gazete, Genel, Yazı

Sağlıklı Aile Fonksiyonları

15.04.2019

Evliliğe hazır bireylerin, ilişkilerini resmiyete dökerek evlenmeleri, aynı evi ve sosyal çevreyi
paylaşmalarını sağlar. Genişleyen çevre içinde, değişen pozisyonda sağlıklı bir ailenin
fonksiyonları nelerdir?
1- Duyguları paylaşma
2- Duyguları anlama
3- Bireysel farklılıkları kabullenme
4- İlgi ve sevgi duygularının gelişimi
5- İşbirliği
6- Mizah duygusu
7- Yaşamı sürdürmek ve güvenlik için gerekli olan ihtiyaçların karşılanması
8- Problem çözme
9- Geniş bir felsefi düşünce
10- Taahhüt
11- Takdir duygularını ifade etme
12- İletişim
13- Birlikte zaman geçirme
14- Maneviyat
15- Başa çıkma becerileri
Eşlerin duygularını anlayarak birbirleriyle paylaşmaları, çocuklukta kazanılan bir
fonksiyondur. Çocukluğumuzda, anne-babaların sistemlerine uyumda kendi duygularımızı
yaşamaya fırsat bulamayabiliriz. Bu durum ileride de duyguları anlamaya ket vuracaktır.
Evlilikte saygı varsa sevgiyi koruyacaktır. Bireysel farklılıkları kabullenme, iki farklı bireyin
birbirlerine duyduğu saygıdır. Aynı zamanda, kendinde olmayan özellikleri kucaklamadır.
Evlilik, ilgi ve sevgi ihtiyacının giderilmesini gerektirir. Bu ihtiyaçları karşılamaya dönük
davranışlar, sağlıklı ailede gelişmiştir.
Bir diğer sağlıklı aile fonksiyonu; evin düzenine, iş yaşamına ve çevreye olan sorumlulukları
yerine getirmede paylaşım ve işbirliği içinde olmadır.
İletişim güçlüyse; problem çözme ve başa çıkma becerileri gelişecektir, birlikte zaman
geçirme artacaktır. Mutluluk etkenleri yerine geldikçe, mizah duygusu oluşacaktır.
Geniş bir felsefî düşünce sağlıklı bir aile fonksiyonunda yer alabilir mi, diye aklımızdan
geçtiyse felsefi düşünceyi biraz açalım. Felsefi düşünce, önyargısız problemleri sorgulamadır.
Geniş felsefi düşünce, ailede bir problemi yargılamadan çözmeyi kolaylaştıracaktır.
Takdir etmek için önce, kendi başarılarımızın ve yetilerimizin farkında olup kendimize dile
getirmeyi bilmeliyiz. Bir sonraki adımda, takdir duygularını ifade etmeyi öğreniriz.
Yaşamı sürdürmek, sağlıklı olmak ve maddi açıdan geçim ile mümkündür. İnsanın aile içinde
güven duyması, evin içinde birbirine dürüst olmaktan ve şiddetten kaçınmaktan geçmektedir.
Maneviyat, insanın inanma gücüdür. İnançlarımıza ayırdığımız zamanlar, huzurumuzu
yerinde kılacaktır.
Taahhüt, bir şeyi yapmayı üstüne alma ve üstlenmedir. Aile içinde üstlendiğimiz görevlerimiz,
davranışlarımız ve işlerimiz olacaktır. Her bir aile üyesinin yazılı olmasa da üstlendiği bir
şeyleri vardır.
Sağlıklı aile fonksiyonlarını değerlendirirken kendi ailelerimizde eksiklik görebiliriz.
Değerlendirmeyi mükemmeliyetçilik üzerinden değil, artılarımızın fazlalığıyla yapmamız daha
doğru olacaktır.
Ailelerimize sağlıklı ve mutlu bir yaşam dilerim…

http://www.gazetebursa.com.tr/saglikli-aile-fonksiyonlari-makale,4034.html

gazete, Yazı

Gelinlerin Derdi

30.03.2019

Emekli bir Türk erkeği ile evlenen 72 yaşındaki Rus hanımın, Türk kadınlarına ait görüşleri sosyal medyada karşımıza çıkıyor. Rus gelinimiz, Türkiye’ de kadınları değerlendirdiği paylaşımında bizim gelinlerimizi şikayetçi buluyor. Evli hanımlarımızın eşinden, sağlığından ve evlatlarından dert yanmasından ve çok konuşmasından bahsediyor.

“…
Türk kadınları güzel şeyler konuşmayı bilmiyor. Hep şikayet… Kocasından şikayet ediyor. Ailesinden şikayet ediyor. Çocuğundan şikayet ediyor. Kendinden şikayet ediyor.”

