gazete, Genel, Yazı

Trend Şarkılarda Dikkat Çeken Sözler

05.02.2019

Arabada, minibüste, alış veriş merkezinde veya yemekte dinlemekte olduğumuz şarkıların sözlerine dikkat ediyor muyuz? İsterseniz beraber neleri dinlediğimize göz atalım. Çünkü kulağımızı besleyen ya da ruhumuzu düğümleyen sözcüklerle hazırlanmış müzikler, zihnimizi ve davranışlarımızı etkiliyor.

Zihnimiz ne ile meşgul ise, davranışlarımız onunla şekilleniyor. Notalara kullanılan dil ile nasıl kodlanıyoruz?

Youtube’ da bir günde en fazla izlenme rekorunu alan yeni şarkı “Derdim Olsun” sözleri;

Ben kaybederken Azrail seyre dursun

Kararı vermişim ben, ellerimse kanlıymış

En trendler listesinde yer alan Aleyna Tilki “Yalnız Çiçek” şarkısı içinden bir kesit;

O derin uçurumlarda açan

Dikeni zehirli yalnız çiçek

Suç olur muydu seni bir kez koklayıp ölmek

En çok çalınan şarkıların sözlerini okuduğumuzda karşımıza “ölüm” kavramı çıkıyor…

Yeni çıkan ve trend videolar listesine giren Ebru Gündeş “Aşık” ve ilk satırları;

Aşkı aşık olana sor

Geceyi karanlıkta kalana

Aşk insanın damarlarında gökkuşağı gibi gezen bir duyguyken, bizim şarkılarımızda karanlığı anlatıyor…

112 milyon izlenme ile birçok kez denk gelecek şekilde duyduğumuz Rafet El Roman “Unuturum Elbet” ve ilk kıtası;

Denize ay vurmuş bana ne

Gün doğmuş çiçek açmış bana ne

Benim acım aşkımdan sana ne

İstemiyorum gelme

Aşk, acı ve hüzün ile iç içe geçiriliyor. Sevgilisinden ayrılan birinin duygusal bunalımını, toplum olarak beraber yaşıyoruz…

Karamsarlık ve ömrü sonlandırmaya yönelik çağrılar yayan trend şarkıların, toplumumuz tarafından tercih edilmesini tesadüf görmüyorum.

Mantıkla harmanladığımız özgür irademizle, ortaya çıkan seçeneklerden bize huzur verenlere yönelmemiz gerekiyor.

Yaşam bize verilen değerli bir hediye. Hayatımızda en çok sevmemiz gereken kendi ruhumuz ve bedenimiz.

Yüzümüzü güldüren müzikler, kendimize yaptığımız bir iyilik.

Güzel kelimeleri kullanarak günümüzü geçirmemiz, çevremizle sosyal ilişkilerimizi olumlu kılan bir seçim.

Pozitif düşünceyi kaderimize sunmamız, akıllıca bir etki ve geri döndüğünde bizi memnun edecek tepkileri hazırlıyor.

Tabut gıcırtısını duyuran değil, temiz bir nefes alıyor gibi hissettiren parçalarla şenlendiğimiz günler diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/trend-sarkilarda-dikkat-ceken-sozler-makale,3914.html

Genel, Yazı

Öğretmen ve Öğrenci İlişkisi

26.02.2018

Öğretmenlerin ve öğrencilerin; saygısızlıkları, hataları ve uygunsuz davranışları sıkça medyaya yansımaktadır. Takip ettiğimiz haberlerle; dürüst, ahlaklı ve çalışkan bir nesil ümidimizi yitiriyoruz.

Öğretmen ve öğrenci ilişkilerindeki dejenerasyon,düşündüren bir gündemdir.

Öğrencilerin arayabildiği ‘147’ şikayet hattı, öğretmenlerin denetlenmesini sağlamaktadır. ‘E-okul’ aracılığıyla; öğrenci ismine kayıtlı disiplin cezası yazılması ile öğrenciler kontrol edilmektedir. Rehber öğretmenlerin; normaldışı davranış gözlemledikleri öğrencileri, Rehberlik Araştırma Merkezi gibi kurumlara yönlendirmeleri de önemli bir önlemdir.

Denetim okullarda yapılabiliyor fakat ilişkiler nasıl düzelir? Öğretmen ve öğrenci ilişkilerindeki sıkıntılar, eğitim sisteminden daha az konu edilmektedir.

