gazete, Genel, Yazı

Bilinmeyen Öğrenci Koçluğu

07.09.2019

Evlere bir öğrenci koçu yardımı girmesi, kulağa hoş gelmiyor mu?

Ebeveynlerin, çocuklarının eğitim seviyelerini yükseltmek adına yaptıkları konuşmalar organize ilgi ve takip içermiyor. Anne ve babalar, çocuklarını uyarıyorlar fakat çocukların yeterince okul sorumluluğu almadığı fark ediliyor.

Yaz dönemi verilen ödevlerin çoğu tamamlanmadan, öğrenciler okul sıralarında yerlerini alıyorlar.

Kitap okuma üzerine evde yapılan konuşmalar da çok etkili olmuyor…

Çocuklarla birlikte, televizyon ve tablet saatleri belirlenebiliyor ama kitap okuma saati hatırlatması tartışmayla bitiyor.

“Bizim çocuğumuz zeki ama çalışkan değil” gibi cümlelerle, aileler kendilerini tatmin etme yoluna giriyor. Peki sizce, öğrencilerin akademik başarısı ve disiplinle birlikte alacakları ahlaki değerlerinin önüne, zeki olma vurgusuyla duvar örülmüyor mu?

Aileler tecrübeleriyle, çocuklarının dehasını kullanmalarına ve sistematik bir başarı haritası çizmelerine yardımcı olabiliyor mu?

Anne ve baba, profesyonel öğrenci koçu veya psikolog değildir…

Korku, taciz, şiddet veya kaza travmalarını geçiren çocuklar; belki psikolojik yardım alıyorlar. Geçirilen vaka, terapi sürecinde atlatılıyor. Fakat okuldaki akademik yatkınlığı gün yüzüne çıkarmak ertelenebiliyor.

Öğrenci koçluğu; ülkemizde yaygınlaşmıyor, konuşulmuyor ve hatta bilinmiyor. Bu eğitimi almış biri olarak; öğrencilerin ne istediklerine karar vermelerine, hayatlarına başarıyla yön vermelerine ve hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmak isterim.

Her birey, potansiyel ile doğuyor. İçinde var olan mükemmel cevher, gün yüzüne çıkmayı beklerken yaşam bitiyor.

Ders notları yüksek ve desteğe ihtiyaç duymayan öğrenci de, kendi potansiyeliyle daha tanışmamış olabilir.

Öğrenci, matematik dersinde gösterdiği performansıyla yeterli bulunup meslek seçimini mühendislikten yana kullanabilir ya da icat yapan ve ülkeyi geliştiren bir bilim insanı olmaya karar verebilir.

Öğrencinin işitsel zekası zayıfken dokunsal zekası yüksek çıkabilir ve ders başarısı dokunsal zeka uygulamalarıyla artırılabilir.

Koçluk sürecinde kullanılan Neuro Linguistic Programming (NLP) Değişim Modeli ile; mevcut durum, kaynaklar ve arzu edilen durumu analiz ediliyor. Böylece şimdi olunan ile olunmak istenilen tespit ediliyor.

Öğrenci olmak istediğine ulaşırken çeşitli kaynaklardan yararlanıyor. Bunlar; zihinsel stratejiler, lisan, fizyoloji, duygusal haller, inançlar ve değerler oluyor.

Kaynaklardan yararlanarak kendi davranış ve düşüncelerini fark eden ve bunlara isteği doğrultusunda şekil veren öğrenci, arzu ettiği duruma ulaşıyor.

Öğrenci koçları; öğrencinin kendi potansiyeline uygun, açık, net ve ulaşılabilir hedefler belirlemesi, belirlediği hedeflere odaklanması ve hedefleri gerçekleştirmesi sürecine koçluk yapıyor.

Hedefe ait özellikler aşağıdaki gibidir:

S (Spesific) -> Belirli ve net olmalı

M (Measurable) -> Ölçülebilir olmalı

A (Achievable) -> Ulaşılabilir olmalı

R (Realistic) -> Gerçekçi olmalı

T (Time) -> Zamanı belli olmalı

Hedefi geçekleştirme aşamasında; öğrencinin hayatı algılama şekli, zaman yönetimi, mantık seviyesi, duygu yönetimi ve öğrenme stilleri gibi alanlar incelenerek kişiye uygun uygulamalar veriliyor.

Potansiyeli ortaya çıkan ve istediği hedefine ulaşan kişiler, aynı zamanda mutluluğu yakalıyor.

