gazete, Genel, Yazı

Okula Başlarken Velilere Liste

08.08.2018

Öğrencilerden okul kuralları, ders başarısı, zaman yönetimi ve arkadaş ilişkileri sorumluluklarını yerine getirmeleri bekleniyor. Velilerin ve öğretmenlerin bu beklentilerine, çocuklarımız uyabiliyor mu?

Harfiyen uyulması beklenen sorumluluklar elimizde yazılı olsa ve çocuklarımızla bunları net konuşsak güzel olmaz mı?

Japonya’ da okul idaresi ve öğretmenler, her sene başında öğrenci velilerine 18 maddeden oluşan bir liste gönderiyorlar.

İşte bu liste;

Biri konuşurken dikkatli bir şekilde dinle.

İnsanlara selam ver, soruları açık bir şekilde ve duyulabilir bir sesle cevapla.

Sandalyede uygun bir şekilde otur.

Başkalarına ait olan eşyaların, sana ait olmadığını anla.

Ayakkabılarını çıkardıktan sonra düzenli bir şekilde yerine koy.

Giysilerin temiz olduğundan ve kırışık olmadığından emin ol.

Masanı ve çevreni düzenli tut.

Gece erken yatmayı, sabah ise erken kalkmayı öğren ve bu sorumluluğa alış.

Kahvaltıyı önemse.

Dişlerini her zaman fırçala.

Asla yalan söyleme.

Kimseyi dışlama ve kimseyi dışlanmış hissettirme.

Eğer birinin bir problemi varsa ona yardımcı ol.

Kimse hakkında kötü şeyler söyleme.

İnsanlarla iyi geçinmeyi, oynamayı ve bir şeyler öğrenmeyi alışkanlık haline getir.

Sadece tek başına oynama. Başkalarıyla da oynayabilecek kadar sıcakkanlı ol.

Hem doğada zaman geçirip rahatlamak hem de daha fazla hareket etmek için dışarıda oyna.

Eğer hata yaptıysan büyük bir ciddiyetle özür dile.

Bu listeyle öğrencilerin okula başlarken ilk sorumluluğunun, ortak ahlak ve değer sistemi geliştirmek olduğunu anlıyoruz. Aynı sosyal yapının sağlanmasıyla, öğrencilerin güzel bir ortamda öğrenim görmesi, derslerine rahatlıkla odaklanmalarını sağlayacaktır.

Biz, Japonlardan farklıyız…

Veliler ve eğitmenler olarak akademik eğitimin daha fazla üzerinde duruyoruz. Öğrencilerde takip altında tutulan özellikler; ders dinlemesi, ödev yapması, sınav notları ve bunlara engel olan psikolojik problemler oluyor.

Tersten gittiğimizi düşünüyorum…

Birbirlerine nazik ve kibar davranan yöneticiler, öğretmenler, veliler ve öğrencilerden oluşan bir eğitim çevresinde bulunan öğrencinin akademik başarısı zaten yükselecektir.

Aileler bu eğitim hayatından çıkan anne-babalar olduğundan öğrencinin, akademik başarısını düşüren psikolojik problemleri ortadan kalkacaktır.

Okula başlarken velilere vereceğimiz liste, bizim güzel ahlaki değerlerimiz ile gözden geçirilebilir.

İyi yetişen bir insan, ülke kurtarır. İyi yetişen insanlar, ülkeyi geliştirir.

Geleceğimizin aydınlığına aydınlık katacağımız eğitim-öğretim yılları diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/okula-baslarken-velilere-liste-makale,3649.html

Genel, Yazı

Çocukları Korumaya Yönelik Çözümler

05.07.2018

İsimlerini yürek yakan olaylarla duyduğumuz, Eylül ve Leyla aklımızdan çıkmamalıdır.-
Kitle iletişim araçlarıyla artan istismar haberlerinin etkisi, önceden yokmuş algısı geliştirmemelidir. Cinsel istismara göz yumulması ve çözüm bulunamaması, asırlardır ertelenmiş bir sorundur.

İstismarın nedenleri; kültürel yapı, sosyal ve ekonomik durum, devlet politikaları, eğitimsizlik, kişilerin geçirdiği çocukluk dönemi ve istismarcıya uygulanan cezaların caydırıcı olmamasıdır. Bu nedenlere çözüm önerileri getirilerek uygulamaya geçirilmelidir.

Cinsel istismar, çocuğun bir yetişkin cinsel gereksinim ya da isteklerinin doyumu için cinsel nesne olarak kullanılması veya kullanılmasına göz yumulmasıdır.

28 Avrupa ülkesinde yapılan araştırmalarda, 2,5 milyon kadın 15 yaşından önce istismara uğradığını belirtmiştir.

Avrupa dışındaki 38 ülkede 17 milyon kişi, 15 yaşından küçükken istismara uğradığını belirtmiştir.

İstismara uğrayan çocuk oranı sıralamasında Türkiye 3’ üncü sıradadır. (Bu sıralamada, gelişmemiş ülkelerde net sınırlardan bahsetmenin zor olduğunu da göz önünde bulundurmalıdır.)

Devletimiz, Birleşik Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi ile, önleyici bir sistem kurarak çocukları ihmal ve istismardan korumayı taahhüt etmiştir.

Çocukların ihmal ve istismar edilmesinden önce riskler ortadan kaldırılmalıdır. Öncelikle önleyici hizmetlere yer verilmelidir.

Meclis’te daimi bir çocuk komisyonu kurulmalıdır. Bütün partiler, çalışma yapmalı ve politika üretmelidir.

Erken uyarı sistemi kurulmalı ve bildirimi alacak etkili bir müdahale birimi olmalıdır.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından cinsel ve üreme sağlığı eğitimi müfredata aktarılmalıdır. Okullarda çocuklara ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ ile ilgili zorunlu dersler verilmelidir.

Çocuklar fiziksel, duygusal ve cinsel istismarlara karşı bilinçlendirilmelidir. Çocukların kendilerini koruması öğretilmelidir.

Çocukların yaşadığı şiddet ve istismar olaylarını iletebilecek bir ‘şikayet hattı’ açılmalı ve bilgilerin gizliliği sağlanmalıdır.

Çocuk Hakları Komiteleri çocuklara haklarını anlatmak, savunmak; özellikle özel günlerde faaliyetler düzenleyerek çocukların da bir şeyler yapabileceğini, seslerini duyurabileceğini göstermek amacıyla toplanmaktadır. Sosyal Hizmetler (ASPB) nezdinde çocuklara, 7/24 acil hizmet verebilecek çocuk koruma birimleri yapılandırılmalıdır.

Çocuk hem mağdur hem de suç tanığıdır…

Çocuğun ifadesi tek seferde, Çocuk İzlem Merkezleri’nde ve üniversitelerin Çocuk Koruma Birimlerinde alınmalıdır. Çocuğun tekrar tekrar yaşadığı travmayı anlatmasından sakınılmalıdır.