Sıkça konu edilen gündemler; eğitimde köklü bir değişim gerektiği, artık sistem farklılıklarının yorduğu ve uzaktan eğitimin artmasının faydasıdır.

Velilerin önemsediği konu ise; öğretmenlerin, mesleki yeterlilikleri ve verimlilikleridir…

Öğretmenler; eğitim bilimleri, eğitim psikolojisi, öğretim ilke ve yöntemleri, öğretim teknolojileri ve materyalleri, sınıf yönetimi, ölçe ve değerlendirme ve özel öğretim yöntemleri gibi mesleki derslerini almaktadırlar. Ayrıca, kendi alan derslerini de görmektedirler. Girdikleri KPSS sınavında başarılılardır. Mülakattan geçmişlerdir. Mesleklerini ellerine almaları için ise sınırlı sayıda kontenjan vardır ve yine elenmektedirler. Yani her öğretmen artık mesleki anlamda ve kendi alanında yeterlidir.

Gerçekler ise bambaşka…

Veliler olarak yanılıyoruz.

Öğrencilerin akıllarında kalan; öğretmenlerinin olumlu ve olumsuz özelliklerinden, kişilik özellikleridir. Halbuki biz, öğretmenin alan veya mesleki özelliklerine öncelik veriyoruz.

Öğretmende yanlış kişilik özellikleri, öğrenmenin önündeki en büyük engeldir. Sınıftaki düzen bozan bir öğrenci de öğrenmenin önündeki engeldir.

Öğrenciler, her düzeyde ve senelerce zorunlu eğitim alıyor. Okul dersleri, sık sık uygulanan deneme ve genel sınavlarını (ismi sürekli değiştirilen) geçmeleri gerekiyor. Bu arada, sınavların her biri başlı başına bir stres unsurudur!

Okul başarısına ve sosyo-ekonomik düzeylerine göre öğrenciler, çeşitli okullara yerleşiyorlar. Fakat bazen ahlaki değerleri dikkate alınmıyor. Ders başarısı veya ahlaki değerleri düşük öğrencilerin, yine başlarında bir öğretmen var.

Biz, farklı bir bakış açısı geliştirelim…

Bence haklı; eğitim sistemi, öğretmen, öğrenci ve veli değildir. Haklı olan daima, “öğrenme” ve öğrenmenin nasıl gerçekleştiğidir.

Eğitimin, insani değerlerle gerçek öğrenmeyi sağladığı üzerinde duralım.

Öğrenme, bilginin transfer edilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Öğrenme, yaşantı sonucu bireyde meydana gelen ve kalıcı izli davranış değişikliğidir. Öğrenme uzun bir süreçte sonuca ulaşır. Bu dönemde ne kadar ve nasıl öğrenildiği takipte tutulmalıdır.

Bir süreç isteyen öğrenmenin etkili olması; sevgi, saygı, hoşgörü, ilgi, bağlılık, merhamet ve şefkat gibi güzel duyguların bulunduğu ortamda gerçekleşmektedir.

İnsani değerlere sahip çıkmak: öğretmen ve öğrenci ilişkisine, yani geleceğe sahip çıkmaktır.

İnsan olmanın güzellikleriyle, ümidimizi güçlendirdiğimiz bir gelecek diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/ogretmen-ve-ogrenci-iliskisi-makale,3198.html

 

Genel, Yazı

Yardım Elinin İsmi Ne Olacak?

21.02.2018

Adana’ da 3 yaşındaki kız çocuğuna yapılan tecavüz, bireysel bir sorun değildir…

Sapık düğün evinde, tek başına bir odada uyuyan kız çocuğuna saldırmıştır ve ailenin komşusudur. Tecavüzcü, davetli olmadığı halde komşusunun düğününe alkollü şekilde katılmıştır. Bu olayla anneler, evlatlarını gözünün önünden ayıramayacağına kanaat getirdi.

Bu vahşet; anneleri, babaları, kadınları, kızları, erkekleri ve delikanlıları yaralamıştır. İnsanlık dışı ve kasıtlı suçun cezası; insan olanlar tarafından, “idam” ya da “kısasa kısas” biçilmiştir. Getirilen ceza önerileri, Adalet Bakanlığı’ na sosyal medyadan duyurulmuştur ve imzalanan kampanyalarla iletilmiştir.

Bu ağır suça; unutulanları, saklananları ve adil ceza almayanları ekleyelim. Ortaya çıkan oran, bizi daha nice geceler uyutmayacaktır… Bu suç, toplumsal bir sorundur.