Öğrencilerimize, başarılı ve mutlu bir eğitim – öğretim yılı diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/bilinmeyen-ogrenci-koclugu-makale,4226.html

gazete, Genel, Yazı

Okullara Hayvan Sevgisi Uygulaması

24.08.2019

Milli Eğitim Bakanlığı’nın başlattığı çalışmayla, okullar barınaktan bir köpek sahipleniyor.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, bu uygulamaya geçileceğini hayvan barınağından sahiplendiği “Pergel” ismini verdikleri köpek ile, sosyal medya hesabından duyurdu.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk; “Müfredata hayvan sevgisine dair bir yazı koymakla, okul bahçesine çocuğun seveceği, günaydın diyeceği bir can koymak arasında, ‘sevgi’ kadar büyük bir fark var.” ifadesini kullanıyor.

Çocuklara hayvan sevgisinin, her gün bir hayvanı sahiplendiklerini onlara hatırlatarak deneyimle verilmesi hedefleniyor.

Okulların köpek sahiplenme projesinin bir örneğini, Trabzon’un Ortahisar ilçesinde “Ortahisar Sevgi Aşısı” projesinde görüyoruz.

Belediye, Milli Eğitim Müdürlüğü ve Trabzon Hayvanları Koruma Derneği’nce ortaklaşa yürütülen projede öğrenciler tarafından köpeklerin beslenmeleri ve bakımları yapılıyor.

Köpekler sağlık taramasından geçirilerek okullara yerleştiriliyor. Öğrenciler de köpeğe karşı tutum ve bakım konusunda eğitim alarak yeni misafirlerine hazırlanıyor.

Ders müfredatı içine yerleştirilen ve bilgiyle verilen bir hayvan sevgisi yerine, öğrencilerin yaşamları içine aldıkları hayvan sevgisi çok daha öğretici olacaktır.

Çocukların hayvan sevgisini deneyimleyerek yaşadıkları bir okullarının olması, onların okula gitme isteğini artıracaktır.

Evinde hayvan beslemeye imkan sağlayamayan ailelerin çocukları, okullarında bu eksikliği giderebilecektir.

Okullarında yardıma ihtiyacı olan bir hayvanı besleyerek ona ilgi gösteren çocuklar, sokaktaki canlılara da hassasiyet geliştireceklerdir.

Bir köpeğin bakımını üstlenmesi, çocukların sorumluluk duygularını besleyecektir.

Karşılıksız sevgiyi öğrenmeleri, aile ve arkadaş ilişkilerine olumlu yansıyacaktır.

Sevgiyi öğrenmeye fırsat verilen her hareketi, sevinerek karşılıyorum.

Dünya sadece insan canlısından ibaret değildir. Bitkilere, hayvanlara, denizlere, dağlara ve ovalara vereceğimiz sevgi geleceğin ilacıdır.

Dünyada var olan canlılara sorumluluk duyarak onları kucakladığımız projelerimizin artmasını diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/okullara-hayvan-sevgisi-uygulamasi-makale,4209.html

gazete, Genel, Yazı

Korkutan Ağaç Kesimleri

17.08.2019

Kaz Dağları’nda Kirazlı altın madeni projesi, iklim değişikliğine ve doğanın zehirlenmesine yol açıyor. Ormanda ağaç kesimleri ile, yaz aylarında ormanın 10 derece sıcaklığı düşüren etkisi azaltılıyor ve kuraklığa sebebiyet veriliyor.

Ormanda ağaç kesimlerinin ardından bölgeye yeni ağaçlandırma çalışması yapılmasıyla, birkaç asırlık ağaçların yararına ulaşmak mümkün görünmüyor. Asırlık ağaçların yerine dikilen fidanların, önümüzdeki yüzyıllar boyunca ormanı eski niteliğine kavuşturamayacağı uzmanlar tarafından açıklanıyor.

Günümüzde iklim değişikliğine gidilmesine yönelik önlemler alınırken, ülkemizde ise iklimi koruyan ormanlarımız yok ediliyor.

Alternatifi olmasına karşın maden projesinde yasaklı siyanürün kullanılması “çifte ahlaksızlık olarak” nitelendiriliyor. Siyanürün zehirli olmasıyla, suya ve doğaya karışmasına dikkat çekiliyor.

Kirazlı’daki maden alanı, 180 bin insanın tek su kaynağı Atikhisar Barajı ile aynı su havzasında yer alıyor. TEMA Vakfı’na göre, maden alanının yüzde 98.7’si orman alanında bulunuyor. Bölge 18 memeli, 41 kuş, 10 sürüngen, 117 böcek ve 283 farklı bitki türüne ev sahipliği yapıyor.

