gazete, Genel, Yazı

Bilinmeyen Öğrenci Koçluğu

07.09.2019

Evlere bir öğrenci koçu yardımı girmesi, kulağa hoş gelmiyor mu?

Ebeveynlerin, çocuklarının eğitim seviyelerini yükseltmek adına yaptıkları konuşmalar organize ilgi ve takip içermiyor. Anne ve babalar, çocuklarını uyarıyorlar fakat çocukların yeterince okul sorumluluğu almadığı fark ediliyor.

Yaz dönemi verilen ödevlerin çoğu tamamlanmadan, öğrenciler okul sıralarında yerlerini alıyorlar.

Kitap okuma üzerine evde yapılan konuşmalar da çok etkili olmuyor…

Çocuklarla birlikte, televizyon ve tablet saatleri belirlenebiliyor ama kitap okuma saati hatırlatması tartışmayla bitiyor.

“Bizim çocuğumuz zeki ama çalışkan değil” gibi cümlelerle, aileler kendilerini tatmin etme yoluna giriyor. Peki sizce, öğrencilerin akademik başarısı ve disiplinle birlikte alacakları ahlaki değerlerinin önüne, zeki olma vurgusuyla duvar örülmüyor mu?

Aileler tecrübeleriyle, çocuklarının dehasını kullanmalarına ve sistematik bir başarı haritası çizmelerine yardımcı olabiliyor mu?

Anne ve baba, profesyonel öğrenci koçu veya psikolog değildir…

Korku, taciz, şiddet veya kaza travmalarını geçiren çocuklar; belki psikolojik yardım alıyorlar. Geçirilen vaka, terapi sürecinde atlatılıyor. Fakat okuldaki akademik yatkınlığı gün yüzüne çıkarmak ertelenebiliyor.

Öğrenci koçluğu; ülkemizde yaygınlaşmıyor, konuşulmuyor ve hatta bilinmiyor. Bu eğitimi almış biri olarak; öğrencilerin ne istediklerine karar vermelerine, hayatlarına başarıyla yön vermelerine ve hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmak isterim.

Her birey, potansiyel ile doğuyor. İçinde var olan mükemmel cevher, gün yüzüne çıkmayı beklerken yaşam bitiyor.

Ders notları yüksek ve desteğe ihtiyaç duymayan öğrenci de, kendi potansiyeliyle daha tanışmamış olabilir.

Öğrenci, matematik dersinde gösterdiği performansıyla yeterli bulunup meslek seçimini mühendislikten yana kullanabilir ya da icat yapan ve ülkeyi geliştiren bir bilim insanı olmaya karar verebilir.

Öğrencinin işitsel zekası zayıfken dokunsal zekası yüksek çıkabilir ve ders başarısı dokunsal zeka uygulamalarıyla artırılabilir.

Koçluk sürecinde kullanılan Neuro Linguistic Programming (NLP) Değişim Modeli ile; mevcut durum, kaynaklar ve arzu edilen durumu analiz ediliyor. Böylece şimdi olunan ile olunmak istenilen tespit ediliyor.

Öğrenci olmak istediğine ulaşırken çeşitli kaynaklardan yararlanıyor. Bunlar; zihinsel stratejiler, lisan, fizyoloji, duygusal haller, inançlar ve değerler oluyor.

Kaynaklardan yararlanarak kendi davranış ve düşüncelerini fark eden ve bunlara isteği doğrultusunda şekil veren öğrenci, arzu ettiği duruma ulaşıyor.

Öğrenci koçları; öğrencinin kendi potansiyeline uygun, açık, net ve ulaşılabilir hedefler belirlemesi, belirlediği hedeflere odaklanması ve hedefleri gerçekleştirmesi sürecine koçluk yapıyor.

Hedefe ait özellikler aşağıdaki gibidir:

S (Spesific) -> Belirli ve net olmalı

M (Measurable) -> Ölçülebilir olmalı

A (Achievable) -> Ulaşılabilir olmalı

R (Realistic) -> Gerçekçi olmalı

T (Time) -> Zamanı belli olmalı

Hedefi geçekleştirme aşamasında; öğrencinin hayatı algılama şekli, zaman yönetimi, mantık seviyesi, duygu yönetimi ve öğrenme stilleri gibi alanlar incelenerek kişiye uygun uygulamalar veriliyor.