Alışmadık… Alışmayalım! Bir ocağa düşen yangın, diğer ocaklara yayılmasın bilincindeyiz.

Ahlaki suç niteliğiyle anlattığımız olayı, hastalık boyutuyla da inceleyelim.

Engin Geçtan Normaldışı Davranışlar kitabında, Pedofiliyi Ruhsal Bozukluklar içerisinde anlatmaktadır. Parafililerden (Cinsel Davranış Sapmaları) olan Pedofili; cinsel isteklerin çocuğa yönlenmesini tanımlayan bir terimdir. Pedofiller, karşı cinsten olduğu gibi, kendi cinslerinden çocukları da seçebilirler.

Klinik çalışmalarda karşılaşılan pedofillerin çoğunda, narsisistik kişilik bozuklukları ve özellikle psikopatik öğeleri güçlü narsisistik karakter bozukluklarının varlığı gözlemlenmiştir.

Psikoloji terimlerinden anladığımız; bu ruhsal bozukluk, sağlık problemidir. Olayın iğrençliği hastalıkla örtülmemeli fakat sağlıkçılar önlem almalıdır.

Türk vatandaşı olarak biz yönlendirildiğimizde, sokakta tedbirli yürüyerek etrafımızı gözlemleriz. Yardıma ihtiyacı olanlara el uzatırız. Gerekli olayları, durumları ve kişileri ilgili mercilere bildiririz. Bunun için bizim uzanacağımız bir yardım eli olmalıdır.

Normaldışı davranışlar, takip altında olmalıdır. Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı, birlikte çalışma yürüterek vatandaşları yönlendirmelidir.

Halkın duyarlılığını aşan olaylar, kontrol altına alınmadır. Aklın yolu birdir: “Dikkat çeken davranışlar, sağlık kontrolünden geçirilerek tedavisi sağlanmalıdır. Tedavisi sağlanamayan bireyler, sosyal ortamdan uzaklaştırılmalıdır.”

Bu yardım elinin ismi, acilen konmalıdır.

Bu yıl, havaya ilk cemre kışın düştü ve ağaçlar mevsimsiz çiçek açtı. Heyecanla canlanacağımız günler, zamansız gelince şaşırtıyor. Belki de, doğa insanlara şaşırmıştır…

İnsanın ve dünyanın doğasının bozulmadığı, gerçek baharı yaşamayı diliyorum.

Sağlıklı ve ahlaklı yaşadığımız günlere…

http://www.gazetebursa.com.tr/yardim-elinin-ismi-ne-olacak-makale,3176.html

Genel, Yazı

Sevgi Neydi?

17.02.2018

Çıkar nesnesini elde etmenin adı “aşk” oldu. Birliktelik sürecini, hormonları canlandırmasından faydalanılan “aşk” başlatır oldu. Ardından gelen narsist beklentiler ise, ilişki süreçlerini kısalttı.

Nasıl olsa tüketim çağındayız ve çabuk doyuyoruz… Peki, sevip sevilmeyi sürdüremezken mutlu muyuz?

Yaşamlarımızda; mutluluğumuzu gerçekleştirmemizin kökleri, kendimizi ve başkalarını sevebilme yeteneğimize bağlıdır. Sevgi, insanlığın kutsal emanetidir. Bir kıvılcımla dünyayı sevgi sarsın diye, bu ateşi biz –sevgiye inananlar- körükleyeceğiz.

Erich Fromm’ un “Sevmek Sanatı” isimli kitabından faydalandığım “sevgi” anlatımım, bize bir kıvılcım olsun istiyorum.

Meister Eckhart, “Eğer kendinizi severseniz, başkalarını da kendiniz kadar seversiniz.” demektedir. Birey önce kendisini; olduğu gibi kabul etmeli, değerli bulmalı ve sevmelidir.

Sevginin ilk basamağını gerçekleştirelim ve kendimizi sevelim.

– ‘Yalnız kalabilme becerisi’, sevme becerisinin koşuludur. Bir uğraşımız olmadan her gün, sadece nefes alıp verdiğimizi dinleyebilmeliyiz.

– Yaptığımız işe yoğunlaşabilmeliyizEtrafımızda var olan uyarıcılar, bizim anımıza odaklanmamızı engellemesin. Müzik dinlerken, kitap okurken ve manzara seyrederken ‘yoğunlaşma’ yı öğrenmeliyiz.

– Hayatımızı, bizi hoşnut kılan ‘disiplin’ içinde yaşayabilmeliyiz. Günlük planlarımızı memnun kalacağımız yönde düzenlemeliyiz.