Kaz Dağları’nda, Kanadalı Alamos Gold şirketi tarafından Çanakkale’nin Kirazlı köyünde yürütülen altın madeni projesine tepkiler büyüyor.

Maden projesi için 195 bin ağacın kesilmesinden sonra başlatılan “Su ve Vicdan Nöbeti”, on binlerce kişinin katılımıyla sürdürülüyor.

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, eylemin Kaz Dağları’nı kurtarma eylemi olduğunu ve siyasi değil doğa için mücadele ettiklerini belirtiyor.

İDA Dayanışma Derneği’nden Nermin Tokgöz, yabancı ülkelerde 1978 yılından beri 6 gramın altında işletmeye geçilmesinin yasaklanmasına rağmen bizde 0.6-0.75 gram için katliam yapıldığını anlatıyor.

Kaz Dağları’nı yani topraklarımızı, doğamızı ve insanımızın yaşamını korumaya gönül veren herkesi kutluyorum.

Verilen zararları durdurarak, nesillerimize yaşayabilecekleri bir dünya bırakmamızı diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/korkutan-agac-kesimleri-makale,4202.html

gazete, Genel, Yazı

Hükümetin Kararlarını Kim Etkiliyor

03.08.2019

Hükümetin kararlarında söz sahibi olduğunu düşünerek bilinçli hareket eden vatandaşlara, geçtiğimiz hafta bir örnekle şahit olduk. İtalya gezimizin tarihleri esnasında, İtalya’da yüksek hızlı tren protestosu gerçekleşti. Gezi grubumuzda ilgimizi çeken, insana ve doğaya değer vererek eyleme katılan kişi sayısıydı.

İtalya’nın Torino kentiyle Fransa’nın Lyon kenti arasındaki ulaşım süresini kısaltacak yeni hattaki 57 kilometrelik tünel tepki çekiyor.

Tünelin geçeceği güzergahta, daha önce tespit edilen uranyum ve amyant kaynaklarının insan sağlığını olumsuz etkileyeceği iddiası nedeniyle, ülkede proje karşıtı kalabalık bir kesim bulunuyor.

Torino-Lyon arasında yapımı yıllardır süren yeni yüksek hızlı tren hattı projesine, “Yüksek Hızlı Trene Hayır” (NO TAV) hareketi karşı çıkıyor.

İtalyan hükümetinin projeye destek vereceğini açıklamasının ardından, NO TAV hareketi altında örgütlenen 15 bin kişi şantiye yakınlarında eylem yaptı.

Projenin geçeceği güzergah üstündeki Susa Vadisi’nde başlayan yürüyüş, Chiomonte’deki şantiye yakınlarına kadar sürdü.

Biz suskun muyuz?..

Seyahat grubumuzda, ülkemizde siyasi bir düşünce üzere toplanabilirken doğamıza ve insan sağlığına sahip çıkmakta suskun kaldığımızı tartıştık.

Tarihi mekanlarımıza, topraklarımızda var olan güzelliklere ve geleceğimize zarar veren etkenleri ortadan kaldırmak adına attığımız adım, ülkemize ve kendimize verdiğimiz kıymeti gösterir.

Vatandaşlık görevimizi layıkıyla yerine getirebileceğimizi düşündüğünüz alanlarda, yapılması beklenenleri, internet sayfamızdaki köşe yazımın altında yer alan yorumlara yazarsanız sevinirim.

Önce kendimize verdiğimiz değer ile çevreye ve insanlığa katkı sağlayacağımız günlerimiz olmasını diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/hukumetin-kararlarini-kim-etkiliyor-makale,4190.html

gazete, Genel, Yazı

Dilek İmamoğlu Ne İstiyor?

29.06.2019

İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinde Ekrem İmamoğlu hakkında, en çok konuşulan konulardan biri mazbata alıp alamamasıyken, bir diğer konu eşinin vizyonu oluyor.

Dilek Hanım’ın üç çocuk annesiyken, aynı zamanda bir doktora öğrenci olması takdir ediliyor. (Tabi kendisinin on kardeşli bir aileden gelmesi, üç çocuğa ulaşmasını daha olağan göstermiyor değil.)

Trabzon’da doğan Dilek Hanım, İstanbul’da yaşamını sürdürürken geceleri bir kadının tedirgin olmadan yürüyerek sahile inmesini hayal ediyor.

Dilek İmamoğlu, kadınlar konusunda eşitlik ve özgürlük istiyor. Kadınların sorunlarına çözüm bularak yaşamın tüm alanlarına alınmalarını hedefliyor.