Beraber, bizim kadınlarımızın sahip olduğu durumları tartışabiliriz…

Bize verilen zenginlikler; sağlık, yuvamız, evlatlarımız, karnımızı doyurmamız, evimizde ısınmamız, giyinebildiğimiz çeşitli kıyafetlerimiz ve gece uyuduğumuz sıcacık yatağımız… Eklemeye devam edebiliriz.

Bizim dile getirdiğimiz eksiklerimiz; eşimizin kullandığı kelimeler, çocuğumuzun ödev disiplinsizliği ve hareketliliği, ailelerin bir kusuru söylemesi ve hizmet beklemesi… İlave edebiliriz.

Özel durumlara girmeden, anne-baba ve çocuk ile kurulmuş ailelerimizde var olan zenginlikler ve eksikliklerden konuşuyoruz. Peki, bir şükür tablosu gibi durmuyor mu bu bahsettiklerimiz?

Hamdedeceğimiz yerde, zihnimize kodladığımız olumsuz cümleler, sağlığımıza ve ilişkilerimize zarar veriyor. Önce kendimizle mutlu değiliz.

Kendimize dönerek, toprağımıza ektiklerimizde seçici ve özenli olabiliriz.

Hayat merkezimizdeki özümüzle bağlantıya geçelim. Sessiz bir ortamda kendimizi dinleyelim. Spor veya doğa yürüyüşü yapalım. Sanatın bir dalıyla uğraşalım. Varlığımıza değer vererek, her gün onunla bağlantıda kalacağımız ritüeller belirleyelim.

İkinci adımda, nasıl bir “ben”e dönüşmek istiyorsak bu yolda kendimize yatırım yapalım. Eğitim ve kitaplarla beslenelim.

Deneyimlemek istediğimiz yaşantıların önüne duvarlar örmeyelim. Canlanacak yaşamımız, bizim adımlarımızı bekliyor.

En baş yuvamız bedenimize iyi bakalım. Çalışma ve dinlenme saatlerimiz, yediklerimiz ve içtiklerimiz ile bedenimiz neye ihtiyaç duyuyorsa ona bunları verelim. Bedenimize kulak verme pratiği geliştirdikçe kendimizi iyi hissedeceğiz ve ruhsal gücümüz artacaktır.

Kazandığımız farkındalıkları ve öğrendiklerimizi somut hale getirerek gün yüzüne çıkaralım. Gelişim sürecimizi aktaracağımız bir defterimiz ya da arkadaşımız olabilir.

Kendimize dönerek gelin dertlerinden kurtulabiliriz. Kurduğumuz diyaloglar ise, bilgi ve birikimlerimizle şekillenebilirler.

Kendimize ve sevdiklerimize değer vererek değer gördüğümüz, nice güzel günlerimiz olmasını diliyorum…

gazete, Genel, Yazı

Aktivite Yorgunu Çocuklar

23.02.2019

Aktiviteden spora, spordan müziğe, müzikten derse, dersten robotik kursuna, kurstan satranç dersine yetişme gayreti içindeki ebeveynler ve çocuklarını gözlemliyoruz. Sosyal medya hesaplarından da bu ebeveynlerin, çocuklarına verdikleri imkanlardan bizi haberdar etmelerini takip ediyoruz.

Çocuklar özel okula gidiyor ve okullarında spor ve aktivitelere katılıyorlar. Annelere yetmiyor… Bitmeyen enerjiyle sıkı bir döngüye giriyorlar.

Mükemmeliyetçi tutum ile hoşgörülü ve güven verici ebeveyn ayrımını yapalım mı?

Hoşgörülü ve güven verici anne-baba tutumu, ideal bir aile yapısını sağlıyor. Bu tip ailelerde çocuklar, temel kural ve kısıtlamalar haricinde birey olmanın ayırtına varıyorlar. Çocuklar özgür fakat sorumluluklarının bilincinde yetişiyorlar. Özgüven ile kuvvetli sosyal ilişkiler kuruyorlar.

Çocuklarımızın yeteneklerini gözlemleyerek destekleyebiliriz. Onların başarılı olduğu konuları takdir ederek ilgilerini artırabiliriz. Araştırma ve inceleme isteklerini karşılayarak yeteneklerini keşfetmelerine yardımcı olabiliriz.

Aile tarafından sunulan cesaretlendirme ve moral destekleri ile çocuğumuz, yeteneği olduğu alanda güzel sonuçlar alabilir.

Mükemmeliyetçi aile tutumunda aileler, genellikle kendi yapamadıklarını çocuklarının yapmalarını bekliyorlar. Ben merkezci bireylerden oluşan ailenin çocuklarında; yaptığı işi beğenmeme, yetersizlik duygusu ve başkalarını mutlu etmeye çalışma görülebilir.