– Diğer konularda üretken olmayan sevgide de üretken olamıyor. Verimli, canlı ve etkin çalışarak ‘üretkenlik’ kazanmalıyız.

Böylece odaklandığımız anımızdan memnun, mutlu ve kendimizi seven bir birey oluruz.

Sevgi, sevgi üreten bir güçtür. Sevgi, kişinin soyutlanma ve ayrı olma duygularını yenmesini sağlar. Aynı zamanda kişi kendisidir, bütünlüğünü yitirmez ve aklını kullanarak karşısındakine nesnel bakabilir.

Kendimize sevginin ürettiği, ikinci basamağı yani birisini sevmeyi ele alalım.

– Birisini sevmemiz; sadece güçlü bir duygumuz değildir. Sevgimiz; bir düşüncemiz, bir yargımız, bir inancımız ve verilen bir sözümüzdür.

– Severken, sevdiğimiz hakkında ‘bilgi’ sahibi olmalıyız. Bir gülü bir papatya bilirsek, sulanmasını ve ışığını yanlış zamanda veririz. Gül hakkında bilgimiz varsa, onu anlarız ve severiz.

– ‘Saygı’,bir insanı olduğu gibi görebilme yetimiz ve onu özgün bireyselliği içinde fark edebilmemizdir. Sevgi, özgürlüğün çocuğudur. O, asla zorbalığın çocuğu olamaz. Kişisel değerleri kabul etmeliyiz.

– Sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz etken ‘ilgi’dir. Sevgimizin varlığının kanıtı, bağlılığımızın derinliği ve ilgimizdeki canlılıktır. Uğrunda emek harcadığımız şeyleri severiz ve sevdiğimiz şeyler için emek harcarız.

– Sevgimiz, içimizde yaşattıklarımızı, sevinçlerimizi, ilgimizi, anlayışımızı, bilgimizi ve nüktemizi ‘vermek’ tir. Yaşamımızdan bir şeyler vermek, yaşama sevincimizi karşılıklı coşturur. Aktarılan, karşımızdakinden geri yansır. Geri yansıyanla verenken, almış oluruz. Böylece, yaşama yeni bir şey getirmenin sevincini bölüşürüz.

– Sevmemizin etken unsurlarından bir diğeri sorumluluktur. Sorumluluk, iradi bir erdemdir. Sevdiğimiz kişinin, gizli ya da belirgin gereksinimlerine yanıt vermeye hazır olmalıyız.

– İlişkiyi kuvvetlendirmek için ise ‘dinlemeyi bilmeliyiz. Kendi konuştuklarımızı ve karşımızdakinin konuştuklarını ciddiye almalıyız.

Türk Sinemasın “Selvi Boylum Al Yazmalım” filminin, son sözleriyle biz de yazımızı sonlandıralım:

Sevgi Neydi?

Sevgi iyilikti, dostluktu… Sevgi emekti.

Sevgimizi, kendimize ve başkalarına verdiğimiz mutlu günlere…

http://www.gazetebursa.com.tr/sevgi-neydi-makale,3160.html

Genel, Şiir

Umut Meşaleni Yak

İğne deliğinden uyku geçer mi?..
O zaten susmadan söyler..
Engelleyemezsin kalbinin dilini..
Neler anlatır neler..
Limitsizce dinlersin kelimelerini..
Neyse ki gidiyor: Çığlıkların şahlanışı
Ve ebedi hissettiren zulmün zamanı.
İçindeki huzur, siler yalnızlığı.
İyilikler, temizler karamsarlığı.

Pencerelerini arala!
Sessizliğin sesi var..
Hayatı sorgulama!
Kediler miyavlar..
Köpekler ise havlar.
Kulak ver; Kuşların sokak sanatına,
Ağaçların yaprak hışırtılarına,
Arabaların havayı aralayışına,
Ve yere vurulan adımlara.

Gönlündeki umut meşaleni yak.
Geceler; yanına yumuşacık yanaşacak
Ve başını şefkatine yaslayacak.
Sabahlar; narince dokunacak
Ve seni ılık bir duş gibi yıkayacak.
Bekle; Çayın ocağa konuşunu,
Tatların ağızlarınıza doluşunu,
Hücrelerinizin ışık soluyuşunu
Ve yıldızların gözlerinizde duruşunu.