Potansiyeli ortaya çıkan ve istediği hedefine ulaşan kişiler, aynı zamanda mutluluğu yakalıyor.

Öğrencilerimize, başarılı ve mutlu bir eğitim – öğretim yılı diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/bilinmeyen-ogrenci-koclugu-makale,4226.html

gazete, Genel, Yazı

Okullara Hayvan Sevgisi Uygulaması

24.08.2019

Milli Eğitim Bakanlığı’nın başlattığı çalışmayla, okullar barınaktan bir köpek sahipleniyor.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, bu uygulamaya geçileceğini hayvan barınağından sahiplendiği “Pergel” ismini verdikleri köpek ile, sosyal medya hesabından duyurdu.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk; “Müfredata hayvan sevgisine dair bir yazı koymakla, okul bahçesine çocuğun seveceği, günaydın diyeceği bir can koymak arasında, ‘sevgi’ kadar büyük bir fark var.” ifadesini kullanıyor.

Çocuklara hayvan sevgisinin, her gün bir hayvanı sahiplendiklerini onlara hatırlatarak deneyimle verilmesi hedefleniyor.

Okulların köpek sahiplenme projesinin bir örneğini, Trabzon’un Ortahisar ilçesinde “Ortahisar Sevgi Aşısı” projesinde görüyoruz.

Belediye, Milli Eğitim Müdürlüğü ve Trabzon Hayvanları Koruma Derneği’nce ortaklaşa yürütülen projede öğrenciler tarafından köpeklerin beslenmeleri ve bakımları yapılıyor.

Köpekler sağlık taramasından geçirilerek okullara yerleştiriliyor. Öğrenciler de köpeğe karşı tutum ve bakım konusunda eğitim alarak yeni misafirlerine hazırlanıyor.

Ders müfredatı içine yerleştirilen ve bilgiyle verilen bir hayvan sevgisi yerine, öğrencilerin yaşamları içine aldıkları hayvan sevgisi çok daha öğretici olacaktır.

Çocukların hayvan sevgisini deneyimleyerek yaşadıkları bir okullarının olması, onların okula gitme isteğini artıracaktır.

Evinde hayvan beslemeye imkan sağlayamayan ailelerin çocukları, okullarında bu eksikliği giderebilecektir.

Okullarında yardıma ihtiyacı olan bir hayvanı besleyerek ona ilgi gösteren çocuklar, sokaktaki canlılara da hassasiyet geliştireceklerdir.

Bir köpeğin bakımını üstlenmesi, çocukların sorumluluk duygularını besleyecektir.

Karşılıksız sevgiyi öğrenmeleri, aile ve arkadaş ilişkilerine olumlu yansıyacaktır.

Sevgiyi öğrenmeye fırsat verilen her hareketi, sevinerek karşılıyorum.

Dünya sadece insan canlısından ibaret değildir. Bitkilere, hayvanlara, denizlere, dağlara ve ovalara vereceğimiz sevgi geleceğin ilacıdır.

Dünyada var olan canlılara sorumluluk duyarak onları kucakladığımız projelerimizin artmasını diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/okullara-hayvan-sevgisi-uygulamasi-makale,4209.html

gazete, Genel, Yazı

Korkutan Ağaç Kesimleri

17.08.2019

Kaz Dağları’nda Kirazlı altın madeni projesi, iklim değişikliğine ve doğanın zehirlenmesine yol açıyor. Ormanda ağaç kesimleri ile, yaz aylarında ormanın 10 derece sıcaklığı düşüren etkisi azaltılıyor ve kuraklığa sebebiyet veriliyor.

Ormanda ağaç kesimlerinin ardından bölgeye yeni ağaçlandırma çalışması yapılmasıyla, birkaç asırlık ağaçların yararına ulaşmak mümkün görünmüyor. Asırlık ağaçların yerine dikilen fidanların, önümüzdeki yüzyıllar boyunca ormanı eski niteliğine kavuşturamayacağı uzmanlar tarafından açıklanıyor.

Günümüzde iklim değişikliğine gidilmesine yönelik önlemler alınırken, ülkemizde ise iklimi koruyan ormanlarımız yok ediliyor.

Alternatifi olmasına karşın maden projesinde yasaklı siyanürün kullanılması “çifte ahlaksızlık olarak” nitelendiriliyor. Siyanürün zehirli olmasıyla, suya ve doğaya karışmasına dikkat çekiliyor.