Ailenin değer yargıları, sahip oldukları meslekleri, içinde kalan tercihleri ve hayata bakış açıları çocuklarımızın etkinlik ve meslek seçimlerine baskın gelmektedir. Hatta mükemmeliyetçi ebeveyn tutumu ile çocuklarımıza, hayatı keşfetme ve tercih hakkı sunulmamaktadır.

Anne-baba, çocuklarını giyimlerinden davranışlarına bir kontrol sistemine sokuyorlar ve çocuklarının özerklik kazanmasına engel oluyorlar.

Çocuklarımızın arkadaşlarıyla oyun kurması, boşa vakit harcaması değil sosyalleşmesidir. Evde kardeşiyle kavgası, normal dışı davranışı değil problem çözme yeteneğini geliştirme fırsatıdır. Sevdiği yemekleri yemesi, beslenme eksikliği değil huzurlu beslenme saatidir.

Mükemmel bir planla büyüyen çocuklar, kendini bulma ve tanımada zorluk çekebilirler. Başka bir insana bağlı kalma ihtiyacını ömür boyu yaşayabilirler.

Hepimize çocuklarımızla özgürlüğü ve kuralları dengelediğimiz, sağlıklı ve huzurlu aileler olmayı diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/aktivite-yorgunu-cocuklar-makale,3997.html

gazete, Genel, Yazı

Kim evliliğe hazır?

16.03.2019

Evliliğe hazır hale gelmek, yetişkin bir birey olarak sorumluluklarının bilincinde davranmaktır. Ayrıca evliliğe hazır kişi kendini tanıyan, anlayan ve kırmadan ifade edebilen kişidir.

Evlenen gençlerin, aralarında sorunlarını konuşarak aşabilmeleri, ikisinin de evlilik yolunda doğru adım atabilmesidir.

Rahatsızlık duyduğu konuyu muhatabına uygun bir dille izah edebilmek, kendini ifade etmeyi bilen bireyin özelliğidir. Örnek verelim… Eşimizin annesinin çocuğumuza şeker vermesini istemiyorsak, annesine uygun bir dille bunu söylemeliyiz. Eşimiz bu konunun muhatabı değildir.

Yetişkin bir birey kavramı, erkek ve kadın ayrımını içermemelidir. Karnını doyurabilmek ve temizliğini yapabilmek her insanın kendisine ait ihtiyacıdır. Kendi ihtiyaçlarımızı, bir başkasının gidermesini bekleyemeyiz.

Kadınların ve erkeklerin sahip olduğu yetilerdeki farklılıklar, birbirimizin eksiklerini giderme görülmelidir. Bu farklılıklar, evliliğimizde tamamlayıcıdır. Örneğin kadın doğum yaparken bu sırada erkek evin gereken ihtiyaçlarını giderir. Bir diğer örnek anne, çocuklarda güvenli bağlanma sağlarken baba çocukların özgüvenini besleyendir.

Evlilikte hedef geçim ve anlayış ise, eşler birbirini nasıl daha iyi tamamlayabileceğini hesaplamaktadır. Eğer evin içinde benlik üstünlüğü yarışına girildiyse, eşler hata bulmakta ve bunu yüzlerine vurmaktadır. Bu yarış, bitmeyen çatışmanın başlangıcıdır.

Çatışmalarını ailelerine veya aile danışmanlarına aktaran eşler, yanlış yönlendirmelere maruz kalabilmektedir. Çözüm, davranışları gözden geçirerek davranış değişikliğine gitmek iken arayı açan sürece girilebilir.

Evladını haklı gören ve gelini ya da damadını kötüleyen aileler, yangına körükle gitmektedir.

Bir ilişkide dozundan fazla bireysel istekleri açıkça destekleyen aile danışmanları, bir yuvanın bütünlüğüne darbe indirmektedir. Birlikte ortaya çıkan isteklerin karşılıklı karşılanmasıyla “biz” olunabilir. “Ben” ise sadece tek başına isteklerin gerçekleşmesinin peşindedir.

Bir aile düzeni kurulurken görevlerini üstlenen karı-koca; uyku ve yemek saatlerini, aile ve arkadaş günlerini belirlemelidir. Kişisel serbestiyet talebi, tek başına yaşama isteğine dönüşmemelidir ve zamanlaması yapılmalıdır.

Çocuklarımızın da tatilde yaşar gibi evde yaşama hakları yoktur. Bu hakkı onlara vermemiz, onların olgunlaşmasına ve sağlıklı gelişmesine engeldir. Yemeğe, derse, temizliğe, oyuna, televizyona ve aile etkinliklerine ayrılan vakitler programlanmalıdır.

Eşlerin kendilerini tanıyarak başladıkları ilişkide sahip oldukları işleri, arkadaş grupları ve hobileri saygıya değerdir. Eşler, saatlerinin tamamını iç içe geçirmeyi beklememelidir. Kişisel alan sınırları ihmal edilmemelidir.