Genel, Yazı

Yaşama Gücü

Karanlık ve puslu bir havada, ayaklarım çamura bata bata yürüyorum. Soğuk rüzgâr, paltomu hiçe sayıp tenimde geziyor. İleriyi göremiyorum…

“Kibritçi kız” gibi bir kenara çekilip kibrit ateşiyle ısınmakla da yetinemem. Hareket ederek kan dolaşımımı hızlandırmalıyım. Sevgi ile dolu gönül evimin desteğiyle hafifim.

Bulutların yeryüzü zeminine inme vaktinde ben yoldayım. Ulaşmak istediğim hedefimin heyecanı, hava durumuna galebe çalıyor. Oraya hemen varmalıyım. Adeta vücut direncimi sınıyorum.

İnsan veya hayvan sesi ile güvende hissedeceğim ama bir canlı sesi duyamıyorum. Yine de güçlüyüm çünkü onlara kavuşacağım.

Ne ara büyüdüm?.. Alnımdaki, göz çevremdeki ve dudaklarımın etrafındaki çizgiler belirgin. Konuşurken ağzımdan çıkan kelimeler seçkin ve cümleler sınırlı. Hazır mıyım, on yaş daha aldığımda dizlerimdeki romatizmaya?

Büyüdüm… Ruhum ise maddesel bir varlık değil ve hep aynı yaşta. Oyun oynamayı hazırbulunuşluk ile bekleyen çocuklarıma ben de hazırım. Çantamda bulunan bir at, peluş ayıcık, ufak bir bileklik tasarımı seti ve üç adet araba gözlerimizi parlatacak. Asıl sevincimiz oyuncaklara değil, beraber oynamamıza olacak.

Sıcak hayalim, ısıtıyor ve adımlarımı sıklaştırıyor. İşime olan aşkımın büyük kanatları açılıyor ve zorluklar kolaylaşıyor. Okula varmak üzereyim…

Kapıda bekliyorlar… Küçücük dudaklarıyla saygıyla öpüyorlar ellerimden. Öğrencilerimle tek tek görüşüp sarılıyorum. Özledim… Özlediler…

Eğitim hayatlarının üçüncü senesinin ilk günü farklı bir öğretmenle karşılaştıklarında her birinde şaşkınlık, korku ve saygıyla çekingenlik duyguları belirmiş. Şaşkınlık ve korkunun sebebi, tekrar görüşemeyecek olmalarını akıllarından geçirmeleriymiş. Saygıyla çekingenlik ise ilk tanıştıkları insana karşı oluşmuş.

Arkadaşıma bir hafta içinde alışmışlar. Fakat iki yıl bağlılığımızın ardından bizim ayrılık aylarımız uzun gelmiş.

Hastalanmasam bırakır mıydım hiç onları? Akciğerlerime yerleşen zatürre tedbirsiz dışarı çıktığımda tekrar ediyor. İmkanlar dahilinde iyileşmem, zaman aldı…

Etrafımızda güzel günleri hak eden tertemiz yavrularımız var. Bireysel tatminkarlık dileğimizle onları günlük planlarımıza dahil etmiyoruz. Halbuki saat ayırdığımız etkinlik ile dünyalarına giriyoruz. Oradaki paylaşımlarımız ise hepimize gerekiyor ve iyi geliyor.

Tahta masanın üzerine yerleştirdiğim oyuncaklarımızla oynamaya başlıyoruz. Bu hafif sesli gülüşleri hem şifa kaynağı hem serotonin ve melatonin hormonları salgılatıyor.

Birlikte vakit geçiriyor ve dersimizi işlemeye başlıyoruz. Önce bilgilerimizi tekrar etmeliyiz. Hatırladıklarımızın üzerine yeni bilgilerimizi ekliyoruz. Bilinenden bilinmeyene ilerleme ve sorgulama yöntemlerini kullanıyorum. Öğrencilerimin coşkuyla derse katılımları beni memnun ediyor.

Ödevlerini evlerinde bulabilecekleri malzemelere uygun vereceğim…

Yaşama gücümü sevdiğim işi yapmakta buluyorum. İyi ki bu mesleği seçmişim.

Genel, Yazı

Şimdi ve Burada

Benliğimiz ve bedenimiz hangi zamana ait?.. Geçmişi anlatırken ve geleceği planlarken içinde bulunduğumuz “an”ı kaçırıyoruz.

Peki ne yapmalıyız?

Yaşam sürecimizi “şimdi ve burada” parolasıyla düzenleyelim. Hemen başlayalım. Şimdi nerede bu yazıyı okuyorsak mutlu olalım lütfen.