Kirazlı’daki maden alanı, 180 bin insanın tek su kaynağı Atikhisar Barajı ile aynı su havzasında yer alıyor. TEMA Vakfı’na göre, maden alanının yüzde 98.7’si orman alanında bulunuyor. Bölge 18 memeli, 41 kuş, 10 sürüngen, 117 böcek ve 283 farklı bitki türüne ev sahipliği yapıyor.

Kaz Dağları’nda, Kanadalı Alamos Gold şirketi tarafından Çanakkale’nin Kirazlı köyünde yürütülen altın madeni projesine tepkiler büyüyor.

Maden projesi için 195 bin ağacın kesilmesinden sonra başlatılan “Su ve Vicdan Nöbeti”, on binlerce kişinin katılımıyla sürdürülüyor.

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, eylemin Kaz Dağları’nı kurtarma eylemi olduğunu ve siyasi değil doğa için mücadele ettiklerini belirtiyor.

İDA Dayanışma Derneği’nden Nermin Tokgöz, yabancı ülkelerde 1978 yılından beri 6 gramın altında işletmeye geçilmesinin yasaklanmasına rağmen bizde 0.6-0.75 gram için katliam yapıldığını anlatıyor.

Kaz Dağları’nı yani topraklarımızı, doğamızı ve insanımızın yaşamını korumaya gönül veren herkesi kutluyorum.

Verilen zararları durdurarak, nesillerimize yaşayabilecekleri bir dünya bırakmamızı diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/korkutan-agac-kesimleri-makale,4202.html

gazete, Genel, Yazı

Hükümetin Kararlarını Kim Etkiliyor

03.08.2019

Hükümetin kararlarında söz sahibi olduğunu düşünerek bilinçli hareket eden vatandaşlara, geçtiğimiz hafta bir örnekle şahit olduk. İtalya gezimizin tarihleri esnasında, İtalya’da yüksek hızlı tren protestosu gerçekleşti. Gezi grubumuzda ilgimizi çeken, insana ve doğaya değer vererek eyleme katılan kişi sayısıydı.

İtalya’nın Torino kentiyle Fransa’nın Lyon kenti arasındaki ulaşım süresini kısaltacak yeni hattaki 57 kilometrelik tünel tepki çekiyor.

Tünelin geçeceği güzergahta, daha önce tespit edilen uranyum ve amyant kaynaklarının insan sağlığını olumsuz etkileyeceği iddiası nedeniyle, ülkede proje karşıtı kalabalık bir kesim bulunuyor.

Torino-Lyon arasında yapımı yıllardır süren yeni yüksek hızlı tren hattı projesine, “Yüksek Hızlı Trene Hayır” (NO TAV) hareketi karşı çıkıyor.

İtalyan hükümetinin projeye destek vereceğini açıklamasının ardından, NO TAV hareketi altında örgütlenen 15 bin kişi şantiye yakınlarında eylem yaptı.

Projenin geçeceği güzergah üstündeki Susa Vadisi’nde başlayan yürüyüş, Chiomonte’deki şantiye yakınlarına kadar sürdü.

Biz suskun muyuz?..

Seyahat grubumuzda, ülkemizde siyasi bir düşünce üzere toplanabilirken doğamıza ve insan sağlığına sahip çıkmakta suskun kaldığımızı tartıştık.

Tarihi mekanlarımıza, topraklarımızda var olan güzelliklere ve geleceğimize zarar veren etkenleri ortadan kaldırmak adına attığımız adım, ülkemize ve kendimize verdiğimiz kıymeti gösterir.

Vatandaşlık görevimizi layıkıyla yerine getirebileceğimizi düşündüğünüz alanlarda, yapılması beklenenleri, internet sayfamızdaki köşe yazımın altında yer alan yorumlara yazarsanız sevinirim.

Önce kendimize verdiğimiz değer ile çevreye ve insanlığa katkı sağlayacağımız günlerimiz olmasını diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/hukumetin-kararlarini-kim-etkiliyor-makale,4190.html

gazete, Genel, Yazı

Dilek İmamoğlu Ne İstiyor?

29.06.2019

İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinde Ekrem İmamoğlu hakkında, en çok konuşulan konulardan biri mazbata alıp alamamasıyken, bir diğer konu eşinin vizyonu oluyor.