Sanıklara verilen cezalar, caydırı olmaktan uzaklaşmaktadır. Yargılamanın çok uzun sürmesi, takdiri indirim sebeplerinin uygulanma biçimi ve yetersiz delil toplanması gibi sebepler cezaları hafifletmektedir.

Cezanın, adalet sistemine uygun işlemesi için; eksikliklerin sebebi araştırılmalı, bunları gidermeye yönelik gerekli yasal ve idari düzenlemeler yapılmalıdır.

Suçlunun cezalandırılması, hukukta orantılılık ve çocukların yararı gözetilerek cezasızlığa yer vermeyecek şekilde sonuçlanmalıdır.

Cinsel sömürü ve istismara maruz bırakılan çocuklar, tedavi ve terapi çalışmaları ile iyileşebilirler.

Rehabilitasyon hizmetleri için dava sayıları göz önüne alınarak bütçe ayrılmalıdır. Özel rehabilitasyon hizmetleri arttırılmalıdır.

Yapılan çalışmalar gösteriyor ki, çocukluğunda istismara uğrayan bireylerin -kendini onarma fırsatı bulamazsa- kendisinin de istismarda bulunma riski oluşmaktadır. Buna kartopu efekti denmektedir. Bu açıdan bakıldığında, bir istismar olayında istismarcının bulunup toplumdan uzaklaştırılması yetmez. İstismara uğrayan kişilerin bulunup tedavi edilmesi gerekmektedir.

Ailelere çok iş düşmektedir. Yetersiz sevgi, şefkat ve ilgiyle sürekli saldıra uğrayan bir çocuk tüm tehlikelere açıktır.

Çocuklarımızı dinlemeliyiz. Korumaları gereken bedensel alanlarını anlatmalıyız. Onlara ‘hayır’ demeyi öğretmeliyiz.

Kendini ifade edebilen, savunabilen ve güçlü karakterli çocukların istismarcılar tarafından hedef haline gelmeleri zordur.

Doğru eğitimle güçlü, sağlıklı ve istismara açık olmayan bireyler yetiştirebiliriz.

http://www.gazetebursa.com.tr/cocuklari-korumaya-yonelik-cozumler-makale,3534.html

Genel, Yazı

Ramazan Ayında Sağlıklı Beslenme

17.05.2018

Son yıllarda, oruçlu günlerimiz yaz aylarına geliyor ve açlık süremiz uzun oluyor. Ramazan ayı boyunca, vücudumuza yeterli gelecek dengeli beslenmeyi nasıl sağlayacağımızı konuşurken günlerimizi tamamlıyoruz.

Diğer İslam ülkeleri, iş saatlerini Ramazan ayına göre ayarlıyorlar; fakat Türkiye, bu ayda değişikliğe gitmiyor. Çalışma yaşamımıza devam ederken, kıymet verdiğimiz dini görevlerimizi yerine getiriyoruz.

Bir ay, içinde bir iyiliği barındırıyorken; Ramazan ayı, bir iyiliği bine çarparak insanın ebediyetini güzelleştiriyor.

Oruç tutmak, insan vücuduna sağlıklı bir arınma sağlıyor. Orucun sevabı, ölçülüp değerlendirilemiyor. Oruç, insana sunulan cömert bir ikram oluyor.

Böyle kazançlı günlerde, kulluğumuzu birinci plana alıyoruz.Minarelere, “Hoşgeldin Ya Ramazan Ayı” mahyalarını asarak bu mübarek ayı kutluyoruz.

Yatsı namazıyla birlikte, teravih namazını cemaatle kılıyor ve camileri canlandırıyoruz. Teravih namazının ardından sahur vaktini bekliyoruz.

Sahurun önemi, öğün sayısının azalmasıyla artıyor. Kan şekerini dengede tutabilmek için sahur yapmamız gerekiyor.

Sahurda; kızartma, kavurma, salam, sosis ve sucuk gibi şarküteri ürünlerinden -susuzluğumuzu artıracağı için- uzak duruyoruz.Yavaş sindirilen, proteinli ve lifli besinlerin tüketilmesi doğru oluyor. Sahur öğününe örnek olarak; tam tahıllı ürünler, süt ürünleri, ceviz, kavrulmamış fındık ve badem, menemen, yumurta, taze sebze ve meyveler, şekersiz hoşaf ve komposto veriliyor.

Az su içilerek oruca başlanması durumunda; vücutta yorgunluk, dikkat güçlüğü, hafıza bozuklukları gibi sorunlarla karşılaşılıyor. Günde ortalama 2 – 2,5 litre su içmeye, dikkat edilmesi söyleniyor.

Orucu açarken kan şekerinin çok düşük olmasından dolayı, fazla miktarda besin tüketimi isteği oluyor.

Hızlı tüketimde, tokluk hissi oluşmasına zaman kalmıyor ve yüksek miktarda besin tüketiliyor. Tokluk hissi, hipotalamusun ventromediyal bölgesinin uyarılmasıyla 15-20 dakikada gerçekleşiyor. İftarda, yemeyi yavaş yemek gerekiyor.

İftar yemeğine, hareket ederek ara vermemiz sağlıklı bulunuyor.İlk yediğimiz çeşidin arkasından, sofradan kalkarak kısa süreli yürüyüşler yapmamız sindirime destek oluyor.

Orucumuzu açtığımızda; zeytin, peynir ve domates ile kahvaltılık veya çorba tercih edilmesi öneriliyor. 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği, ızgara, haşlama, fırın yemekleri veya salata ile devam edilmesi uygun bulunuyor. Ana yemekler; enerji veren ancak glisemik endeksi düşük bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna ile destekleniyor. Tatlıların sütlü tatlılar veya meyve tatlıları olması söyleniyor.

Ailemizin büyükleri, Ramazan’ ın birinci günü iftar için hazırladıkları sofralarda, en sevilen yemekleri yapıyorlar. Çorba içerken, sevdiğimiz çeşitlerden ne kadar tüketmemiz gerektiği aklımıza gelmiyor. Sonra ikramları geri çeviremiyor ve bize içi dolu sunulan tabakları bitiriyoruz.

Sofralarda, akşam ezanına yetişme heyecanı yaşıyoruz. İftarda karnımızı doyururken, çocukların yarım günlük orucunu takdirle konuşuyoruz. Mutfaktaki bulaşıkların iş yükü, normalden fazla oluyor ve çay ikramı biraz gecikiyor.

Hoşgörü ve gülümseme; aksilikleri, sağlıklı beslenmeyi ve açlığın verdiği gerginliği unutturuyor.

Sahurda, oruca başlamanın huzurunu; iftarda, orucumuzu açmanın başarı hazzını yaşıyoruz.