Zor mu? Bizi başkaları üzüyor mu?

Farklı bir soruyla devam edelim: Kendimizi mutlu ediyor muyuz?

Sorgulama bize döndü…

Belki günlük rutin programlarımızı sıkıcı buluyoruz… Belki çalışma hayatımız ağır geliyordur… Sağlığımız problemlidir. Özel ilişkimizde ruhi ayrılık yaşıyor da olabiliriz. Aile fertleriyle fikir çatışmamızdan rahatsızlık da duyuyoruzdur.

Yani mutluluğun zorluğuna ikna olduk.

Bu yazıyı okuyabiliyorsak kalbimiz atıyor ve beynimiz fikir üretiyor demektir. Modern felsefenin kurucusu Descartes der ki: “Düşünüyorum öyleyse varım.”. Demek ki bize gereken malzeme elimizde.

Sihirli değneğimden tılsım gönderiyorum: Zihinlerimiz aydınlanıyor ve kutsal sevgiyle doluyoruz. Kutsal duygumuz, damarlarımızda gezerken vücudumuza huzur dağıtıyor. Aydınlık, başımızdan uzuvlarımıza yayılıyor. Gereken mesajları kullanıyoruz: “Ben değerliyim”, “Kendimi seviyorum” ve “Mutluluğu hak ediyorum”.

Fark ettik mi? Bilincimizin odaklandığı düşünceler, kaderlerimizin iksiri.

Pozitifliğimizi “şimdi ve burada” aktifleştirelim. Böylece kendimizle mutluluğu yakalayacağız. Zaten biz mutluysak insanlarla da mutluyuzdur.

En İyi Dost ve Sevgili Yine İnsanın Kendisidir.

Genel, Şiir

Rahmet Gazabı Aşmış

Bir ben vardır benden içeri.
Yazılı bir kitap,O’ndan ötesi.
Başı belli..
Sonu belli..
Ben yazanı severim okurken beni,
Yaşarken önüme geleni.
Ah!Bir ben var,benden içeri..
Bir geri..
Bir ileri..
Affı yazmış iyiki.
Rahmet,gazabı aşmış iyiki.
Başım belli..
Sonum belli..
İşte,bir ben var benden içeri.
Varsın yansın,alemlerin ikisi.
Nasıl olsa,bir ben var benden içeri.

Genel, Yazı

Edep Ya Hu

Benim küçüklüğümde yolculuk yaparken yolun kenarlarında beyaz çiçekleri gösterip isimlerinin edeb çiçeği olduğunu söylemişti, annem. Beyaz edeb çiçeklerinin ortalarında nokta kadar bir siyahlık vardır. Eskilerin söylemlerine göre daha önce edeb de daha fazlaymış bu siyah noktalar da daha büyükmüş.

Edebin anlatıldığı bir geçmişten geliyoruz. İlk Osmanlı Padişahı’nın hocası Şeyh Edebali’nin dergah kapısında “Edeb Ya Hu” yazar. Neden iman,islam,kuran veya namaz demez sizce? İman Rabbim beni görüyor edebiyle başlar. Allah’ın bizi heran görmesinin bilinciyle her yaptığımız şeyi O’na olan edebimizle yaparız. Edebimizle,Allah beni bekliyor namazımı geciktirmeyeyim deriz mesela ya da abdest alırken uzuvlarımızı tam olarak O’nun Razı olmasını isteyerek yıkamaya çalışırız.

Sadece ibadetlerle sınırlı değil imanın bütünü. Mesela gözlerimizi önümüzde tutarız edebimizden. Allah’ın bizi seyretmesiyle edebimiz bir zırh gibidir harama. Harama bakmaktan korkarız çünkü Rızasını kaybetmekten korkarız ve gönlümüzdeki Yarenliğini bırakmasından korkarız. Allah’tan korktuğumuz şeyler; O’nun bizi kuşatıcılığını bırakmasıdır aslında ve bizi bu bilinmez kainatta bir başımıza bırakıp kollamamasıdır.

Ben Allah’a itaatimi, anne ve babamızın sözünden çıkmak istemeyişimize benzetiyorum. O kadar fazla emekleri vardır ki üzerimizde kırmak istemeyiz anne ve babamızı. Her türlü ihtiyacımızı gidermek için herzaman hazırlardır bizim için. Allah’a olan itaatimiz de, O’nun bizi Sahiplenmesini isteyişimizdir. Allah’a itaat ile bilinmeyen kainatta, En Büyük Dost’ u yaren edinmişken hiç O’ na karşı edepte kusur edilir mi? Kusursuz bir edebe sahip olan insan; hiç kimsenin hakkına girebilir mi, hiç kimseye zarar verebilir mi, hiç kimseye “Sahipsizmiş gibi” davranabilir mi?