Bizi mutlu eden uğraşlara yönelmeliyiz. Kendimize ait saatlerimiz, eşlerimize ayıracağımız saatlerimizden ayrışmalıdır.

Anlaşma ile aynı evin nasıl paylaşılacağı haritası ortaya çıkarken, iki taraf uyumsuzluk sebeplerine dikkat ettiğinde beraber el ele yürümeleri kolaylaşacaktır.

Ömrümüzü yalnız başımıza bitirmek, insan fıtratına aykırıdır. Tek elden ses çıkmıyor. Saygı, sevgi ve emek karşılıklıysa, bir ilişki uzun yıllar devam ediyor.

Hepimize yuvamızda sıcaklık, güler yüz ve muhabbet diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/kim-evlilige-hazir-makale,3985.html

gazete, Genel, Yazı

İş ayağımıza gelsin…

07.03.2019

Piyasa şartları, kazanç ivmesini aşağı çekmektedir. Şirket sahipleri, iş yoğunluğunu minimuma indirerek işçi çıkarmaktadır.

Gözlerimizi engebelere mi dikmeliyiz? Canla başla çalışmayı hayal edebilir miyiz?

Biz ne iş istiyoruz ve nasıl uğraş vermekteyiz?

Kafalarımızın karışıklığını, birlikte dile getirebiliriz…

Bize önerilen bir işi, özgeçmişimize uygun bulamayabiliriz.

Gideceğimiz yer evimizden uzakta olabilir ve sabah az uyumanın bize iyi gelmeyeceğine karar verebiliriz.

Kurumlar çalışanlarına sabah kahvaltı ve öğle yemeği vermezlerse, maaşımızı öğünlerimize harcayabiliriz.

Çalışma saatlerini, sabah 09:00 akşam 17:00 arasına alırlarsa iş bulmamızı kolaylaştırabiliriz. Bir de Cumartesi hafta sonu ve ailemizle vakit geçirmeliyiz.

Babamız, amcamız veya dayımız varlıklı insanlardır. Onlardan gelen harçlığı, yorulmaya tercih edebiliriz.

Elon Musk da çok zengindi (!)..

Elon Musk, 1999 yılında X.com’ u kurmuştur ve büyüterek Paypal’ ı ortaya çıkarmıştır. Paypal satışından elde ettiği gelirle “artık zenginim, çalışmama gerek yok” dememiştir. Paypal satışından aldığı payla 3 büyük şirkete girişmiştir. Ona göre gelecek “uzay, internet ve temiz enerji” dir.

2002 yılında kurduğu SpaceX uzay şirketiyle, Elon Musk’ ın vizyonlarından biri Mars’ ı kolonileştirmektir.

Kompleksimize kılıf geçirebiliriz.

Biz de akıllıyız ve zekiyiz. Gelecek nesillerin derdine düşemememizin sebebi, hızlı düşünmemiz.

Bir meslek edinip uzmanlaşamayız çünkü çevremizdeki insanların söylemleriyle ve bizi etkilemesiyle dolu zihnimiz.

Einstein da çok düşünürdü (!)..

Einstein’ın bilim dünyasına kattığı kuramlar; özel görelilik kuramı, genel görelilik kuramı ve birleşik alan kuramıdır. Ayrıca fotoelektrik etkiyi, özel görelilik kuramının bir sonucu türettiği kütle-enerji eşitliğini, Brown hareketi ve istatistiksel fizik ve bose-einstein istatistiğini bulmuştur.

Einstein ölüm haberini alan gazetecinin çektiği Einstein masası fotoğrafı anlamlıdır. Çalışma masasındaki evrakların masada yer bırakmayacak kadar fazla olması, Einstein’ ın son anına kadar ne kadar çok çalıştığının kanıtıdır.

Engellerle sönmenin zamanı değil…

Biz de zeki ve çalışkan insanlar gibi kütüphaneler okuyabiliriz. Kendimize ait vizyon ve misyona sahip olabiliriz.

Ülke ekonomisine katkı sağlamak amacıyla gayret etmeliyiz. Kritik senelerin vebalini üzerimizde hissetmeliyiz. Uykudan ve rahattan vazgeçemediğimizde, milletimizin kamburunu büyüteceğiz.

İnanmak yolun yarısıdır. Çalışarak el ele verdiğimizde, güzel bir geleceği evlatlarımıza bırakacağımıza inanıyorum.

Hepimize çabamızla hak ettiğimiz, yüzümüzü güldüren günlerimiz olmasını diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/is-ayagimiza-gelsin-makale,3971.html

gazete, Genel, Yazı

Benlik yarışında kazanan olmak

27.02.2019

Hatırlanması gereken varlığımız, dört kitaptan başlayıp şarkılara kadar yazılıyor. Onunla yaşamımızı sürdürmemiz gerekirken, arada aklımıza geliyor ve benlik gücü zehirlenmesi yaşıyoruz.

