı çok kalabalıktı.Aklım,kalbimin yol haritasını çizerken kalabalığın ortasında kalakalmıştım.Hemen alacaklarımın listesini sıralamaya çalışmıştım.Neyse ki,listemi hatırlamıştım.Annem,kapı önü paspası ve bir adet kırılanın yerine sürahi almamı istemişti.Kız kardeşime de iki adet atlet ve yırtılan terliğimizin yerine de terlik almalıydım.

Cebimdeki paramı hesap edip alış verişime başlamıştım.Bir kaç mağazaya göz atarak uygun ve güzel olan parçaları seçmiştim.Alış veriş yaparken kararlıyımdır.Mesela sürahi alırken orta boy,tutma yerinin geniş,şeffaf cam ve ücretinin makul olmasına dikkat etmiştim.

Kollarıma ağırlık yapan poşetler,kalbimde taşıdığım yükten hafifti.İnsanın tek bir dünyası varken dört mevsim,sırasını beklemeliydi.Birden bire kararmamalıydı gökyüzüm.Karartmamalıydı,dünyamı sessiz sevdam.Sevmek her şartta ve koşulda ulvi bir mutluluk ve haz olmalıydı.

Dönüş yolunda,”Hayır,olamaz” diyordum kendi kendime.Ellerim bu kadar doluyken nasıl bakacaktım telefonuma?”Acaba bana mesaj atar mı” diye devam ediyordu kendi kendimle konuşmam.

Çok şükür ki,almam gerekenlere konsantrasyonumu bozmadan ve vakitlice çarşıdan ayrılmıştım.Eve dönerken kız kardeşimin atletindeki iplerde,kalp olmasının onun yüzünü güldüreceğini biliyordum.Kardeşimin gözleri,sevindiğinde koyu maviye döner.Nitekim atletlerini eline aldığı gibi koyu mavi gözleriyle gülümsemişti.Bembeyaz dişleri de ortaya çıkmıştı.Bir kaç sene önce değişip yenilenmiş dişleriyle,kardeşimin büyüme evrelerini hatırlamıştım.

Annem “Kızım,hoşgeldin” demişti.Annemin karşılama sesiyle birlikte,muhabbetimin ilk kelimeleri ağzımdan çıkmıştı bile.Heyecanla,neyi nerden ve kaça aldığımı anlatmıştım.Poşetlerden ürünleri çıkarırken tek tek fiyat küpürlerini de koparmıştım.

Ardından,biraz dinlenmek için odama çekildim.Yatağıma uzandım ve hayallerim göz kapaklarımda.Evim,dağın eteklerinde çiçekler açmış yeşillik bir alanda.Mevsim hep ilkbahar.Dağlardan güç buluyorum,bizi koruyup kolluyorlar gibi.Odalar ve mutfak gün ışığını alıyor.Gitgide duygularımın yalnızlığı,iliklerime işledi.

Halbuki bir özel mesajla yüzümün güleceği geleceğim hazır.Hayatımın gizli hakimi,tutkulu platonik aşkım..O nerde,ne yapıyor,kiminle?Onu ne kadar da çok merak ediyorum.

Arkadaşlarımla akşama kafeye gideceğiz.Anneciğimin gönlünü yaptım.Bizim Hülya’yı arayıp ne giyeceğini sorayım.Bende buz mavisi kotumla beyaz gömleğimi giyebilirim.Bu kombinime beyaz üzerine kahverengi çizgili bir kemer ve ayakkabı kullanmam müthiş olur.Kahverengi ve biraz büyükçe bir çantayla da kıyafetim tamamlanır.

Bizim kızlarla buluşmadan önce film izlemeye vaktim de var.Önce aramızda bahsi geçen 3 Idots filmi hakkında bilgi edineyim.Vikipedia:”3 Idiots 2009 yapımı bir Bollywood filmidir. Film Hindistan’ın en iyi mühendislik okulundaki üç arkadaşın dostluklarını ve hayatını anlatırken eğitim sistemini eleştirmektedir..”.Üniversitedeki arkadaşlık bizimkinden daha farklı olmalı.Şimdi filmi açıp izlemeliyim.