Dilek Hanım’ın üç çocuk annesiyken, aynı zamanda bir doktora öğrenci olması takdir ediliyor. (Tabi kendisinin on kardeşli bir aileden gelmesi, üç çocuğa ulaşmasını daha olağan göstermiyor değil.)

Trabzon’da doğan Dilek Hanım, İstanbul’da yaşamını sürdürürken geceleri bir kadının tedirgin olmadan yürüyerek sahile inmesini hayal ediyor.

Dilek İmamoğlu, kadınlar konusunda eşitlik ve özgürlük istiyor. Kadınların sorunlarına çözüm bularak yaşamın tüm alanlarına alınmalarını hedefliyor.

Kadınların geniş perspektif bakış açısına sahip olduğunu düşünüyorum. Yalnız hedefe odaklanmada sıkıntı yaşıyoruz. Hayat şartları ve bizden beklentiler, odak noktamızı değiştirebiliyor.

Dilek Hanım, kadınlarla iş birliği içine girerek hedefe odaklanırsa güzel yol alabilir. Eğitim alan kadın sayısını artırmanın, geleceğimizi aydınlatacağına inanıyorum.

Eğitimlerimizi ya da iş yaşamımızı, eş ve annelik görevlerimizi üstlenirken- geri plana alabiliyoruz. Peki, “Ev içinde sadece kendimize ait görevleri mi yerine getiriyoruz” diye soruyorum. Bence aile içi sıkıntılı iş bölümü ile kendimizi geliştirmeye ve hayata dahil olmaya fırsat bulamayabiliyoruz.

Bir anne ne biliyorsa, çocuğuna onu aktarıyor…

Matematiği iyi biliyorsak, çocuğumuza ders çalıştırırken matematiği iyi anlatıyoruz.

Uzay bilimine ilgiliysek, çocuğumuzun düşünce yapısında gezegenler arası bir yolculuk yaptırıyoruz.

İhlas suresini ezbere biliyorsak, uyumadan önce çocuğumuza bu duayı ezberletiyoruz.

İnsan ilişkilerinin dürüstlükle kurulduğunu idrak ediyorsak, çocuğumuza doğru söylemenin önemini vurguluyoruz.

Her alana girerek aktifleşmemizi, Dilek Hanım gibi ben de istiyorum. Çünkü biz kadınların öğrenmesi, gelişmesi ve çalışması; nesillerimize ufuk açıyor.

Geri planda kalan kadınlarımız, ülkemizde yetişen toplumun diğer ülkelerden geride kalmasına sebep oluyor.

Kendimize yatırım yaptığımız zamanları, kendimize hak gördüğümüz güzel günler diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/dilek-imamoglu-ne-istiyor-makale,4138.html

gazete, Genel, Yazı

Tatilde çocuklarımızla mutlu olmanın yolları…

26.01.2019

Yarıyıl tatiline girerken çocuklarda başlayan heyecan, okulsuz günlerini coşkuyla yaşamak istediklerini gösteriyor. Fakat bozulan uyku ve yemek düzenleri, onları agresifleştirebilir. Kontrolsüz hareketlerine karşı anne ve babalarından alacakları tepkiler, evin içinde gerginlik yaratabilir.

Bulunduğumuz kış aylarında, hava şartları evde geçirilen vakitleri arttırıyor. Çocuklarımızla bu günlerde mutlu olmanın yollarını; uyku, yemek düzeni, dijital medya kullanımı ve kapalı mekan aktiviteleri olarak sıralayabiliriz.

Okul günlerinde erken kalkmak zorunda kalan öğrencilere, serbest zamanlarında sabah yatak keyfi yapma hakkı tanıyabiliriz. Sabah yatak keyfi hepimize iyi geliyor.

Gece vakitli belirlenen dinlenme saati ve rahat bir kalkış, evin içindeki huzuru koruyor.

Yatış ve kalkış saatlerinin düzensizliği, beslenme saatlerini de rutin dışına çıkarıyor. Açlık süresinin 3-4 saati geçmesinin ardından, büyümekte olan çocuğun gereksinimi olan enerji ve besin öğesi ihtiyaçları kendi vücudundaki depolardan sağlanıyor.

Gece boyunca uzun süre aç kalan bir çocuk, ardından oyun oynamaya başlarsa öğün atlayabilir. Çocuğumuzun uzun süre aç kalmasını, kontrol altında tutmamız gerekiyor.

Uyku ve beslenmenin yaşlarına uygun ilerlemesi, çocuklarımızın akranlarıyla eşit zihinsel ve bedensel gelişimleri için önem taşıyor.