Bir kez daha Ramazan ayına kavuşturana hamdolsun…

http://www.bursasokakgazetesi.com.tr/yazarlar/melike-topuk/ramazan-ayinda-saglikli-beslenme/202/

http://www.gazetebursa.com.tr/ramazan-ayinda-saglikli-beslenme-onerileri-makale,3465.html

 

Genel, Yazı

Renklerin Psikolojik Etkileri

08.05.2018

Evimizde kırlentlere, duvar kağıtlarına, masa örtülerine ve çiçeklere bize iyi gelen renkleri kullanabiliriz.

Renk türlerinin insan psikolojisine etkileri incelendiğinde;

-kırmızının dikkat artırıcı, beyni çalıştırıcı, hareket artırıcı, enerji verici

-turuncunun neşe verici, ısıtıcı, iyimserlik hissettiren, aşırı kullanımının huzursuzluk verici

-kahverenginin yatıştırıcı, ciddiyet

-mavinin, hoşnutluk, huzur verici, sakinleştirici

-yeşilin serinletici, sakinleştirici, sessizliği çağrıştırdığı

-pembenin yumuşaklık, çekimserlik

-sarının aklı çalıştıran, özgürlüğü çağrıştıran, canlı sarının aktif hissettiren, solgun sarının dinlendirici ve gevşetici

-morun büyük alanlarda korkutucu, huzursuzluk verici

-beyazın açıklık ve şeffaflık, sadelik, boşluk, temizlik çağrıştırdığı

-siyahın derin, dinlendirici, sessizlik, sonsuzluk gibi etkiler oluşturduğu görülmüştür.

Kışın; önce kırmızı ile hareketlendiren arından turuncuya bürünüp neşelendiren ve sararıp aktif hissettiren güneşi arıyoruz. Huzur dolu mavi gökyüzünü bakıyoruz fakat bulamıyoruz.

Sessiz ve soğuk hava bizi yavaşlatıyor. Beyaz, gri ve siyah günleri pencerelerimizden seyrederken sıkılıyoruz. Kapalı mekanlarda heyecan ararken, yanımızdakiyle dedikodu yapıyoruz.

Başımıza gelen olayları, olumsuz bakış açısıyla değerlendiriyoruz. Birilerine sinir oluyoruz ve onların bazı yanlış davranışlarını sayıyoruz.

Sevmediğimiz aslında; sarıdan, maviden ve doğadan uzakta kalmak oluyor. Adeta bir tomurcuk gibi sıkışıyoruz.

Nihayet sıcaklığın artışı ile aydınlanan gökyüzü, bizi yürüyüşe davet ediyor. Kendimizi dışarıda gezerken ve doğanın sahnelediklerini seyrederken buluyoruz.

Biz çiçekler gibi, bahçemizde gün boyu görünen güneşle ve masmavi gökyüzüyle buluştuğumuzda açıyoruz…

Lale mevsiminin ardından, güllerin tomurcuk verip açması gönüllerimizi şenlendiriyor.

Laleler baharı müjdeleyip çekiliyorlar. Güller ise yazın gelişini haber veriyorlar.Biz de tomurcuklarımızı açıyoruz ve yüzlerimizde gülümseme artıyor.

Tabiatın bize kendini bütün renkleriyle sunduğu, bu günler ne güzel günler…

Ayrıca ilkbahar günlerinde, tadı ve kokusu farklı meyveleri tüketerek kanımız sulanıyor. Çilek, serotonin hormonunun artmasına yardımcı oluyor ve mutlu oluyoruz.

Senenin yüzlerimizi güldüren günlerinde, birbirimize sarılalım ve muhabbetimiz bol olsun. Sevgi ve huzurla kalmak için evlerimizi, bütün bir yıl boyunca renklendirelim.

Bir ömür, renkli ve mutlu günler dilerim…

http://www.bursasokakgazetesi.com.tr/yazarlar/melike-topuk/ramazan-ayinda-saglikli-beslenme/201/

http://www.gazetebursa.com.tr/renklerin-psikolojik-etkileri-makale,3461.html

 

 

Eğitim, Genel, Yazı

Mesleki Rehberlik ve Kariyer Danışmanlığı

Mesleki Rehberlik ve Kariyer Danışmanlığı
28.12.2016

Sınav Sorusu:
Mesleki Rehberlik ve Kariyer Danışmanlığı Kuramlarından birini ele alarak, kuramı;
a) Danışma Sürecin Amacı,
b) Kuramın Genel Kavramları,
c) Varsayımları,
d) Kullanılan Yöntem ve Teknikler
Açısından değerlendiriniz.

Cevap:
Mesleki Rehberlik ve Kariyer Danışmanlığı Kuramlarından Psikodinamik Kuramlar; Psikanalitik, Alfred Adler, Ann Roe ve Myers Brigss Tip Teorisi yaklaşımlarıyla değerlendirilmektedir.

a) Danışma Sürecinin Amacı

– Psikanalitik yaklaşımda danışma sürecinin amacı; danışanın meslek seçimini etkileyen dürtülerinin farkına varmasına yardımcı olmak ve sosyal olarak kabul edilebilir yollarla dürtülerini açıklamasına olanak tanımaktır.

– Adler yaklaşımında amaç; bireyin kendini tanımasına, gelişmesine ve meslek seçimini yapmasına yardımcı olmaktır.

– Ann Roe yaklaşımında amaç, danışanın genetik psikolojik yatkınlıkları, güçlü ve zayıf yönleri ve ailesinin çocuk yetiştirme biçimi incelenerek ihtiyaçlarının belirlenmesidir. Ann Roe yaklaşımında ihtiyaçlar, meslek seçimini verir.

– Myers Brigss Tip Teorisi yaklaşımında amaç; danışanların kişilik tiplerini mesleklerle eşleştirmelerine ve tercih edebileceği iş ortamlarını belirlemelerine yardımcı olmaktır.

b) Kuramın Genel Kavramları

-Psikanalitik yaklaşımdaki genel kavramlar; 1)psikanaliz, 2)içgüdü (cinsellik ve saldırganlık), 3)bilinçaltı, 4)yüceltme savunma mekanizması ve 5)dürtülerdir.
1) Zihinsel süreçlerin bilinçdışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkaran bir psikoterapi tekniğidir.
2) Canlıları, -bilinç araya girmeden- gereken eylemlere yönelten doğal duygudur.
3) Zihin hatıralarının depolandığı fakat beynin farkında olmadığı yanıdır.
4)Toplum tarafından kabul görmeyen saldırgan ve cinsel eğilimlerin, toplumun kabul edebileceği alanlarda ifade bulmasıdır.
5) Kaynağı duygulanım olan içsel gerilimdir.

-Adler yaklaşımındaki genel kavramlar; 1)aile bütünlüğü, 2)doğum sırası, 3)yaşam tarzı, 4)ilk çocukluk anıları ve 5)sosyal ilgidir.
1) Ailedeki tüm bireylerin yaş ve cinsiyetlerini ve birbirleri ile ilişkilerini içerir.
2) Bireyin kaç kardeş ve kaçıncı sırada olduğudur.
3) Kişiliği açıklayan her şeyi içerir.
4) 8 yaşından önce olmuş olaylardır.
5) Topluma ait olma duygusudur.