Bir ben var ki benim içimde

Benden öte benden ziyade

Bir sen var ki senin içinde

Senden öte senden ziyade

Sonra içsel ruhi varlığımızdan koptuğumuzda, yollar ve duraklar bizim sistemimizden çıkıyor. Zamanla yolumuzu aramayı bile unutuyoruz.

Özümüze ters düştüğümüzde neler yapıyoruz?

Konuşalım…

Sanatçılarımız, küslükleri ve birbirlerine açtıkları tazminat davalarıyla gündeme geliyor. Mahkemeler sıklıkla, kullanılan kelimelerin hangisinin daha ağır ve kabul edilemez olduğu terazisini ellerinde tutuyor. Dosyalar, iki insanın kalplerinden dökülen kurtlarla kabarıyor.

Haklı arayışında, uzlaşmayı unutan yetişkin bireyler olabiliyoruz…

En son kendi çocuğu ebelesin yarışına giren annelerimiz, kazananı önemsiyor. Bir oyun, kazanma hedefine dönüştüğünde, mutluluk ve paylaşım kaçıyor.

Birinciliği, mutluluktan önde tutuyoruz…

Sınıfın gözde öğrencisini yetiştiren annemizin göğsü kabarırken, gözdesi çocukluğunu yaşamadan büyüyor. Komşu arkadaşlarıyla oynamaya vakit bulamayan çocukta sosyalleşme eksik kalıyor. Çocuğu ileride, iş ve özel hayatında ilişkileri yönetemeyen bireye dönüşüyor.

Okul hayatında sergilenen akademik başarı, hayatı yaşama başarısını ekarte ediyor…

Arkadaşların arasında, toplantı günü ayarlanırken gruptan seçmece kişiler belirleniyor. Seçilmeyenlerden habersiz bir whatsapp grubu daha açılıyor. Tombaladan kim çıktıysa bir dönemlik toplantıda beraber olunuyor. Bir sonraki seneye kim denk gelirse, onunla devam ediliyor.

Maksat toplanmak, gün parası toplamak ve çay içmek fakat kimlerin kırıldığı önemsenmiyor…

Günümüzde ilişkilerimizi şekillendirmekte, dikkatsiz ve bencil davranmamıza verilen örnekler çoğaltılabilir. Sizin de aklınıza ve başınıza gelen benzer durumlar vardır.

Benliğin varlığını ispat çabasında, özümüzü kaybediyoruz. İçimizdeki cevheri dağıtıyoruz.

Beka sahibi varlığımızın dili bedenimizi konuşturursa, asıl ihtiyacımız olan isteklerimize yöneliyoruz. Kendimize değer veriyoruz. İlgi alanımızı besleyerek işimizde verim elde ediyoruz.

Kendimize değil, başkalarına göre kendi pozisyonumuza odaklanmamız ise başarımızı engelliyor. Sosyal çevremizde negatif tepkiler yaratıyor.

İç barış, bize başarı ve sosyal çevremize uyumu getiriyor. Kendimizle ve çevremizle barışık yaşadığımızda, dünyamız cennete dönüşüyor.

Hepimize özümüzdeki büyük güzellikle kucaklaştığımız, iki cihanlık saadeti diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/benlik-yarisinda-kazanan-olmak-makale,3957.html

gazete, Genel, Yazı

Bebeğin İsmini Kim Seçti

20.02.2019

Yetişme çağında bir çocukken ileride doğacak çocuğumuzun ismini anne-babamız belirleyebiliyor. Kız olursa annemizin ve erkek olursa babamızın ismi, -Allah verirse- bebeğimize hazır bekliyor.

Gençlik çağlarımızda birisine duyduğumuz hayranlık veya kaybettiğimiz aşk, daha evlenmeden önce çocuğumuzun ismine etken oluyor.

Evlenme aşamasına gelene kadar bir isim şartı tutmadıysak, bu konuyu evlendiğimizde çekişmeli geçen bir sohbet maçına çevirebiliyoruz. Karşılıklı fikirlerimizi paylaşırken gerginliğe sebebiyet veriyoruz. Bebek dünyaya gelmeden ismi tartışılıyor.

Aklımızda doğmamış yavrumuzun sevgi yumağına dönüşmesi düşüncesi varsa, aile bireylerine ait heceleri birleştiren bir isim ortaya çıkarabiliyoruz. Anlam arayışı içine girmeye gerek duymuyoruz.

Aile listemizde baş harf benzerliği varsa, bunu dikkate alarak listeyi aynı baş harfiyle devam ettiriyoruz. Tabi daha çocuğumuz yok. Aramızda konuşuyoruz.

Dini görüşlerimize uygun bulduğumuz bir ismin yanına, insanların arasında çağrıldığında modern dursun diye bir tane daha ekleyebiliyoruz.