Kadınların geniş perspektif bakış açısına sahip olduğunu düşünüyorum. Yalnız hedefe odaklanmada sıkıntı yaşıyoruz. Hayat şartları ve bizden beklentiler, odak noktamızı değiştirebiliyor.

Dilek Hanım, kadınlarla iş birliği içine girerek hedefe odaklanırsa güzel yol alabilir. Eğitim alan kadın sayısını artırmanın, geleceğimizi aydınlatacağına inanıyorum.

Eğitimlerimizi ya da iş yaşamımızı, eş ve annelik görevlerimizi üstlenirken- geri plana alabiliyoruz. Peki, “Ev içinde sadece kendimize ait görevleri mi yerine getiriyoruz” diye soruyorum. Bence aile içi sıkıntılı iş bölümü ile kendimizi geliştirmeye ve hayata dahil olmaya fırsat bulamayabiliyoruz.

Bir anne ne biliyorsa, çocuğuna onu aktarıyor…

Matematiği iyi biliyorsak, çocuğumuza ders çalıştırırken matematiği iyi anlatıyoruz.

Uzay bilimine ilgiliysek, çocuğumuzun düşünce yapısında gezegenler arası bir yolculuk yaptırıyoruz.

İhlas suresini ezbere biliyorsak, uyumadan önce çocuğumuza bu duayı ezberletiyoruz.

İnsan ilişkilerinin dürüstlükle kurulduğunu idrak ediyorsak, çocuğumuza doğru söylemenin önemini vurguluyoruz.

Her alana girerek aktifleşmemizi, Dilek Hanım gibi ben de istiyorum. Çünkü biz kadınların öğrenmesi, gelişmesi ve çalışması; nesillerimize ufuk açıyor.

Geri planda kalan kadınlarımız, ülkemizde yetişen toplumun diğer ülkelerden geride kalmasına sebep oluyor.

Kendimize yatırım yaptığımız zamanları, kendimize hak gördüğümüz güzel günler diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/dilek-imamoglu-ne-istiyor-makale,4138.html

gazete, Genel, Yazı

Şiddeti Başlatan Kimdir?

09.11.2018

Her hafta sanatçı, manken, futbolcu ve sunucu gibi göz önünde bulunan insanların şiddet haberlerini duyuyoruz. Şiddet ile başlayan bir olayın gerçekliğini takibe alıyoruz. Bu olayların gerçekliği, şiddet içerikli videolar veya darp raporu ile ispatlanıyor.

Peki, şiddeti başlatan kimdir? Şiddet nasıl gelişir?

Kişilerin arasında geçen çatışma sebebi, kontrolsüz davranışın açıklaması değildir. Kişisel alana onaysız yapılan ve fiziksel zarar verici müdahale, ceza alan bir davranıştır.

İnsan davranışı, çocukluktan başlayarak inceleniyor. Toplumumuzda, aile içi alınan eğitim ile şekillenen davranışlarımız yüksek oranda olumsuz görünüyor.

Freud ile birlikte birçok kuramcı, ‘çocukluk döneminde yaşananların bilinçaltımızda yerleşerek bizim davranışlarımızı belirlediği’ savunmasını yapıyorlar.

İçgüdüsel saldırgan davranışlarımız, toplumsal değerleri öğrenmemizle kontrol altına alınabiliyor. Fakat çocukluktan itibaren görerek öğrendiğimiz şiddet davranışını, rol benimseyerek devam ettiriyoruz. Yani aile içi ortamda ne öğrendiğimiz çok önemli.

Psikoloji alanında ilgilenilen çocukluk döneminin etkileri, bir şiir ile Dorothy Low Nolte tarafından anlatılıyor. 32 dile çevrilerek beğenilen ve dağıtılan şiirin ismi “Çocuk Yaşadığını Öğrenir”.

Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmiş ise

Kınama ve ayıplanmayı öğrenir

Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüş ise

Kavga etmeyi öğrenir

Eğer bir çocuk hoşgörü ile yetiştirilmişse

Sabırlı olmayı öğrenir

Eğer bir çocuk desteklenip yüreklendirilmiş ise

Kendine güven duymayı öğrenir

Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmiş ise

Takdir etmeyi öğrenir

Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüş ise

Adil olmayı öğrenir

Eğer bir çocuk güven ortamı içinde yetişmiş ise

İnançlı olmayı öğrenir

Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüş ise

Kendini sevmeyi öğrenir

Eğer bir çocuk ailesi içinde destek ve arkadaşlık görmüş ise

Dünyada mutlu olmayı öğrenir

Bu şiirden hepimizin faydalanacağına inanıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17’nci maddesinde “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlığı altında “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir” deniyor ve kimsenin “… insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı” belirtiliyor.