-Ann Roe yaklaşımındaki genel kavramlar; 1)erken çocukluk deneyimi, 2)ihtiyaçlar ve 3)aile stilidir.
1) Yetiştirilme biçiminden kaynaklı, çocukluktaki hayal kırıklıkları ve doyumlardır.
2) Bireyin fizyolojik, güzelliğe olan, bilgiye duyulan, güvenlik, ait olma, sevgi, değer, anlama ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçlarıdır.
3) Ailede baskın eğilimlere göre tanımlanan üç çocuk yetiştirme stili vardır. Bunlar; çocuğa duygusal yoğunlaşma, çocuktan kaçınma ve çocuğu kabul etmedir.

-Myers Briggs Tip Teorisi yaklaşımındaki genel kavramlar; 1)kişilik tutumları, 2)işlevler ve 3)algılama ve yargılamadır.
1)Bireylerin seçimlerini yapmada ve karar vermede kullandıkları içe dönüklük ve dışa dönüklüktür.
2)Düşünme, duyumsama, sezme ve hissetmedir.
3)Birey önce olayları, nesneleri, insanları gözler; sonra gözlemlerini değerlendirir.

c) Varsayımları

– Psikanalitik Yaklaşımda yetişkinlikteki meslek seçimi; bilinçaltından, erken çocukluk döneminden ve anne babadan etkilenir. Mesleki davranışlar, erken çocukluk döneminden kaynaklanır. Mesleki başarıda anne babanın etkisi vardır. Mesleki kararsızlık, daha temel bir psikolojik rahatsızlığın göstergesidir. Mesleğin genel işlevini ise, yüceltme savunma mekanizması açıklar.

– Adler Yaklaşımında meslek seçimini; ilk anılar, doğum sırası, yaşam tarzı ve sosyal ilgi etkilemektedir. İş, yaşam görevlerinden birisidir. Sosyal ilgi arttıkça işteki doyum artar. Çalışan rolüne ilişkin ilk algılar ailede öğrenilir. Aile ortamına ilişkin alınan bilgiler, iş ortamındaki ilişkilerin anlaşılmasını sağlar. Mesleki kararsızlık, bireyin yaşam tarzındaki kararsızlıktan kaynaklanır.

– Ann Roe Yaklaşımında meslek seçimini; anne baba çocuk arasındaki ilişki, ilgi, ihtiyaç ve tutumlar belirler. Bireyler yetiştikleri aile ortamının etkilerine göre “insanlara yönelik” ya da “insanlara yönelik olmayan” meslekler seçerler.

– Myers Brigss yaklaşımı; Jung’ un bireylerin doğuştan gelen farklı kişilik tipleri ya da tutumları olduğu savına dayanmaktadır. Bireylerin iş arama davranışları, tercih ettikleri işlevlere göre değişirler. Meslek seçimini ise; kişilik tipleri ile algılama ve yargılama etkiler.

d) Kullanılan Yöntem ve Teknikler

-Psikanalitik yaklaşımda danışma sürecinde; bilinçaltı etkenler ve danışanın mesleki kararsızlığına sebep olan temel psikolojik rahatsızlıkları, psikanalizde kullanılan yöntem ve tekniklerle incelenir. Meslek seçimine yön veren geçmiş yaşantılar ve aile ortamı etkisi, vaka incelenmesi ile yürütülür. Danışman, meslek seçimini etkileyen dürtülerin farkına varılmasına ve sosyal olarak kabul edilebilir yollarla dürtülerin açıklanmasına yardımcı olur.

-Adler yaklaşımında danışma sürecinde; danışma ilişkisi kurularak danışanın problemi bütüncül yaklaşımla değerlendirilir. Danışan hakkında bilgi (ilk anılar, doğum sırası, rüyalar vb.) toplanır ve yorumlanır. Bireylerin yaşam tarzı ve yaşam görevlerini nasıl yerine getirdikleri üzerine bilgi “Yaşam Kariyer Değerlendirmesi” mülakatı ile ele alınır. Danışanın sosyal ilgisinin güçlenmesine, aşağılık duygusuyla başa çıkabilmesine, içgörü kazanmasına, cesaretlenmesine ve etkili olmayan inanç ve davranışlarının yerine etkili olanları koymasına yardımcı olunur.

-Ann Roe yaklaşımında danışma sürecinde; erken çocukluktaki çevre, kişilik gelişimi ile meslek seçimi arasındaki ilişki incelenir. Danışanın aile stili, bireyin ihtiyaçları ile ilişkisi ve bunların yetişkinlikteki yaşam biçimi ile ilişkisi incelenir. Danışanın aile ortamına göre, insanlara yönelik olan veya olmayan meslekleri belirlenir.

– Myers Brigss Tip Teorisi yaklaşımında danışma sürecinde; MBTI hem kavramsal çerçeve olarak hem de süreçte kullanılarak danışanın kişilik tutumları ve işlevleri belirlenir. Sonra kişilik tipine uygun iş ortamları hakkında bilgi verilir ve danışanın bu iki bilgiyi bütünleştirmesi istenir.
Danışanın güçlü olan işlevlerinden başlayıp diğer işlevlerini de kullanmasını teşvik iyi olur. Böylece işlevlerin dengeli kullanılmasına destek olunur.

Sınav Çalışması:

-İnsan neden saygıdeğer bir varlık?
Doğada insanı üstün ve saygıdeğer kılan insanın düşünebilen bir varlık olmasıdır.

-Saygısızlık Nedir?
Saygısızlık, inancını ve dünya görüşünü karşındaki insana dayatmaktır.

-Mesleki Rehberlik ve Kariyer Danışmanlığında birey üç farklı konumu açısından ele alınıp yetiştirilmeye çalışılır.
Birey olarak insan
Sosyal bir varlık olarak insan
Meslek elemanı olarak insan

-Meslek nedir?
Meslek (Occupation): Bir kimsenin hayatını kazanmak için yaptığı, diğer insanlara yararlı bir hizmet ya da ürün sağlamaya yönelik olan, kuralları toplumca belirlenmiş ve belli bir eğitimle kazanılan bilgi ve becerilere dayalı etkinlikler bütünüdür.

-İş nedir?
İş (Job): Belli bir meslek alanında sürdürülen benzer etkinlikler grubudur. Özel bir çalışma alanındaki görevleri tanımlar. İş, mesleki bilgi ve becerilerin uygulamaya konmasıdır. Mesleği icra ederken yapılan görev ve aktivitelerdir.

-Freud’ a göre psikolojik sağlık nedir?
Sevebilen ve çalışabilen bir insan psikolojik olarak sağlıklıdır.