Mübarek bir ömür beklentisiyle, mübarek tek isim de verebiliyoruz.

Bazen ağabeyinin veya ablasının adını, aynı çağrışımla kardeşine de veriyoruz. İlk çocuğumuza ‘Alev’ ikinciye ‘Ateş’ ve üçüncüye ‘Kıvılcım’ diyerek uyum içinde sıcaklıyoruz. Birincisi ‘Ateş’ ise, diğer çocuklarımızın isimlerini ‘Su’ ve ‘Toprak’ ile yeryüzüne tamamlıyoruz.

Kız çocuğunu fazla gören ve oğlan çocuğu isteyen anne-baba isek, son kızımıza hayatı boyunca ‘Döndü’ diyerek seslenilmesini göze alabiliyoruz. Yeter ki dönsün ve arkası oğlan olsun diye bakıyoruz.

Cinsiyetini bilmeden erkek isimleri beğenebiliyoruz. Erkek egemen toplum vurgusunu, kızlarımıza erkek ismi tercihiyle gösterebiliyoruz.

Sizce bir insan ismi onun yüzünü görmeden ona yakıştırılabilir mi?

Bebeğimizi sağlıkla kucağımıza aldıktan sonra, isim söylemlerimiz yine fark ediyor.

Kandil ve bayram günlerinde ona kavuştuysak ismiyle geldiğine inanıyoruz. Örneğin ‘Bayram’ veya ‘Ramazan’ diyebiliyoruz…

Doğum günü, sevdiğimiz bir büyüğümüzün ölüm gününe denk geldiyse, çocuğumuza ölen kişinin ismini verebiliyoruz.

Çocuğumuzu ilk kez kucağına alan amcamız, kulağına ismini okuyuveriyor. Böylece çocuğumuzun ismi belirleniyor.

Bebeğimizi ilk gördüğümüzde, beyaz yüzündeki pembeliğe odaklanıp ona ‘Gül’ ismini yakıştırabiliyoruz.

Evlatlarımızın isimlerine, ne kadar çok çeşit üretebiliyoruz…

Emanetimiz; biricik fiziksel vasıflarıyla, kendisine ait bir hayatı farklı bir bakış açısıyla ele almaya geliyor. O; bizim babamız, padişahımız, sanatçımız, siyasetçimiz, ölen sevdiğimiz, erkek evlat müjdecimiz veya bir evliyamız değil.

Şahsına ait ve anlamı güzel bir isim seçmemizin, onun en özel şansı olduğunu düşünüyorum. Aslında özel bir isim bunu gerektirmez mi?..

Çocuklarımıza güzel anlamdaki kendilerine özel isimleriyle, güzel bir ömür diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/bebegin-ismini-kim-secti-makale,3943.html

gazete, Genel, Yazı

Şubat Ayı’nda Andığımız Özel İsimler

12.02.2019

Şubat Ayında, düşüncelerine saygı duyduğumuz ve kaybetmiş olduğumuz kişileri sırayla anıyoruz. Onlara ait sözleri sosyal medyada birbirimizle paylaşıyoruz.

Bu kişilerin arasında; yazarlarımız, siyasi görüşleriyle takdir ettiklerimiz, evlerimizdeki ekranlarda ailemizden biri kabul ettiğimiz veya ruhumuzu besleyen ses sanatçılarımız var.

Yaşamlarını merak ederek takip ettiğimiz insanların, önem verdikleri bir inancı veya bir ilkeyi okumakla, onlara vefa borcumuzu ödüyoruz.

1 Şubat 1979

Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi bir suikast sonucu öldürüldü.

“Öyle bir anayasa yapın ki, bir daha ihlali mümkün olmasın.”

80’li ve 90’lı yıllarda, aklımızda kendimize ait düsturlardan oluşan bir zihin kitabı tutardık. Fikir özgürlüğünü, eğrilip bükülmeden fakat başkasının hakkına darbe indirmekten kaçınarak savunurduk.

1 Şubat 1999

Anadolu Rock Müziği Sanatçısı Barış Manço, İstanbul’un Moda semtinde evinde kalp krizi geçirdi ve kaldırıldığı Siyami Ersek Hastanesi’nde hayatını kaybetti.

“İnsanın öğrenmesi gereken ilk dil tatlı dildir.”

8 Şubat 2004

Türk Pop ve Rock Müziği Sanatçısı Cem Karaca hayata gözlerini yumdu.

“Sevda kuşun kanadında, ürkütürsen tutamazsın.”

Çocukluğumda aile gezilerimizde, bize Barış Manço ve Cem Karaca şarkıları eşlik ederdi. İki dev sanatçının söz yazarlıklarıyla anlam bulan notalar, onların karakteristik ses tonlarıyla gücünü ruhumuzda artırırdı. Yolculuğumuzda onlardan dinlediklerimizle neşe içindeyken, yüce duygular ve insanlık kuralları öğrenirdik.