‘İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleden’ uzak duran ailelerde yetiştiğimiz, birbirimize değer verdiğimiz bir toplum olmamızı diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/siddeti-baslatan-kimdir-makale,3751.html

gazete, Genel, Yazı

2019 Öncesi Endişe Tablosu Karşısında

02.11.2018

Cumhuriyetimizin 95. yılını coşkuyla kutladık. Kendi vatanımızda hür yaşadığımıza şükrettik. “İlelebet toprak bütünlüğümüzü koruyarak bağımsızlığımıza sevinelim” dualarını yaptık.

Kalplerimizdeki kurtçuk ise, 29 Ekim yüzümüz gülerken içten içe bizi kemirdi.
Bence bu kurtçuk açığa çıksın. Çıksın ki vücutlarımızda var olmasın. Onu gözümüzle görelim ve yok edelim.
İlk aşamada, 2019 yılı öncesi karşımızdaki tabloyu açık açık konuşalım.

Türk Lirası değerini kaybediyor, maliyetler artıyor, enflasyon çıkıyor, üretici kaybediyor ve firma sermayeleri küçülüyor.
Ekonomik zayıflamamızın ardından, bölgesel sıkıntılarımızla ayakta kalabilmemiz; kaygının en büyüğü görünüyor.

İçinde bulunduğumuz durumun resmini yapalım mı?
Resme şöyle başlayalım: Tohumlarımızın, doğal kaynaklarımızın, tarihi eserlerimizin ve hammaddelerimizin kilidini kapatan bir el çizelim.
Ülkemizdeki ithalatı yığın yığın tepecikler yapalım. Bu tepeciklerin başına izin kağıdı yazan memurlar ekleyelim.
Tablonun içerisine, iflas eden büyük büyük holdingleri çizelim. Arkalarına Kasım, Aralık ve Ocak aylarına kadar sıraya giren firmaları çizelim. İflas edeceği için satışa çıkarılan şirketleri de ekleyelim.
Resmin üzerine ülkemizin etrafından sıçrayanları, kırmızı kırmızı damlatalım.
Askerlerimizin başka ülkelere yardımlarıyla hazinemizden eksilenleri gösterelim.
Ülkemize giren başka halkları kucaklayıp beslerken, cebimizden düşenleri yerlere serelim. Üzerine şiddetle basıp geçen bir Trump ile paralarımızın parçalandığını vurgulayalım.
Bob Ross tarzı bir anlatımla, resmi biraz tamamladık.
Aslında iyimser bir tablo çizip mutluluğu resmetmeye ihtiyacımız var. Fakat bu resim bize hiç çizilmedi. Ekonomik zorluk yaşarken de, sihirli değnek ile kimse gelmeyecektir.
İkinci aşamada, çıkarcı politikaların vatanımızı bölme planlarına ne yapabileceğimizi konuşalım.
Ayakta rahat uyumayalım…
Nesillerine canlarıyla bağımsızlık hediye eden atalarımıza, vefa borcumuzu çok çalışarak ödeyelim.

Başımı kurtarayım felsefesinden kurtulalım. Yastık altına ne attıysak, el birliğiyle Türk Lirasına çevirelim. Ve paramızı ertelediğimiz ihtiyaçlara harcayalım.
Tertemiz giyinelim ve gülümseyelim. Bosna Hersek halkı, savaş ortamında vurulurken dahi bu örneği sergilemişti.
Ülkemizi yine güçlü ve özgür kılmak için birlikte el ele mücadele edelim.
Bulunduğumuz konum gereği, “mücadele” DNA şifremize asırlardır işlendi.
Türk milleti, her zorluktan kurtulur. Yeter ki bizi birbirimize düşürmesinler.
Ayakta uyumayalım…
“Türk milleti çalışkandır, zekidir” sözüyle harekete geçelim.
Birbirimizi değil, beraber olup düşmanları eleştirelim.
Birbirimizin yaptığı işin eksiğini konuşmayı bırakalım. Eksiklerimizi beraber tamamlayalım.
Birbirimizin başarısına engel değil, destek olalım.

Fikirlerimizdeki farklılıklara açık olalım. Saygıyla birbirimizi dinleyerek siyaseti, bilimi ve eğitimi geliştirelim.

Aman! Birbirimize, milletimize, ülkemize ve dünyamıza sahip çıkalım.
“Yurtta sulh, cihanda sulh” efendim. Yani Üçüncü Dünya Savaşı bizim topraklarımızda barış varsa çıkmaz efendim.