Edebimiz bizimle olduğu sürece insanlığın, kadın veya erkek ayırımı yapmayarak, yaşadığımız hayatı birbirimize özgür kılacağı inancındayım.

Genel, Şiir

15 Yaş Şiirlerim 3

Not: 15 yaşında yazdığım şiirlerimi,ilk haliyle bu sayfada okuyabilirsiniz..

  • AŞIĞIM DE (24.05.2000)

Özlüyorum seni,
Karşımda dururken bile.
Seviyorum seni,
En uzak yerde olsan bile.

Tek kelime, duymak istediğim.
Her şeyi anlatan o kelime ile dağılır benliğim.
De işte, de..
Seviyorum de, aşığım de.

Bak olmuyor, elim ayağım titriyor.
Değil sana söylemek, yazarken içim gidiyor.
Uçurumlardan her gün atlıyorum.
Her geçen gün aramızdaki farkı anlıyorum.

Gözlerimin içine bak, demeyeceğim.
Öyle manalı ve derin bakıyorsun.
Beni böyle kendine aşık ediyorsun.
Sevdiğim gitmeyeceğim, ben seninim.

Bilmem, o gözlerdeki derinliği kalbin taşır mı?
Ben bu düşe adarım hayatımı.
Kalp de taşır, ya söz?
Konuşmaya var mı cesaretim uzun uzun ya da öz?

  • TÜRKÜ

Treni kaçırdı, tren uçtu gitti.
Trenin arkasında kaldı gözleri.
Neymiş ki niyeti?
Sorduk sebebini.
Meğer çok çok özlemiş yarini.

  • BENİ BIRAKIN (24.05.2000)

Sürgünüm..
Zorla götürülüyorum bildiğim, bilmediğim yerlere.
Gördüm..
Hiç kimse beni düşünmez bir kere.

Bilin artık:
Bu hayat benim.
Zevklerimi çöp gibi yolun kenarına attık.
Böyle ben, ben değilim.

Samimi soytarılar!
Size has, böyle sahtekarlıklar.
Alet etmeyin beni işte.
Sizi bilmem, ben muhtacım gerçek samimiyete.

  • GÖNÜL (28.05.2000) – ŞARKI

Beni soracak olursan,
Rahatım iyi.
Sevdalanacak olursan,
Kaybederim seni.

Ben sana göre değilim.
Çileyi pek severim.
Ayrılık tam benim işim.
Ben sana yaramam gönül.

Deliye çıkmış adın.
İşin zor gönül.
Şimdi parçalandın.
Oh olsun gönül.

  • DUY SESİMİ (Mayıs 2000)

İşim olmaz seninle.
Biliyorum da, yediremiyorum kendime.
Kalbin anlayışı zormuş.
Ona anlatma şekli bile yokmuş.
Ne yaptığımı biliyorum.
Kendimi çok suçlu hissediyorum.
Her düşündüğümde kahroluyorum.
Ben ayrılık da istemiyorum.
Ne yapacağım ben?
Çıkmaz aralığa çoktan giren,
Ne olur duy şu sesimi.
İleri gidiş yok, dön geri.
Bu duygu bir şeyle anlatılmazmış.
Aşk yaşanmadan anlaşılmazmış.
Niye bu duyguyu tattım ben?
Niye ben de oldum seven?
Yardım isteyeyim ama kimden?

  • HAYATIN EFSANESİ (Mayıs 2000)

Çiçekler bana seni sevdiriyor
Çünkü onlar aşkı iyi anlatıyor.
Aşk, masalların ta kendisi.
Hayatın efsanesi.

Bana kendini anlatma.
Bana kendini savunma.
Hiç bu duyguları yaşamadan,
Beni bir başıma bıraktın.

Şimdi sen de parçalanmış olmalısın.
Sen de bir insansın.
Beni her gün erirken izlemen,
Parçalanmana tek etken.

  • YETER ARTIK GEL (Haziran 2000)

İşte geçti yine sensiz günlerden biri daha.
Mutlu musun, bensiz yaşamında?
Ben, ben istedim..
Böyle olacağını da hiç tahmin etmedim.