3 Şubat 1451

6. Osmanlı Padişahı Sultan İkinci Murat (Koca Murat) vefat etti.

“Varalım bir iki gün zikredelim Mevla’yı

Bize ısmarladılar mı bu yalan dünyayı”

Bu mısralarla padişahlığı oğlu Fatih Sultan Mehmet’ e bırakarak Manisa’ ya çekilen Sultan Murat, İstanbul’ un fethini görmek istedi. İdealini ve devletinin yükselmesini makamından üstün tuttu. Baba duasıyla evladının yönetimine destek oldu.

5 Şubat 1993

Türkiye’ de Devlet ve Maliye Bakanlığı yapmış Adnan Kahveci, Bolu-Gerede otobanında ters yola girerek trafik kazası geçirdi. Yanında koruma bulunmaması ve  yeni bir otobanda ters yola girmesi, şüpheli bir ölümü olduğunu konuşturdu.

“Makam şoförü uygulamasından vazgeçilmeli. Herkes kendi taşıtını kendi kullanmalı, benzin fişini kendi doldurmalıdır. Şoförleri başka alanda istihdam etmeliyiz.”

Adnan Kahveci gibi ülkemize ekonomik fayda sağlama yolundaki önder ruhlu siyasetçilerimize çizilen kader, benzerlik gösteriyor…

8 Şubat 2015

Türk Sanat Müziği Usta Sanatçısı Müzeyyen Senar, 97 yaşında yaşama veda etti.

“Nasılsa bir gün hepimiz öleceğiz, önemli olan içinde bulunduğumuz anın kıymetini bilmek ve en güzel şekilde yaşamak .”

Atatürk’ün bulunduğu mekanda şarkı söyleyen Müzeyyen Senar, son anına kadar o havayı soluduğunu kanıtladı. Bir kadın sanatçının, sahnede uzun yıllar kalmasına bir engeli olmadığını ispatladı. Onun güçlü Türk kadını profili, arkasından gelen nesile örnek kaldı.

10 Şubat 1918

34. Osmanlı Padişahı Sultan Abdülhamid Han vefat etti.

“Kılıçla alınan vatan, para ile satılmaz.”

Saygı duyarak andığımız isimlerin değerli görüşleriyle yol alarak, özgürlük içinde aydınlık yarınlarımız olmasını diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/subat-ayinda-andigimiz-ozel-isimler-makale,3924.html

gazete, Genel, Yazı

İletişim Hataları

14.01.2019

İnsanın anlaşıldığını düşündüğü bir konuşma yapma ihtiyacı vardır. İç dünyasını dışarıya aktaramaması, adeta bir köşeye sıkışma gibidir ya da penceresi olmayan bir ev…

Düşünce ve duygularımızı açtığımız her pencere, taze bir nefes alma ve ferahlama hissettirir.

Açığa çıkan bir aşk ile iç dünyamız, büyür, genişler, yeşerir, çiçeklenir ve güneşlenir.

Anne-babamızla kurduğumuz cümlelerin hoşgörüyle karşılanması, ayaklarımızın yere daha sağlam basmasını ve davranışlarımızı kendimize güvenle sergilememizi sağlar.

İş arkadaşımızla aynı odada birbirimizi saygı çerçevesinde dinlememiz, günümüzün çoğunu geçirdiğimiz saatleri güzelleştirir.

İş, arkadaş, eş, anne-baba, kardeş ve öğretmen-öğrenci ilişkilerinin bizi tatmin etmesi ihtiyacımızdır. İletişimi sağlıklı kurduğumuzda, ilişkiyi doğru başlatarak memnun kalacağımız şekilde devam ettiririz.

İletişim hataları karşılıklı anlaşma yolunu kapatır, kavga veya güvensizlik ortamı hazırlar, sevgisiz ve yalnız hissettirir ve istenmedik davranışlara yol açar.

İletişim hatalarını; suçlamak, sürekli konuşmak, pasif ve tepkisiz dinlemek, küçümseyici mimiklerle dönütler vermek, yargılamak, eleştirmek, ahlak dersi vermek, öğüt vermek, nutuk çekmek ve konuyu saptırmak olarak sıralayabiliriz.

Etkin dinleme, iletişim hatalarına önlemdir. Karşımızdaki bireyi, lafını kesmeden ve cümlelerini anladığımızı belirten dönütler vererek dinlememiz etkin dinlemedir.

Evlilikte eşlerin birbirlerini saygıyla ve değer vererek dinlememeleri, aralarındaki sevgiyi bitirecektir. Aynı evin içinde iki yalnız bireye dönüşmek, birbirlerine tahammül seviyelerini düşürecektir. Birbirlerine karşı, tepkisel davranışlar ortaya çıkacaktır.