Türk Lirası ile alış-verişe devam ettiğimiz, barış içinde çok çalıştığımız ve nesillerimizin yüzünü güldürecek gelişmelere imza attığımız günler dilerim…

http://www.gazetebursa.com.tr/2019-oncesi-endise-tablosu-karsisinda-makale,3735.html

gazete, Genel, Yazı

İnsanı Evren ile Anlamlandırma

26.09.2018

İnsan, varoluşunu anlamlandırma çabasındadır. Somut alanda fen bilimlerini doğuran bu çaba, soyut alanda da felsefe ve tasavvufu meydana getirmiştir.

Bilim, felsefe ve tasavvuf insanı evren ile karşılaştırmaktadır. Sistematik hareket eden evrene ait veriler ışığında düşünürler, yaratılışa ilahi ve kutsal şifreler yüklemişlerdir.

Bilimsel araştırmalar, Big Bang teorisinden yola çıkarak evrende var olan elementlerin insanda da olduğunu ortaya çıkarmıştır. İnsanın 13 milyar yıl önceki yıldızlardan bir parça taşıdığı elementlerle anlatılmaktadır.

İnsan vücudunda bulunan oksijen, karbon, hidrojen, azot, kalsiyum, fosfor, potasyum, sülfür ve sodyum farklı oranlarda yıldızlar ve galaksilerde ölçeklenmiştir.

İnsanı evrenle anlamlandırma çabası, hint felsefesinde de vardır. Hint fesefesi insanı, elementler ile sembolize ederek 7 boyutlu maddi ve manevi bir varlık olarak ele almıştır.

İlk dört madde, dünya ile ilişkilidir ve elementlerle sembolize edilmiştir. Son üç madde, ruhun geldiği öz kaynağa bağlanmıştır.

Hint felsefesinde insanın 7 bedeni, maddelerdeki gibidir:

1)          Fizik beden, toprak elementi ile sembolize edilen dünya bedenidir. Eylemsizdir ve hareket edileceğinde zihinde tembellik ve uyuşukluk ile direnç gösterir.

2)       Enerjetik beden, su elementi ile sembolize edilen, insana can veren akışkan bedendir. Yaşam yolculuğunda hareket veren bedendir.

3)          Duygu beden, çok değişken olması nedeniyle hava elementi ile sembolize edilen insanın hayvani yönü nefsidir.

4)      Somut akıl, ateş elementi ile temsil edilen insanın arzularının yer aldığı akıl bedenidir. Şartlara ve koşullara bağlı akıldır.

5)      Saf akıl, şart ve koşullara bakmadan sadece yapılması gerekeni yapan akıldır. Bütünün iyiliğini ön planda tutarak insanın kendini düşünmeden başkaları için çalışan akıl bedenidir.

6)          Sezgiler, ruhun geldiği ilahi kaynağın insana bahşedilen kısmıdır.

7)          İrade, ruhani yönün bir parçası ve külli iradenin bir izdüşümü olan cüzi iradedir.

İslam tasavvufu, Kuran’ ı Kerim’ de geçen ayetler ışığında insanı gezegenlerle tasvir etmektedir.

Kuran’ da “Bakara 29, İsra 44, Müminun 86, Fussilet 12, Talak 12, Mülk 3, Nuh 15, Nebe 12” ayetlerinde yedi kat gök geçmektedir.

Kuran’ ın yedi göğü içeren ayetlerinden biri olan Nuh Suresi’ nin on beşinci ayetinde; “Görmediniz mi, Allah’ın yedi göğü nasıl uygun tabakalar halinde yarattığını?” yazmaktadır. Diğer altı ayet de benzer içeriktedir.

Aşık Paşa, Garibname eserinin yedinci bölümünün kurgusunu, Kuran’ da yedi gökten bahseden ayetler üzerinden insan yaratılışını açıklayarak oluşturmuştur. Garibname eserinin yedinci bölümünde, on kıssa bulunmaktadır. Üçüncü kıssasının konusunda, insanlar yaşam dönemlerine göre yedi gruba ayrılmaktadır.

Yaşamın yedi grubunun yöneticisi gezegenlerdir:

1)            Ay  Çocuklar

2)            Utarid  Bilgi çağındaki gençler

3)            Zühre  Yeme-içme ve eğlence çağı

4)            Güneş  Süs ve parlaklık çağı

5)            Merih  Gayret çağı

6)            Müşteri  Hırs ve azim çağı

7)            Zuhal  Yaşlılık çağı

İslam tasavvufunda gök algısıyla insan ve evren karşılaştırması, Arif’ in Nüsha-i Alem eserinde dikkat çekmektedir. Eserde yer alan mısralarda, Allah’ ın insanı kainatın özü olarak yarattığı ve yedi kat gök ile insan vücudu karşılaştırması vardır.