-Kariyer nedir?
Kariyer (Career): Bir ömür boyu yaşanan olaylar dizisi, bireyin meslek ve diğer yaşam rollerinin birbirini etkilemesi ve izlemesi sonucu oluşan genel örüntü ve gelişim çizgisinde, özellikle iş ve mesleğe ilişkin rollerinde ilerleme, duraklama ve gerilemeleri de içeren bir süreçtir.

-Mesleki Rehberlik nedir?
Bireyin mesleki seçim yapma ve mesleki kararlar vermesine yardımdır.

-Kariyer Danışmanlığı nedir?
Yaşam boyu kariyer gelişimine yardım sürecidir.

-Rehberliğin genel amacı nedir?
Kişinin karar verme becerilerini geliştirmektir. Kişi karar verebiliyorsa özgürdür.

-Rehberliğin nihai amacı nedir?
Kişinin kendini gerçekleştirmesine yardımcı olmaktır.

-Kişinin kendini gerçekleştirmesi için ne yapması gerekir?
Kişinin kendini gerçekleştirmesi için doğru karar vermesi gerekir. Doğru karar vermek için;
Kişinin kendini tanıması
Kişinin kendini anlaması ve
Çevredeki seçeneklerden haberdar olması gerekir.
Bu yönde verilen rehberlik, mesleki rehberliktir.

-Kendini gerçekleştiren bireyin özellikleri nelerdir?
Bilinmeyenden korkmamak
Farklı yaşantı şekillerine açık olmak
Bizzat yaşantı zengini olmak
Organizmadan gelen uyaranlara açık olmak ve
Tüm duyu organlarıyla bakmaktır.

-Maslow kendini gerçekleştiren bireyin özellikleri nelerdir?
Nesnel bir gerçeklik algılaması vardır.
Kendini ve başkalarını olduğu gibi kabul eder.
İçinden geldiği gibi davranır ve kendini tanır.
Problem odaklıdır.
Mahremiyet ihtiyacı vardır.
Özerklik ve konformist bir yaşam tarzına karşı dirençlidir.
Yoğun duygusal tepkiler ve deneyimlerde tazeliğe sahiptir.
Doruk yaşantıları vardır.
Tüm insanlığa yönelik empati ve sevgi duyar.
Kişilerarası ilişkileri derin ve anlamlıdır.
Alçakgönüllü ve saygılıdır.
İyi ile kötüyü birbirinden ayırt eder.
Amaçla aracı birbirinden ayırabilir.
Mizah anlayışı vardır.

-Varoluşun sorumluluğu nasıl alınır?
Varoluşum sorumluluğu, anı değerlendirerek şimdi ve burada yaşayarak alınır. Şimdi ve burada yaşanmadığında geçmişe (-), geleceğe ise (+) bırakılır.

-Kariyer gelişimini etkileyen faktörler nelerdir?
1) Psikolojik faktörler
Yetenek, İlgi, Kişilik Özellikleri ve Meslek Değerleri
a)Yetenek
-Yetenek nedir?
Var olan ve henüz açığa çıkmamış “potansiyel güç” tür.
-Beceri nedir?
Potansiyel kapasite, ilgi düzeyi ve çevresel olanakların etkileşimi sonucunda gelinen noktayı gösterir.
-Yetenek kaça ayrılır?
Yetenek alanları, zihinsel yetenek ve çoklu zekâ.
-Gardner’ ın çoklu zeka kuramında belirttiği sekiz zeka türü nelerdir?
Sözel-Dilsel zeka, mantıksal matematiksel zeka, müziksel zeka, kinestetik görsel-bedensel zeka, uzamsal zeka, doğa zekası, içsel zeka ve kişiler arası zeka.

b) İlgi
-İlgi nedir?
Bireyin yapmaktan hoşlandığı, zaman ayırdığı ve boş zamanında eyleme geçirdiği şeydir. Altında yetenek olduğu zaman ilgi devam eder.
-Holland kuramında insanları ilgilerine göre nasıl sınıflandırmıştır?
Gerçekçi, Araştırmacı, Sanatçı, Sosyal, Girişimci ve Gelenekçi olmak üzere 6 tip kapsamında tanımlamış ve bu altı ilgi alanına giren bireylerin özellikleri ile uygun meslekler arasında bağlantılar kurmuştur.
-Super’ a göre bireylerin meslek ilgilerini tanımanın yöntemi nedir?
Dört temel yöntem vardır. Bunlar:
İfade edilen ilgiler: Bireyin sözcükleriyle ifade ettiği ya da iddia ettiği ilgiler.
Gözlenen ilgiler: Bireyin davranışlarına ya da yaptığı faaliyetlere bakarak anlaşılabilecek ilgiler.
Envanterle ölçülen ilgiler: Bireyin hangi faaliyetlerden hoşlanıp hangilerinden hoşlanmadığını anlamak için geliştirilmiş bir dizi maddeden oluşan envanterle ölçülen ilgiler.
Testlerle ölçülen ilgiler: Yetenek testlerinden elde edilen sonuçlara bakarak belirlenen ilgilerdir.

c) Kişilik Özellikleri
Kişilik tipleri bireylerin davranış modellerini, davranış biçimlerini, bir başka ifadeyle davranış örüntülerini açıklar.

d) Meslek Değerleri
Bir mesleğe girme sonucunda o mesleğin getirilerinden elde edilen doyumdur. Bir mesleği birey için değerli kılan özelliklerdir.

2)Sosyolojik Faktörler
a)Aile
b)Sosyo-Ekonomik Sınıf

3)Cinsiyet

4)Ekonomik ve Politik Faktörler

Genel, Yazı

Mekanın 4 Özelliği İle Üzerimizdeki Etkileri

25.04.2018

Bulunduğumuz mekan; mahremiyet, iç hava kalitesi, akustik ve aydınlatma açısından dikkate alınarak hazırlanmış olmalıdır. Ortam; sağlığımızı, performansımızı ve mutluluk duygumuzu etkiler.

Kişisel alanın korunması; iletişimi, davranışları ve stres seviyesini değiştirir. İç hava kalitesi ve akustik; biyolojik, psikolojik ve çalışma performansında etkilidir. Aydınlatma ise; beyin aktivitelerini ve duyguları harekete geçirir.

İnsanların çevreleri ile sözsüz iletişime geçtikleri kişisel alanlarını kontrol edebilmesi ve düzenleyebilmesi, fiziksel çevre tasarımının buna uygun düzenlenmesi ile olanaklıdır. Kişisel alan algısının bozulmasında fiziki çevre önemlidir. Kişisel alan algısındaki olumsuzluklar; hakimiyet, sahiplik ve aidiyet hissinin azalmasına, güvensizlik hissinin artmasına neden olmaktadır.

İç hava kalitesinin kabul edilebilir sınır-limit değerleri aşması, biyolojik ve psikolojik açıdan sağlık sorunlarına yol açar. Biyolojik sorunlar; üst solunum yollarında tahriş, ciğerlerde astım ve benzeri semptomlar, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, kusma, ciltte hassasiyet kızarıklık, kaşıntı, koku ve tat duyusunda değişikliklerdir. Mental rahatsızlıklar; zihinsel yorgunluk, hafıza kaybı ve konsantrasyon eksikliği olarak sıralanabilir.