Bunları söylemem lazım:
Aşkta gurur olmaz sanırdım
Oluyormuş, yalancı çıktım.
Koca dünyamı gururumla daralttım.

Hayallerimi süsleyen tek kişi var.
Bu kişinin sen olduğunu, hiç bir zaman öğrenemeyeceksin.
Gel diyeceğim, bedeni sar
Ama sen bunu hiç bir zaman gerçekleştiremeyeceksin.

Onun için, bunların adı hayal ya.
Gerçekleşmeyecekleri için hayal.
Hissedeceğim seni hep yanımda.
Bu benim hayatta tutunacağım tek dal.

Kahkahalara boğulsam ne olacak?
Yüreğim kan ağlıyor.
Yardım et, gözlerim o zaman parlayacak
Çünkü gözlerim kendini yüreğime kaptırıyor.

Ağzımdan çıkan kelimeler, beni anlatamaz oldu.
Ruhumun hissettiklerini saklamak zorundayım.
Tatil benim için yoktu.
Anlamıyor musun, karanlıktayım.

Şimdi gel..
Yarın bile olmasın.
Hasret içimde sel.
O sel beni boğmasın.

Sana ihtiyacım var..

  • HİSSETMEK İSTİYORUM (Haziran 2000)

Ses ver..
Telefonla bile olsa, senden bir şey hissetmek istiyorum.
İyi bir insansın.
En azından bana kendini böyle tanıttın
Ama bırakmayacaktın, yaşam damarımı tıkadın.
Benim yaşam damarım sevgi dolu her zaman.
Sen varken de öyleydi sen yokken de.
Ben hayatımı yaşamadım, sevgiye kandım.
Onu düşündüm her an.
Aslında ben, ben olmalıymışım
Şimdi sürekli söylediğim sözcük; keşke.
Gökyüzünde asılı bir ip var;
Senin yokluğundan itibaren tanıştığım.
Her gün yeni bir tırmanış keşfediyorum üstünde.
O keşfettiğim tırmanışlar, seni bana unutturur sandım.
Şimdi ise yalvarıyorum..
Ya sen de gel bu ipe ya da dönelim eski günlere.

  • ŞİMDİ TAMAM (Haziran 2000)

Bugün içimdesin.
Sen benim her şeyimsin.
Yeni oldu tanışmamız.
Bir asır gibi geldi birbirimize alışmamız.

Ben korktum, senin aynı duyguları hissetmeyeceğinden.
Zor oldu, onun için alışmam.
Sıcak kanlıydın, devamı geldi geriden.
Geç geldi sevgi ama şimdi tamam.

Bu yaz sıcağında, serinlik var üstünde.
Rahatlatıcı sevginden olsa gerek.
Füme yakışıyor sana ama çekilmez hepte.
Bir de krem giy, o da yakışır senin üstünde.

Seninle bütünleşen; güzel ruhun.
Beni büyüleyen, dağ gibi yüce huyun.
E bir de kaçınmadan söylemem lazım:
Sana ben işte böyle kandım.

  • MUTLULUK SAHASI (01.07.2000)

Bu duruşun hoşuma gitmedi.
Bu kadar üzme kendini.
Bir koku yayılıyor havada.
Fark ettiremiyorum sana.

Bir gölün yanındayız şu anda.
Yemyeşil bakıyor sana.
Etrafımız çiçek cenneti.
İçimde de doğa sevgisi.

Şimdi anlamış olmalısın bu kokuyu.
Her yeri sarmış, mutluluk kokusu.
Ben mutlu olabiliyorum ama bir de sana sormalı.
Bakıyorsun ama göremiyorsun mutluluk sahasını.

  • BİR ÇERÇEVE (18.07.2000)

Umma, bu güzel günlerin biteceğini.
Bir çerçeve olacak: yaşadığımız anları içine alan.
Ne sen unutabileceksin beni ne de ben seni.
Gözümüzün önünde olacak o çerçeve inan.

Tatlı tatlı gülümsediğim tek insan.
Yanıma gelince kendimi kaybediyorum, değil yalan.
Bir hatam olursa söyle, darılmam.
Ben sana zaten kıyamam.

Er olmana ne kaldı?
Ayrılık kelimesi her yanımı sardı.
Üzülme.. Arkamda sen kalacaksın diye diye,
Ben olacağım her o çerçevede.

Senin için çektirdiğim bir resim var elimde.
Sen, tek dayanacaksın hasrete.
İlaç gibi gelecek mektubum, telefonum o hasrete de.
Sen hiç merak etme, sevgim çok yüce.