Şair Arif gökteki gezegenleri, insan vücudundaki bölümlere karşılık yukarıdan aşağı doğru sıralamaktadır:

1)            Zuhal-Satürn  Baş

2)            Müşteri-Erendiz-Jüpiter  Yüz

3)            Merih-Mars  Boyun

4-5)        Güneş ve Zühre-Venüs  İki El

6-7)        Utarit-Merkür ve Ay)  İki ayak

İnsan, evrenden ayrıştırılamaz bir varlıktır. Bilim, İslam, felsefe ve düşünürler bize bunu ispatlamaya çalışmıştır.

Üstün bir varlık olduğumuzun algısıyla, yaşam yolculuğumuzu kendimize ve birbirimize değer vererek geçirmemiz dileğiyle…

http://www.gazetebursa.com.tr/insani-evren-ile-anlamlandirma-makale,3681.html

 

gazete, Genel, Yazı

Okul Fobisi

15.09.2018

Okul fobisi; çocuğun kuvvetli bir endişe ile okula gitmek istememesi ve okula karşı ilgisiz, isteksiz olmasıdır. Okul korkusu genellikle 6 – 11 yaş arası görülmektedir.

Cynthia ve arkadaşları “okul fobisi” teriminin, klinik literatüre ilk defa 1941 yılında Johnson ve arkadaşları tarafından geçirildiğini söylemektedirler. Okul fobisini, okula gitmekten kaçınma ile ilgisi olan anksiyete ile karakterize bir çocukluk sendromu olduğunu belirtmektedirler.

Çocuğun bağlandığı başlıca kişileri yitireceğine ya da onların başına bir iş geleceğine ilişkin sürekli ve aşırı bir anksiyete yaşadığı görülmektedir. Çocuk ayrılma korkusu nedeniyle, okula ya da başka bir yere gitmek istememektedir.

İlkokula başlamak zihinsel, bedensel ve bilişsel bir olgunluğa ulaşmayı gerektirmektedir.

Okul, öğrencinin bireysel görevlerini yerine getirmek zorunda kaldığı ortamdır. Ayakkabı bağcıklarını bağlama, tuvalet ihtiyaçlarını giderme, çatal ve kaşık ile düzenli yemek yeme gibi sıralanmaktadır.

Zaman kısıtlamasıyla ilkokul çocuğunun özgürlüğünün elinden alınması, bu yaş grubunu zorlamaktadır. Sıralarda sabit oturarak öğretmeni dinlemek, bir oyun çocuğunun kinetik enerjisinin nörotik enerjiye dönüşmesi demektir. Teneffüse çıkarken hızla koşarak sınıftan çıkmalarının nedeni budur.

Okulda çocukları daha birçok görev beklemektedir. Bunlar; çantasındaki eşyaları takip etme, ders saati süresince konuşmama ve hareket etmeme, parmaklarını güzel yazmak için kullanma, sıraya girerek sırayı takip etme, sınıfta tek bir yerde oturma ve sadece kendi eşyalarını kullanmadır.

Okuldaki olumsuzluktan kaynaklanan okuldan uzaklaşma eğilimi, gözlem ve sorulan sorularla anlaşılabilmektedir.

Çocuklarınıza soracağınız üç soru ile arkadaşlarına ve öğretmenlerine olan sevgilerini anlayabilirsiniz:

Okula uzaylılar gelip iki çocuğu kendi gezegenine götürseydi kimleri almalarını isterdin? Neden?

Öğretmenin sana tanıdığın başka birini hatırlatıyor mu? Kimi?

Sınıf arkadaşlarından biri o gün için öğretmen olacak olsa kimi seçerdin? Neden?

Sınıf içi sağlıklı ilişkiler geliştirebilen çocukların kazancı, okula alışmaları ve okula severek gitmeleridir.

Birçok sebeple okul fobisi ve okul kaygısı gelişebilmektedir.

Anne-çocuk ilişkisinde bağımlılık ile ev düzeninden ayrılarak bireysel görevlerini yerine getirmek çocukta kaygı yaratmaktadır. Böyle durumlarda uzmanlara danışarak yardım almak faydalı olacaktır.

Ebeveynleriyle yeterli zaman geçiremeyen çocuklarda, evden ayrılmama isteği görülecektir. Evde çocuklarla paylaşılan zamanı verimli geçirmeye başlayarak, bu durumun oluşumuna önlem alınabilmektedir.