Sağlıklı atmosfer için;

-Sıcaklık

-Nem oranı

-Hava hareketi

-Temizlik (Filtreleme)

-Taze hava alımı konforlu bir iç atmosfer sağlamada ideal değerler aralığında olmalıdır.

Kapalı mekanlarda gürültünün denetim altına alınması ve istenmeyen seslerin önlenmesi, akustik mekan kalitesidir. İşitsel konfor ile insan üzerindeki stresin azaldığı, eğitim yapılarında öğrencilerin öğrenme performansının arttığı, ofislerde çalışanların verimliliğine katkı sağlandığı ve konsantrasyon-dikkat bozukluklarının azaldığı çeşitli araştırmalar ile ortaya konulmuştur.

İşitsel açıdan gerekli konfor koşulları sağlanmadığında, insan sağlığı üzerinde; işitme kayıpları, solunum sistemi sorunları, kan basıncının artması, cilt direncinin zayıflaması, refleks zayıflıkları, göz bebeğinin büyümesi, hormonal dengenin bozulması v.s. gibi pek çok fizyolojik etkiler görülebilmektedir. Psikolojik etkiler ise; yorgunluk, gerginlik-sıkıntı, uykusuzluk, saldırgan davranışlar, dikkatin dağılması, iş veriminde ve öğrenmede azalma, hafızada zayıflık gibi olabilmektedir.

Işığın; insanın melatonin ve kortizol hormonlarını etkileyerek biyolojik ritmini düzenlediği, ışık ve sağlık arasındaki ilişkiyi araştıran pek çok çalışma ile ortaya konulmuştur. Günışığı üzerine yapılan araştırmalarda günışığının; depresyonu yok edici özelliği, vücutta D vitamini sentezine yardımcı olması, insana enerji vermesi, zihni canlandırması ve hormonları etkileyerek biyolojik ritmi dengelemesi gibi etkileri belirlenmiştir.

Günışığının insan sağlığı üzerinde bilinen olumlu etkileri ile dinamik yapma aydınlatmanın, günışığına benzer renksel özelliklere sahip olması istenmektedir. Günışığına benzer aydınlatma ile; kişilerin konsantrasyon ve dikkat dağınıklığı sorunları azaltılarak, işteki veriminin ve performansının artması sağlanmaktadır.

İnsan, doğadaki canlılardan biridir. Yapıların, insanın doğadan bir varlık olmasına uygun koşullarda hazırlanması gerekmektedir.

Özümüze uygun sürdürebildiğimiz yaşamlarımız olması dileklerimle…

http://www.gazetebursa.com.tr/mekanin-4-ozelligi-ile-uzerimizdeki-etkileri-makale,3431.html

Genel, Yazı

Geçmişi Hatırlayalım Mı, Yaşayalım Mı?

14.04.2018

Bugün, bir şiir sayfası ile beraberiz. Bir dost elinin sıcaklığıyla tutuyorum gözlerinizden. En lezzetli muhabbet, dostluğun meyvesidir.  

Silinen hatıraları, toparlayalım.

Hayatımıza yer edenleri çıkaralım.

Üzerine, yaşadığımız günü ekleyelim.

Ömrümüzü elekten geçirelim.

Şimdi, bir çadır seriyorum üzerimize. Çadırımıza her gireni sevgiyle karşılıyoruz. Hepimiz yuvarlak yer sofrasında, birbirimizin yüzünü görerek oturuyoruz. Zihinlerimizde, giyim eşitliğimiz sayesinde bir sosyal statü yok.

Gece karanlığıyla göz kapaklarımızı indirdiğinde, uyumak için bir yatağa çıkmıyoruz. Yer yataklarımızı serdim ve kıvrılıp uyuyoruz.

Annelerimizin bakışlarında sonsuz şefkat; babalarımızın dik duruşunun altında dürüstlük var. Komşular arası bir yaş arayla, ağabeylerimiz ve ablalarımız var. Ağabeylerimiz, mahallenin asayişinden sorumlu. Ablalarımızın başını eğdiren yüce edebi; kardeşlerimizin, saygıdan el öpmesi var.

Sevdiğimizi, son nefese kadar bekleriz. Kendimize bir kuğu gibi tek eşli ömür biçeriz. Sadakatimiz, yuvalarımızın sıcaklığıdır.

Bakkaldan aldığımız bir meyve suyuna verilen değer ile bir yakınımızın evine gideriz. Emeğimizin karşılığı kazancımızla aldığımız hediyemiz, yüzümüzü ak eder.

Helal yoldan sağladığımız gelir, evlatlarımızın hayırlı olacağını garanti eder. Beş vakit alnımızı yere değdiren secdemiz, cehenneme götüren kibirden men eder. Ezanın sesiyle ağzımıza yudum götürmemiz, nefislerimizi terbiye eder.

Anne sütü alamayan bebeklerin süt anneleri; çocukların bir mahalle yemek yemeye kapısı var.

Sokaklarda çocukların oynayıp mutluluğu paylaştığı çeşitli oyunlar var. Her birini sırayla oynarlar. Bezirganbaşı, mendil kapmaca, sek sek, ortada sıçan, mahalle maçı, körebe, saklambaç, istop ve yerden yüksek…

Mahallenin dondurmacısı, çocukların yüzünde tebessüm belirlemesi için dondurmaları şekillendirerek verir. Bakkal amca, bir çikolatanın yanında sakızı hediye verir.

Uzak bir geçmişi hatırlatmadım. Bizim şiir gibi günlerimiz bitti. Çadırı kaldırdılar üzerimizden. Mavi kubbenin altında, artık yeşilliği seyrederken kuş seslerini işitemiyoruz. Zaman ise, bize tepkili. Zevk alamadığımız hayatı, çabucak alıyor elimizden.

Mehmet Akif Ersoy’ un İstiklal Marşı’ nda yazdığı “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” canımızı sıkıyor. Büründüğümüz yaşam şekli bize yakışmıyor. Biz neden peşindeyiz tek dişli canavarın?

Derinlerde yüzmek için

Tertemiz ciğerlerine güvenmelisin.

Gününe ışığın yansıması için

Güneşi karanlığa getirmelisin.

Bu toprakların nesli, nesildir gerçek. Bire bir ekleyerek sevgi ve saygıyı birbirimize yaşattığımız günlerin artacağına inanıyorum.

Değerli günler dilerim…

http://www.gazetebursa.com.tr/gecmisi-hatirlayalim-mi-yasayalim-mi-makale,3397.html

Genel, Yazı

Her mahalleye ‘Sağlıklı Yaşam Merkezi’

02.04.2018

 “Sağlıklı Yaşam Merkezi” Bursa ilimizde; Yıldırım, Nilüfer, İnegöl ve Osmangazi ilçelerinde bulunmaktadır. Bu merkezlerin sayıları arttıkça, sağlık hizmet alanı genişleyecektir.