Sağlıklı gelişen çocuklar, akranlarıyla daha rahat oyun kurabiliyor ve ailelerin tüm gününü çocuklarıyla geçirme yükünü hafifletiyor.

Hepimizin evinde yer alan televizyon, tablet ve telefonlar bir kurtarıcı görülebiliyor. Ebeveynler bazen işlerini bitirmeye çalışırken, çocuğun izlediği video süresini avantaj biliyor.

Dijital medyaya vakit ayıran çocuklarımızın, izledikleri video ve oyun seçimleri onların ailelerine davranışlarını da belirliyor.

“Biz seninle sakin konuşuyoruz, seni sinirlendiren nedir” gibi soruları, şaşkınlık halinde çocuklarımıza yöneltebiliyoruz. Evin içinde huzurlu ve güvenli bir ortam varken, çocuklarda şiddet veya uygunsuz tavırlarla karşılaşabiliyoruz.

İnternetten çocukların yaşlarına uygun video kanalları ve oyunları araştırarak çocuğumuzun tercihlerini düzenlememiz, onların davranışlarını da düzenleyebilir.

Kış tatilinde gezeceğimiz kapalı mekanların, çocukların oyun oynayacağı yerlerde olmasıyla onlarla güzel vakit geçirebiliriz.

Bütçemize uygun çeşitli mekanların hazırladığı birbirinden eğlenceli etkinlikleri araştırıp katılabiliriz. Mesela bir AVM programına gidebiliriz.

Çocuklarımızla birlikte, mutluluk ve eğlence dolu bir yarıyıl tatili diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/tatilde-cocuklarimizla-mutlu-olmanin-yollari-makale,3898.html

 

Genel, Yazı

Mekanın 4 Özelliği İle Üzerimizdeki Etkileri

25.04.2018

Bulunduğumuz mekan; mahremiyet, iç hava kalitesi, akustik ve aydınlatma açısından dikkate alınarak hazırlanmış olmalıdır. Ortam; sağlığımızı, performansımızı ve mutluluk duygumuzu etkiler.

Kişisel alanın korunması; iletişimi, davranışları ve stres seviyesini değiştirir. İç hava kalitesi ve akustik; biyolojik, psikolojik ve çalışma performansında etkilidir. Aydınlatma ise; beyin aktivitelerini ve duyguları harekete geçirir.

İnsanların çevreleri ile sözsüz iletişime geçtikleri kişisel alanlarını kontrol edebilmesi ve düzenleyebilmesi, fiziksel çevre tasarımının buna uygun düzenlenmesi ile olanaklıdır. Kişisel alan algısının bozulmasında fiziki çevre önemlidir. Kişisel alan algısındaki olumsuzluklar; hakimiyet, sahiplik ve aidiyet hissinin azalmasına, güvensizlik hissinin artmasına neden olmaktadır.

İç hava kalitesinin kabul edilebilir sınır-limit değerleri aşması, biyolojik ve psikolojik açıdan sağlık sorunlarına yol açar. Biyolojik sorunlar; üst solunum yollarında tahriş, ciğerlerde astım ve benzeri semptomlar, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, kusma, ciltte hassasiyet kızarıklık, kaşıntı, koku ve tat duyusunda değişikliklerdir. Mental rahatsızlıklar; zihinsel yorgunluk, hafıza kaybı ve konsantrasyon eksikliği olarak sıralanabilir.

Sağlıklı atmosfer için;

-Sıcaklık

-Nem oranı

-Hava hareketi

-Temizlik (Filtreleme)

-Taze hava alımı konforlu bir iç atmosfer sağlamada ideal değerler aralığında olmalıdır.

Kapalı mekanlarda gürültünün denetim altına alınması ve istenmeyen seslerin önlenmesi, akustik mekan kalitesidir. İşitsel konfor ile insan üzerindeki stresin azaldığı, eğitim yapılarında öğrencilerin öğrenme performansının arttığı, ofislerde çalışanların verimliliğine katkı sağlandığı ve konsantrasyon-dikkat bozukluklarının azaldığı çeşitli araştırmalar ile ortaya konulmuştur.