Etkin dinleme ile birlikte konuşmadaki içerik, ses tonu, jest-mimik hareketleri ve göz teması önemlidir.

Konuşma içeriğinde; suçlama, yargılama, eleştirme ve ahlak dersi verme gibi ifadeler iletişim hatalarıdır. Böyle bir diyalog tek taraflıdır. İstenmeyen bir içerik, diyaloğu sonlandıracaktır.

Kendi yargılarımızı savunduğumuz durumlarda, “Ben Dili” ile anlatım gerginliğe sebep vermeyecektir. Örnek olarak; “Bir şey söylemeye başlayıp sonunu getiremediğimde rahatsız oluyorum” diyebiliriz.

“Sen Dili” empatiden uzak ve suçlayıcıdır. Örnek; “Kabasın ve sözümü kesiyorsun” gibidir.

Ses tonundaki vurgular ve iniş-çıkışlar yerinde kullanılmalıdır. İhtar eder veya öğüt verir gibi bir ses tonundan kaçılmalıdır.

Bir diyalog esnasında göz teması kurulması, diyaloğun karşılıklı devam ettiğini gösterir.

Gözlerimizi kırparak konuşmayı anladığımızı belirtmemiz, etkin dinlemede kullanılan bir mimiktir. Bir diğer hareket, kafamızı aşağı-yukarı sallamamızdır.

Biz iletişim hatalarını minimuma indirdiğimizde, iç dünyamızı açtığımız pencerelerimiz artacaktır.

Mutlu ilişkiler kurduğumuz, muhabbeti tatlı günler dilerim…

 

http://www.gazetebursa.com.tr/iletisim-hatalari-makale,3877.html

gazete, Genel, Yazı

Çocuklarımızın İlk Mesleği Ne Oldu?

05.01.2019

Evimizin en küçük bireyleri, bebeklik döneminden itibaren tanıştığı Youtube ile erken yaşta meslek sahibi oldular.

Bizim gibi zaman ve enerji tasarrufu yaptığını düşünen anne-babaların çocukları, koltukta oturarak sanal bahçelerde gezdiler. Gezdiği yerlerde bedenini ve zihnini kullanmadılar.

İzleyici konumunda kalmasınlar, yaratıcılıklarını kullansınlar dedik ve çocuklarımızın Youtuber olmalarına izin verdik.

Çocuklarımız, Youtube kanalını bir mail adresiyle evdekilere açtırdılar ve kanallarına video kaydı yaptılar. Böylece ilk mesleklerini kazandılar.

Ebeveyn yani yetişkin hesabı üzerinden çocuklar, denetimsiz ve özgür bir mecraya sürüklendiler…

Muhabbet esnasında büyükleri sordular: “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” Cevapları hazırdı: “Benim bir mesleğim var. Youtuber’ım”.

Tam ellerinden tableti almıştık derken yine akıllarına meslek aşkı düştü. Meslek soruları sorulmamalı sanırım bizim evlerin çocuklarına. Ebeveynlerinden özel telefonunu istediler ve bir video çektiler. (Özel alan, özel eşya veya özel telefon kaldı mı?)

Video içeriğinde farklılık ve yaratıcı düşünce gücü kullanmak şarttı. Mutfaktan acı biber ve limon buldular. Misafirin yanında, onları tadarken mide bulandıran sesler çıkarttılar.

“Çocukluk ellerinden alınmamalı” dedik ve sustuk…

Bizi rahatsız etmesinler ve oyalansınlar anlayışı ile ‘saygı’ arasındaki dengeyi kaçırdık.

Sanal dünya, oyun oynamalarına engeldi. Çocukluk dönemlerini oyunla geçirmeleri gerektiğini umursamadık.

Teknoloji çağında çocuklarımızı, tablet ve bilgisayardan uzak tutmadık. Fakat evimizin bahçesinde ve sanal bahçede oynama sürelerinin arasındaki farkı kaçırdık.

Çocuklarımıza, sınırsız izin ve kullanım hakkını bir site için verdik. Youtube kanallarını yönetmelerinden de kaçtık. Onları denetlemedik.

Ancak bizim ilgimiz ve kontrolümüz ile çocuklarımızın temiz yaşamlarının korunacağını düşünüyorum:

1) Teknolojik etkinlikleri, çocuklarımızla birlikte yapmak. Yani görmezden gelinen Youtube saatlerini, beraber paylaşılan bir ‘teknoloji saati’ne dönüştürmek.

2) Sanal alem ile gerçek yaşam etkinliklerinin sürelerini, gerçek deneyimler ağırlıkta olacak şekilde dengelemek.

Çocuklarımıza, onlar büyümeden, aileleriyle güzel bir çocukluk geçirmelerini diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/cocuklarimizin-ilk-meslegi-ne-oldu-makale,3863.html