Bursa Basın İlan Kurumu’nun düzenlediği “Yeni Nesil Gazetecilik Eğitim Programı” 14. gününde, Bursa İl Sağlık Müdürü Dr. Özcan Akan’ı ağırladı.

Sayın Akan, eğitim alan katılımcılara yaptığı konuşmanın genelinde, sağlık hizmetleri ile basın ilişkilerini konu aldı.

Sayın Akan, bir hekim ve bir gazetecinin mesleklerini tarafsız ve saygın yapmaları gerektiğinden söz etti. Hekimin sevmediği kişinin tedavisini yarım bırakamayacağı gibi gazetecinin, kişi ayırmadan doğru ve vicdanlı haber yapması gerektiğinden bahsetti. Kaza geçirdiğinde,kesin can kaybı bilgisine ulaşmadan kamyon sürücüsünün, ismiyle ölüm haberi yapılması örneğini verdi. “Bu haber ile çocuğunun öldüğü haberini alan annenin, kalp krizi geçirebileceği düşünülmelidir” dedi.

Dr. Özcan Akan: “Yanlış bir haberin, sonucunu düşünmek gerekir. Kullanılan kelimeler dikkatli seçilmelidir. Kelimelerin; sağlığa ve psikolojiye etkileri ölçülmelidir. Doğru ve yararlı bilgi veren bir haber, hayat kurtarır” dedi.

Hayat kurtaran “organ bağışı” işine inanarak basınla beraber çalıştıklarını anlatan Sayın Akan, “en önemli hizmet organ bağışıdır” dedi. Basından aldıkları destekle diğer şehirlere örnek olan Bursa’nın, organ bağışında markalaştığını belirtti. Yeni gündemlerinin ise,“Sağlıklı Yaşam Merkezi” olduğunu söyledi.

Hizmeti başlamış ve devam eden bu merkezlerin, çoğalmasıyla neler olacak?

Zamanla hastaneler ve tıp fakülteleri, araştırılması ve özel tedavisi gereken hastalıkları inceleyecekler.

Hastaneye gitmeden mahallelerde, “Sağlıklı Yaşam Merkezi” kurulmasıyla kronik hastalıkların takibi yapılacak.

Bu merkezlerde; hastaneye gitmekte zorlanan bir yaşlının, hipertansiyon hastalığının sebebi beslenme ise diyetisyen takibinde sağlıklı beslenmesi sağlanacak. Bu kronik hastalığın, stresten kaynaklandığı anlaşıldığındaise psikolojik destek verilecek.

Ayağımıza kadar gelen “Sağlıklı Yaşam Merkezi”, bizi adeta sağlık konusunda eğitecek. Öyle görünüyor ki, kronik hastalıkların sebeplerini öğrendikçe bilinçli beslenecek ve stresten uzak duracağız.

Sağlık, hayatımızın temel direğidir. Bütün isteklerimize, sağlıklı olduğumuz sürece ulaşabiliriz…

Bir birey olarak, sağlık alanında var olan şikayetlerimize çözüm bulunmasını talep edelim. Karşılaştığımız sıkıntıları, Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi Alo 184 Hattı ile dile getirebiliriz.

Hepimize sağlıklı bir yaşam dilerim…

http://www.gazetebursa.com.tr/her-mahalleye-saglikli-yasam-merkezi-makale,3351.html

Genel, Yazı

Bağımlı Kişi ve Yakınları

29.02.2018

Herkes bağımlı olabilir. Bunun irade güçlülüğü ya da zayıflığı ile bir ilişkisi yoktur. Kardeşimizi, evladımızı ve yakınlarımızı gözlemlemeliyiz.

Bağımlılık, alışılmış herhangi bir maddeye karşı engellenmesi imkansız psikolojik ve fizyolojik ihtiyaç duymadır. Bağımlılıkta, ihtiyaç duyulan madde miktarı giderek artar ve alınmadığında yoksunluk belirtileri ortaya çıkar.

Bağımlı kişinin, fiziksel özelliklerinde değişimler meydana gelir. Kişi, yorgun ve halsizdir. Boyun öne düşer ve yürüyüşü farklılaşır. Gözlerinde ya kısılma ya da büyüme meydana gelir. Göz bebekleri büyür ve gözleri kızarır. Kişi, bol tatlı yer ve bol su içer.

Madde bağımlısı olan kişi ve yakınları, uyuşturucuya karşı mücadeleyi birlikte vermelilerdir. Maalesef önce kullanıcı ve sonra yakınları bağımlılığı gizler.

Sevdiklerimize, zararlı bir alışkanlığı yakıştıramayız ve irade zayıflıklarını kabullenemeyiz. Çevremiz, bizi sağlıklı ve mutlu görsün isteriz.

Çevremiz, bir yerden başka bir yere taşındığımızda bizimle olmaz. Fakat ailemiz, daima bizimledir. Evladımızı, kardeşimizi veya eşimizi yavaş yavaş kaybettiğimizin farkında mıyız?

Bağımlılık, kronik bir hastalıktır. Kişiyi, zararlarına rağmen madde aramaya zorlar. İlk kez kullanılan uyuşturucu, kişinin özgür iradesiyle yaptığı bir seçimdir. Ancak tekrarlanan uyuşturucu kullanımı beyinde değişikliklere neden olur. Bu değişiklikler kişiyi kötü etkilemesine rağmen, uyuşturucu aramaya ve tekrar tekrar kullanmaya iter.

Uyuşturucu maddeler, beyni ve onun çalışma sistemini değiştirdiklerinden dolayı bağımlılık bir beyin hastalığıdır.

İlk kullanımdan sonra kişi, madde kullanımından artık korkmaz ve kullanımın devamı gelir. Bağımlılık yapıcı maddeler, ara sıra kullanılsa bile vücuda zarar verir. Ara sıra kullananların çoğu bağımlı hale gelir.

Bağımlı, madde kullanımına ara verdiğinde yoksunluk belirtileri yaşar. Bağımlı kişinin kendine güveni azalır, değerleri yok olmaya başlar, idealleri ve geleceği ile ilgili ümitleri yıkılır. Sosyal çevreleri, zamanla daralır ya da benzer maddeleri kullanan kişilerden oluşur.

Bağımlı olan kişinin, kendine güveni azalır ve kontrolü zayıflar. Prensipleri ve değerleri yok olmaya başlar. İdealleri ve geleceği ile ilgili ümitleri yıkılır. Uykusuzluk, sinirlilik gibi şiddetli psikolojik yoksunluk belirtileri ortaya çıkar ve çok kuvvetli ruhsal bağımlılık oluşur.

Bağımlı kişinin kullandığı maddeler, bağışıklık sistemini zayıflatır. AIDS, frengi, verem, hepatit B ve C, kanser, kangren gibi birçok ölümcül hastalığa kapılma riski artar.