Yeni kardeş doğumu ile evden uzaklaşmak istememe durumunda aileye düşen görev, ilişkilerin hızlı bir şekilde olumlu gelişmesini sağlamak olacaktır.

Bir yakının ölümünün ardından okula gitmesi gereken çocuklarda, ayrılma anksiyetisi bozukluğu oluşabilmektedir.

Çocuğun geç konuşmasına veya dinlediklerini anlamamasına şahit olan aile, zekasını aşağılayacak sözler sarf edilebilmektedir. Aileden gördüğü muamele ile çocuk, kendisini ders başarısızlığına ikna edebilmektedir. Bu yüzden okula karşı korku ve kaygıyı, daha okula gitmeden duyulabilmektedir.

Çocuklarda gözlemlenen normalden farklı davranışların, uzmanlara danışarak gelişimsel aşamaya uygun hale getirilmesi gerekmektedir.

 Çocuklarımıza mutlu ve başarılı bir eğitim yılı diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/okul-fobisi-makale,3665.html

 

gazete, Genel, Yazı

Okula Başlarken Velilere Liste

08.08.2018

Öğrencilerden okul kuralları, ders başarısı, zaman yönetimi ve arkadaş ilişkileri sorumluluklarını yerine getirmeleri bekleniyor. Velilerin ve öğretmenlerin bu beklentilerine, çocuklarımız uyabiliyor mu?

Harfiyen uyulması beklenen sorumluluklar elimizde yazılı olsa ve çocuklarımızla bunları net konuşsak güzel olmaz mı?

Japonya’ da okul idaresi ve öğretmenler, her sene başında öğrenci velilerine 18 maddeden oluşan bir liste gönderiyorlar.

İşte bu liste;

Biri konuşurken dikkatli bir şekilde dinle.

İnsanlara selam ver, soruları açık bir şekilde ve duyulabilir bir sesle cevapla.

Sandalyede uygun bir şekilde otur.

Başkalarına ait olan eşyaların, sana ait olmadığını anla.

Ayakkabılarını çıkardıktan sonra düzenli bir şekilde yerine koy.

Giysilerin temiz olduğundan ve kırışık olmadığından emin ol.

Masanı ve çevreni düzenli tut.

Gece erken yatmayı, sabah ise erken kalkmayı öğren ve bu sorumluluğa alış.

Kahvaltıyı önemse.

Dişlerini her zaman fırçala.

Asla yalan söyleme.

Kimseyi dışlama ve kimseyi dışlanmış hissettirme.

Eğer birinin bir problemi varsa ona yardımcı ol.

Kimse hakkında kötü şeyler söyleme.

İnsanlarla iyi geçinmeyi, oynamayı ve bir şeyler öğrenmeyi alışkanlık haline getir.

Sadece tek başına oynama. Başkalarıyla da oynayabilecek kadar sıcakkanlı ol.

Hem doğada zaman geçirip rahatlamak hem de daha fazla hareket etmek için dışarıda oyna.

Eğer hata yaptıysan büyük bir ciddiyetle özür dile.

Bu listeyle öğrencilerin okula başlarken ilk sorumluluğunun, ortak ahlak ve değer sistemi geliştirmek olduğunu anlıyoruz. Aynı sosyal yapının sağlanmasıyla, öğrencilerin güzel bir ortamda öğrenim görmesi, derslerine rahatlıkla odaklanmalarını sağlayacaktır.

Biz, Japonlardan farklıyız…

Veliler ve eğitmenler olarak akademik eğitimin daha fazla üzerinde duruyoruz. Öğrencilerde takip altında tutulan özellikler; ders dinlemesi, ödev yapması, sınav notları ve bunlara engel olan psikolojik problemler oluyor.

Tersten gittiğimizi düşünüyorum…

Birbirlerine nazik ve kibar davranan yöneticiler, öğretmenler, veliler ve öğrencilerden oluşan bir eğitim çevresinde bulunan öğrencinin akademik başarısı zaten yükselecektir.

Aileler bu eğitim hayatından çıkan anne-babalar olduğundan öğrencinin, akademik başarısını düşüren psikolojik problemleri ortadan kalkacaktır.

Okula başlarken velilere vereceğimiz liste, bizim güzel ahlaki değerlerimiz ile gözden geçirilebilir.

İyi yetişen bir insan, ülke kurtarır. İyi yetişen insanlar, ülkeyi geliştirir.

Geleceğimizin aydınlığına aydınlık katacağımız eğitim-öğretim yılları diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/okula-baslarken-velilere-liste-makale,3649.html