Yarın günlüğümün sayfalarını karıştırıp kaldığım yerden devam edeceğim inşallah.Şimdilik hoşçakal,sevgili günlüğüm..”

Genel, Yazı

Sıcacık Hatıralar Dilerim…

Yaz mevsimi geldiğinde,hanımlar eşleriyle birlikte hayat koşuşturmacasına mola vermek isterler.Ailece,memlekete ya da tatil mekanlarından birine gitmeye karar verirler.

Ailece,sevdiklerimizle kocaman kucaklaştığımız,memleketimize gittiğimizi düşünelim…

Memleketimizde,uzun zamandır göremediğimiz akrabalarımıza ve komşularımıza,ziyaretler yapılır.Ev ziyaretlerinde,sunulan yöresel lezzetleri sevdiklerinin ellerinden sıra sıra yedikçe,insanın damağında sevgi yayılır.En güzel lezzetler,çocuklukta tanışılanlardır.Geçen senelerde görülen kınalı kuzuların,bu sene anne olması,duygulandırır.Çocukluk ağaçlarının üzerinde,hala meyvelerin olduğunu görmek,çoşkulu bir mutluluk verir.Gurbetçi,memleketine ayırdığı zamanı bitiverdiğinde ise bavuluyla birlikte,hüznü de yanına alır.

Memlekete gitmiyorsak deniz kıyısında,bir tatil hayal edelim…

Denizin,sakince kumları okşayan sesi,huzur veriyor.Sadece birkaç çay içimi bile oturup mavi denizi ve mavi gökyüzünü seyretmek,dinlendiriyor.Berrak suyun altında,yolculuk yapan balıkların ziyareti heyecanlandırıyor.Gece olduğunda,ayın yakamozunu seyrederken elimize aldığımız dondurmalar,daha tatlı geliyor.Kumsaldaki bütün şemsiyeler,ışıldayan yıldızları görebilmemiz için kapanıyor.Geceleri ve gündüzleri kumların üzerinde attığımız adımlar,yüzümüzde hoş bir gülümseme bırakıyor.

Yaz mevsiminde,dağlardaki kamp evlerinden birinde kaldığımızı,zihnimizde canlandıralım…

Yüce dağın eteklerinden yukarı doğru ilerledikçe,şehrin kirli havasını ve sıcağını aşağıda bırakıyoruz.Dünyanın akciğeri olan yeşil dağlarda,bol oksijenle akciğerlerimizi yeniliyoruz.Ağaçların kahverengi gövdelerinden uzanan yeşil dallarıyla,kendimize görsel bir şölen sunuyoruz.Kamp evinde,bize yeme içme özgürlüğü tanıyan kendi malzemelerimizi kullanıyoruz.Etrafımızda,toprağın üzerinden aşağı doğru akan bir su bulduğumuzda,akan suyun kenarında piknik yapıyoruz.Piknikte,peynir,ekmek ve karpuz yemekten pek de keyif alıyoruz.

Başka bir ülkeye yaptığımız,kültürel geziden bahsedelim…

Gideceğimiz ülkenin,mevsimine uygun kıyafetlerimizi bavullarımıza yerleştiriyoruz.Bavullarımızı ve bizi taşıyan uçağa bindiğimizde,kuşlar gibi hafifliyoruz.Havaalanına indikten sonra başlayan programımızı,bir rehber eşliğinde yapıyorsak rahatlıyoruz.İlgimizi çeken yerlerde,fotoğraflar çekiyor ve notlar alıyoruz.Kültürel gezimizde,sevdiklerimize anlatacaklarımızı ve hediyelerimizi biriktiriyoruz.Yanımızdaki bavula,ilave olmuş hediye bavulumuzla gezimizi tamamlıyoruz.

Yaz mevsimimizin,sıcacık hatıralar bırakması dileğiyle…