İşitsel açıdan gerekli konfor koşulları sağlanmadığında, insan sağlığı üzerinde; işitme kayıpları, solunum sistemi sorunları, kan basıncının artması, cilt direncinin zayıflaması, refleks zayıflıkları, göz bebeğinin büyümesi, hormonal dengenin bozulması v.s. gibi pek çok fizyolojik etkiler görülebilmektedir. Psikolojik etkiler ise; yorgunluk, gerginlik-sıkıntı, uykusuzluk, saldırgan davranışlar, dikkatin dağılması, iş veriminde ve öğrenmede azalma, hafızada zayıflık gibi olabilmektedir.

Işığın; insanın melatonin ve kortizol hormonlarını etkileyerek biyolojik ritmini düzenlediği, ışık ve sağlık arasındaki ilişkiyi araştıran pek çok çalışma ile ortaya konulmuştur. Günışığı üzerine yapılan araştırmalarda günışığının; depresyonu yok edici özelliği, vücutta D vitamini sentezine yardımcı olması, insana enerji vermesi, zihni canlandırması ve hormonları etkileyerek biyolojik ritmi dengelemesi gibi etkileri belirlenmiştir.

Günışığının insan sağlığı üzerinde bilinen olumlu etkileri ile dinamik yapma aydınlatmanın, günışığına benzer renksel özelliklere sahip olması istenmektedir. Günışığına benzer aydınlatma ile; kişilerin konsantrasyon ve dikkat dağınıklığı sorunları azaltılarak, işteki veriminin ve performansının artması sağlanmaktadır.

İnsan, doğadaki canlılardan biridir. Yapıların, insanın doğadan bir varlık olmasına uygun koşullarda hazırlanması gerekmektedir.

Özümüze uygun sürdürebildiğimiz yaşamlarımız olması dileklerimle…

http://www.gazetebursa.com.tr/mekanin-4-ozelligi-ile-uzerimizdeki-etkileri-makale,3431.html

Genel, Yazı

Arazi Politikaları İle Tersine Göç

18.04.2018

Sanayi İnkılabı ile başlayan kırsal kesimden kente göç, devam etmektedir. Kentler ise, hala bu göçe hazır değillerdir. Tersine göç fikrinin uygulamaya geçirilmesi, ülkemizi bu çıkmazdan çıkaracaktır.

Toplumsal değişimin bir sonucu olan göç, “iktisadi, sosyal ve siyasi sebepler yüzünden insanların, toplulukların yer değiştirmesi” olarak tanımlanır. Sosyal bilimciler, göçleri kategorilere ayırırlar:

1- Mevsimlik Göçler

2- Sürekli Göçler

3- Emek Göçleri

4- Zorunlu – Gönüllü Göçler

5- Dış Göçler

6- Beyin Göçleri

7- İşçi Göçleri

Köy ve kent nüfus dengesindeki değişiklikler, ilk nüfus sayımının yapıldığı 1927 yılından bu yana yaşanmaktadır. 1927 yılındaki nüfus sayım sonuçlarına göre; kentli nüfus oranı %24.2 ve köylü nüfus oranı %75.8’ dir. 1950 yılından sonra kendini gösteren göç artarak devam eder. 1960 yılında kentli nüfus oranı %31.92’ye çıkar. 1970 yılında %38.45, 1980’ de %43.91, 1990’ da %59.60, 2000’ de %64,90 ve 2010 yılında kentli nüfus oranı %75.53’ e ulaşır.

Kentleşmeye uygun şartların sağlanamamasıyla, günümüzde çeşitli sorunlar yaşıyoruz. Bu sorunları; kültürel çatışmalar, işsizlik, yalnızlık ve yabancılaşma, trafik, boşanmalar, şiddet, nevroz, bağımlılık ve psikolojik rahatsızlıklar gibi sıralayabiliriz.

Konu, sosyal ilişkiler ele alınarak incelendiğinde; gelenek ve göreneklerine sıkı sıkı bağlı kırsal kesim, kentte yaşayan insandan ayrışır. Örnek olarak; göç edenlerin akrabalarıyla sık sık belli yerlerde toplanmaları, halı-kilim-masa örtüsü ve benzeri eşyaları balkondan silkelemeleri ve gürültü çıkarmaya dikkat etmemeleri verilebilir.

Kentte yaşayan insanlar, kırsal kesimi dışlamamaktadır veya göçmenler kentlilerden kendini çekmemektedir. Fakat aralarında zorlamayla bir iletişim kurulmaktadır.