Bağımlılığın Zararları

IQ seviyesinde gerileme

Koordinasyon ve kontrol kaybı

Korku ve öfke

Hafızanın erimesi

Solgun cilt ve ciltte kırışıklık

Döküntü ve sivilceler

Cilt yaşlanması

Nefes darlığı

Akciğer hastalıkları

Ağız kokusu ve gırtlak kanseri

Diş çürümeleri, dişeti hastalıkları, diş kaybı

Kalp krizi ve koma

Bağımlı birey, toplumsal üretkenliğini kaybeder ve tüketen bir insan olmaya başlar. Maddeyi temin etmek için suç işlemek zorunda kalır. Ayrıca madde için ödenen para, doğrudan ve dolaylı yollardan terör örgütlerinin finansmanını sağlar.

Bağımlı kişi, maddeyi alabilmek için önce mevcut parasını bitirir. Çevresindekilerin değerli eşyalarını ve paralarını çalmaya başlar. Hırsızlık, gasp ve yankesicilik gibi suçlara karışır. Suç işlerken yakalanır ve özgürlüğünü kaybeder. Sağlığını ve en sonunda hayatını kaybeder.

Uyuşturucu ile insanımıza ve devletimize verilen zarar azımsanamaz. Bağımlılığın bireye zararlarını ve uyuşturucunun terör örgütlerine hizmet ettiğini artık biliyoruz.

Canımıza ve canımız bildiklerimize, kaliteli bir yaşam hakkı sunalım. Sevdiklerimizin yaşamı, “el alem ne der” tanrısından daha büyüktür ve değerlidir.

Bağımlı kişi, polise ve sağlık kurumlarına pişmanlıkla başvurduğunda ceza değil yardım alır.

Hepimize sağlık ve özgürlük dilerim…

http://www.gazetebursa.com.tr/bagimli-kisi-ve-yakinlari-makale,3334.html

Genel, Yazı

İşimizi Sevdiğimizi Nasıl Anlarız?

17.03.2018

Yaptığımız işe kattığımız duyguyu, anlamamız çok zor değil. İşimizin yaşantımızda ne kadar yer aldığını süzgeçten geçirdiğimizde, sevgimizin derecesi ortaya çıkacaktır.

İşimizle aramızda, çocukluğumuzdan başlayıp büyümüş güçlü bir bağ vardır. Hatıralar, gözümüzde canlanmaya başlar.

Mesela ilkokulda, ilk şiir yazdığım günü hatırlıyorum. Öğretmenimiz şiir yazmamızı istediğinde, adeta içimde uyuyan dizeler bir bir güzellik uykusundan kalktı. İlkokulu bitirdiğimde, sözü müziği bana ait olan bestemi mezuniyet balomuzda söyledim ve beğenildi.

Mürekkebin sihirli enerjisi, hayatıma akmaya devam ediyor. Duygularımı ifade edemediğimde, kalemim bana kucak açıyor. Sinirlenip saygımı koruduğumda, kelimelerim kağıda birer ok gibi fırlıyor. Çaresizlik hissettiğimde, cümlelerim gönlümden elime şefkatle akıyor.

Yazamadığımda, gülümü soldurmuşum gibi vicdanım rahatsızlık veriyor. Çiçeğim, bir ömür benim sorumluluğum. Beslemem gereken zamanda, onu beslemeliyim.

Soyut bir alanda, işimle aramda güçlü bir bağ var.

İşimizi yaparken uykusuz kaldığımızda, hala heyecanımız devam ederek günümüzü geçiriyoruzdur. Aklımızda yorgunluk değil, işimizi bitirmek vardır.

Zorlukları sıralamak genellikle, günlük rutin konuşmalarımızdır. Fakat sevdiğimiz işi yaparken bu zorlukları aşmak, başarı hikayesine döner.

Parasızlık, olanaksızlık ve imkansızlık; başarımızın basamaklarıdır. Basamakları sabırla çıkıp işimizi tamamladığımızda, hikayemizi zevkle anlatırız.

İlk basamaktaki heyecanımız, son basamağa çıktığımızda zirvededir. Beynimiz, “başardım” diyor ve mutluluk hormonu salgılıyordur.

Günlük planlarımızı, işimize uygun ayarlıyoruzdur. Sıralamada ilk gelen ailemizdir desek bile; onlara ayırdığımız saatlerimiz, işimizden artakalan saatlerdir.

Evde vakit geçirirken dahil aklımızda, bir fırsat bulup yarım kaldığını düşündüğümüz çalışmamızı tamamlamak vardır. O fırsatı yakalayıp değerlendirdiğimizde, zevk alırız.

Başka uğraştığımız bir işin, sevdiğimiz işe katkısını hesap ederiz. Dünya, dönerken bizim işimize ne kadar katkı sağlarsa bizi o kadar memnun eder.

Sürdürdüğümüz çalışmamız çok önemlidir ve anlayış bekleriz.

Basite alınmayacak bir devi yürütüyoruzdur ve etrafımızdaki insanların bunu görmesini isteriz.

Deve adımlarını attırmak için bilgi toplarız. Ona verdiğimiz emeğimizi, sadakatle yerine getiririz.

Hangi yöne gideceğimize, işimize bakarak karar veririz.

Bizim dünyamızda güneş, en büyük görünen yıldızdır. O göründüğünde yeryüzü aydınlanır. Gece çıkan yıldızlar, birer nokta gibidir ve karanlığa hükmedemezler.

Sevdiğimiz işimiz, hayatımızın güneşidir. Güneşimiz, yolculuğumuzun yönünü belirler. Ortaya çıkmadığında, bizi karamsarlık kaplar. Yükseldiğinde, fark ediliriz.

Yeteneğimiz, tutkuya dönüşür ve ilgilimiz artar. Yeteneğimizi ortaya çıkarmak bir tutku yaratır. Ortaya çıkardığımız her yeni ürün, çalışma şevki verir.

Tekrarlayan denemelerimiz ve aldığımız sonuç, bize kendimizi iyi hissettirir. Sonuca ulaşmak için daha farklı yollar bulmak isteriz. Becerimizi geliştiririz.

İlgi alanımız, becerikli bir kişi olduğumuzu ispatlar. Artık yeteneğimiz, bizim için değerlidir. İşimize olan duygumuz, tutkuya dönüşmüştür.

Yetenek ile başlayıp ilgi ile devam eden işimiz, çok çalışmamızla başarıya ulaşır. İşimizle alakalı ne kadar bilgi sahibiysek, ona o kadar emek veriyoruz demektir.

Sevgi, emektir. Emek, uzun bir sürece yayıldığında kabul gören duygusal bir davranıştır. Şimdi ve geçmişimizde neye emek verdiysek, onu seviyoruzdur.

Severken bize mutluluk getiren, nice başarılı günler dilerim…

http://www.gazetebursa.com.tr/isimizi-sevdigimizi-nasil-anlariz-makale,3283.html