Sağlıklı kentleşmenin gerekli şartları vardır:

– İç ve dış yatırımcıların, ülkenin genelinde kentlere dengeli bir şekilde dağılmaları

– Kent planlarına, uydu kentlerin eklenmesi

– Alt ve üstyapı hizmetleri sağlandıktan sonra, göç hareketlerine izin verilmesi

– Uygun teknolojik araçların, yaşama geçirilmesidir.

Şehirlere göç etmenin sorunlarını çözmek yerine, tersine göç sağlanabilir mi? Buhranına büründüğümüz toplumsal dönüşümden, kurtulmayı deneyelim.

Ülkemizde yatırımlarımızı; sanayi ve hizmet sektöründen çok arazi modeline yönelttiğimizde tersine göç gerçekleşecektir.

Sınırlı arazi kaynaklarının daha verimli ve etkin kullanımı için arazi politikaları bir ihtiyaçtır. Kentsel gelişme, tarımsal üretimin ve ekosistemin korunmasını gerektirir. Ekonomiye katkı sağlayan arazi kaynaklarını tahsis etmek, kırsal-kentsel göç dengesinin kurulmasına yardımcı olacaktır.

Yeni bir model; hane halkının, kontrol edebileceği büyüklükte ve geçimini sağlayan tarımsal arazi modelidir.

Doğal tohumların ve fidanların yetiştirilmesi için verimli topraklarımız güçlü bir kaynaktır. Organik ürünlerle beslenen, doğayla iç içe yaşayan, sıcak ve samimi ilişkiler kuran, mutluluğu artan, sağlıklı bireyler olmamız mümkün.

Dünya bilgi ve teknoloji yarışından zarar görürken, arazi politikalarını başarıyla uygulayan ve sağlıklı kalan ülkemizi örnek almaya başlayacaktır. Böylece ihracat, topraklarımızdan çıkacaktır.

Aslında kaygı duymamız gereken konu, tabiatın korunması ve insani değerlerdir…

Hepimize sağlıklı ve mutlu günler dilerim…

http://www.gazetebursa.com.tr/arazi-politikalari-ile-tersine-goc-makale,3416.html

Genel, Yazı

Bir Dil, Bir Ülkenin İstihbaratıdır

Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’ nde yapılmış olan Yeni Nesil Eğitim Programı’ nın ikinci gününde, konuşmacı olarak katılan Anadolu Ajansı Türkiye Haberleri Genel Yayın Yönetmeni Hasan ÖYMEZ, öğrenilen bir dilin haber kaynağı olmadaki önemini vurguladı.

İletişim fakültelerinde verilen teorik bilgiler, medyanın gündemiyle örtüşmemektedir. Medyada istihdam edilecek adayda, olması gereken özellikler vardır: Psikolojik direnci yüksek, bir dile hakim, sosyal, gündemden haberdar, siyasi genel kültüre sahip ve bir konuda uzmanlaşmış olmak gibi.

Donanımlı gazetecilerle güçlü medya olmak önemlidir.

Anadolu Ajansı bir web sitesi üzerinden; Afrika’ ya, Endonezya’ ya, Malezya’ ya ve sırasıyla diğer ülkelere kendi dillerinden ülkemizin haberlerini sunmak istiyor. Ayrıca bu ülkelerin kendi haberlerine de, kendi dillerinden ulaşmak istiyor. Böylece dünyaya, ülkelerin doğru gündemleri aktarılacaktır.

Küresel ülkelerin belirlediği siyasi gündemi eleştiriyoruz fakat biz böyle bir gündem üretemiyoruz.

Diğer ülkelerin gündemini belirleyenler, akademik uzmanlaşmışlardır. Bir ülkenin coğrafyası, dilinin geni ve günlük konuşmaları bilinmelidir. Gündeme getirilecek haberleri, önceden takip edilebilmelidir.

Biz kendi elimizdeki basın haberlerine göre, diğer ülkelerin gündemini konuşuyoruz. Bir ülke hakkında, bilimsel veriler toplayabilmeli ve tezler geliştirebilmeliyiz.

Dünyaya kendinizi, onların diliyle anlatmak gerekir. Yoksa onlar haberleri, istedikleri gibi yaparken onların insafına kalınır.

İdi Amin, 1970’ lerde batı medyasında beyazları öldürüp kafa tasından şarap içen biri olarak yansıtılmıştır. Halbuki İdi Amin, Afrika’ yı emperyalistlerden kurtarmak ve Afrika’ nın sömürülmesine engel olmak istiyordu. Uganda halkını sömürgeden kurtarmak isteyen Afrika milliyetçisi bir cumhurbaşkanıydı. İdi Amin’ in bir medya desteği olsaydı, dünyaya kendini anlatabilecek ve Afrika’ daki diğer ülkelere örnek teşkil edecekti. Belki de, Afrika’ yı sömürülmekten kurtaracaktı.

Türkiye, dünyaya kendini doğru anlatıp sesini duyurabilir. Bunun yapılabilmesi için diğer ülkelerin dillerini bilen ve onlara kendi dillerinde haber hazırlayan bir ekip olması gerekir.

Genel, Yazı

Her mahalleye ‘Sağlıklı Yaşam Merkezi’

02.04.2018

 “Sağlıklı Yaşam Merkezi” Bursa ilimizde; Yıldırım, Nilüfer, İnegöl ve Osmangazi ilçelerinde bulunmaktadır. Bu merkezlerin sayıları arttıkça, sağlık hizmet alanı genişleyecektir.

Bursa Basın İlan Kurumu’nun düzenlediği “Yeni Nesil Gazetecilik Eğitim Programı” 14. gününde, Bursa İl Sağlık Müdürü Dr. Özcan Akan’ı ağırladı.

Sayın Akan, eğitim alan katılımcılara yaptığı konuşmanın genelinde, sağlık hizmetleri ile basın ilişkilerini konu aldı.

Sayın Akan, bir hekim ve bir gazetecinin mesleklerini tarafsız ve saygın yapmaları gerektiğinden söz etti. Hekimin sevmediği kişinin tedavisini yarım bırakamayacağı gibi gazetecinin, kişi ayırmadan doğru ve vicdanlı haber yapması gerektiğinden bahsetti. Kaza geçirdiğinde,kesin can kaybı bilgisine ulaşmadan kamyon sürücüsünün, ismiyle ölüm haberi yapılması örneğini verdi. “Bu haber ile çocuğunun öldüğü haberini alan annenin, kalp krizi geçirebileceği düşünülmelidir” dedi.

Dr. Özcan Akan: “Yanlış bir haberin, sonucunu düşünmek gerekir. Kullanılan kelimeler dikkatli seçilmelidir. Kelimelerin; sağlığa ve psikolojiye etkileri ölçülmelidir. Doğru ve yararlı bilgi veren bir haber, hayat kurtarır” dedi.

Hayat kurtaran “organ bağışı” işine inanarak basınla beraber çalıştıklarını anlatan Sayın Akan, “en önemli hizmet organ bağışıdır” dedi. Basından aldıkları destekle diğer şehirlere örnek olan Bursa’nın, organ bağışında markalaştığını belirtti. Yeni gündemlerinin ise,“Sağlıklı Yaşam Merkezi” olduğunu söyledi.

Hizmeti başlamış ve devam eden bu merkezlerin, çoğalmasıyla neler olacak?

Zamanla hastaneler ve tıp fakülteleri, araştırılması ve özel tedavisi gereken hastalıkları inceleyecekler.

Hastaneye gitmeden mahallelerde, “Sağlıklı Yaşam Merkezi” kurulmasıyla kronik hastalıkların takibi yapılacak.

Bu merkezlerde; hastaneye gitmekte zorlanan bir yaşlının, hipertansiyon hastalığının sebebi beslenme ise diyetisyen takibinde sağlıklı beslenmesi sağlanacak. Bu kronik hastalığın, stresten kaynaklandığı anlaşıldığındaise psikolojik destek verilecek.

Ayağımıza kadar gelen “Sağlıklı Yaşam Merkezi”, bizi adeta sağlık konusunda eğitecek. Öyle görünüyor ki, kronik hastalıkların sebeplerini öğrendikçe bilinçli beslenecek ve stresten uzak duracağız.

Sağlık, hayatımızın temel direğidir. Bütün isteklerimize, sağlıklı olduğumuz sürece ulaşabiliriz…

Bir birey olarak, sağlık alanında var olan şikayetlerimize çözüm bulunmasını talep edelim. Karşılaştığımız sıkıntıları, Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi Alo 184 Hattı ile dile getirebiliriz.

Hepimize sağlıklı bir yaşam dilerim…

http://www.gazetebursa.com.tr/her-mahalleye-saglikli-yasam-merkezi-makale,3351.html