gazete, Genel, Yazı

Eğitimcilere Neden P4C Eğitimi Veriliyor

22.07.2019

P4C (philosophy for children) pedogojik yöntemi; 21.yy becerileri olarak kabul edilen yaratıcı, özenli, dayanışmacı ve eleştirel düşünmeyi küçük yaşlardan itibaren çocuklara vermeyi amaçlamaktadır.

Çağımızda Türkiye’nin gelişmesi için; teknolojiye, bilime katkı sunabilecek yaratıcı ve üretken bireylerin yetişmesi gerekmektedir.

Dünyada büyük bir eğitim hareketi haline gelen P4C, 4 temel ilkeyle gerekli becerileri kazandırmaya çalışır:

1- Özenli Düşünme

2- Yaratıcı Düşünme

3- Dayanışmacı Düşünme

4- Eleştirel Düşünme

Çocuklar için Felsefe oturumlarında, çocuklar felsefi bir problemi tetikleyen bir uyaran (hikaye, fotoğraf, düşünce deneyi, video, nesne vb.) etrafında bir araya toplanır. Topluluğun ortaya çıkardığı sorular etrafında topluluk cevap aramaya, soruşturmaya, düşünmeye ve felsefe yapmaya yönlendirilir.

Çocuklar için felsefe (Philosophy for Children), felsefe profesörü Mathew Lipmann’ın çalışmaları çerçevesinde geliştirilmiştir.

Lipmann, Colombia Üniversitesi öğrencilerinin yaratıcı ve eleştirel düşünme kabiliyetlerinin körelmiş olduğunu fark etmiştir.

Pasif bir dinleyici ve bilgi yüklenicisi haline gelen çocuklarımız, ezberci eğitim sisteminin etkisindedirler. Düşünmeden, konuşmadan ve kendini ifade etmeden ezberci bir öğrenim görmektedirler.

Lipmann, ezberci yetişen üniversite öğrencilerine sorgulayıcı ve yaratıcı düşünebilme özelliği kazandırmakta geç kalındığını söylemektedir. Bunun için çocuklara küçük yaşlarda; sorgulayıcı, eleştirel ve yaratıcı düşünmenin kazandırılmasının çok önemli olduğunu öne sürmektedir.

Eğitimcilerin bu eğitimi alması, düzenlenen P4C sertifika programlarıyla mümkündür.

(Uludağ Üniversitesi, Eylül ayında 56 saatlik Çocuklar için Felsefe eğitimi verecektir.)

Günümüz şartlarına uygun çalışmalarla, eğitimcilerin kendilerini geliştirerek çocuklarımızı eğitmesi dileklerimle…

http://www.gazetebursa.com.tr/egitimcilere-neden-p4c-egitimi-veriliyor-makale,4172.html

gazete, Genel, Yazı

Amerika’nın 2061 Projesi

13.07.2019

Ülkeler, geleceklerini eğitim ile birlikte planlamaktadırlar. Amerika Birleşik Devletleri ‘2061 Projesi’ne, STEM (science, technology, engineering, mathematics) yaklaşımının etkisinde hazırlanmaktadır.

Nasıl ki gelişim, insan yaşamında ömür boyu sürüyorsa, ülkelerde sürekli gelişim içerisindedirler.

STEM eğitimi fen, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarının bütünleşik bir şekilde öğretilmesi olarak tarif edilmektedir.

Bugün STEM eğitimi, ABD ile anılıyor. Fakat bütüncül yaklaşım felsefesini tarihimizde; İbni Sina, Harezmi, Mimar Sinan, Ömer Hayyam, Cezeri, Beni Musa kardeşler gibi önemli şahsiyetlerde görüyoruz. Bu isimler, bir çok alana birlikte hakim olmalarıyla bilimsel bilgiye, bütünleşik bir kavrayışla yaklaşmışlardır.

Türkiye’de 2005 yılında, STEM içinde yer alan disiplinlerden “fen ve teknoloji” fen bilimleri dersi ismi değiştirilerek güncellenmiştir. Bu değişim ile ders programının ruhunda ciddi değişiklikler yapılmıştır. STEM eğitimi dolaylı olarak da olsa ilk defa Türkiye’de uygulanmaya başlanmıştır.

2013 yılında ders ismi tekrar değiştirilerek “fen ve teknoloji” dersi, fen bilimleri ismine geri döndürülmüştür. STEM eğitimine ara verilmiştir.

2017 yılında öğretim programlarına resmi olarak STEM eğitimi eklenmiştir. Öğrencilerin fen ve mühendislik alanında temel bilgileri kazanması hedeflenmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde STEM konusu üzerine “STEM-School” olarak adlandırılan okullar vardır. Türkiye’de ise 2017 yılından itibaren okul yapılarında, öğretim amaçları arasında STEM’e temas edilmektedir.

Türkiye, programdaki kazanımlarda büyük değişimlere gitmeden teorik yönde ilerlemektedir.

Bu durumda STEM eğitimi ile alakalı şu öneriler ortaya çıkmaktadır:

– Fennin ne olup olmadığı ve fen okur-yazarlığının anlamı ve uygulamalarına yer verilmelidir

– Fen derslerindeki teorik içeriğin deney ile entegrasyonu yapılmalıdır

– Teknolojinin ne olduğu ve ne için kullanılması gerektiği konusuna vurgu yapılmalı ve teknoloji okur-yazarlığı öne çıkarılmalıdır

– Matematik dersi, sayılar ve formüllerden ibaret olmaktan çıkarılmalı ve dersin birçok alanın mantık temeli olmasına vurgu yapılmalıdır

– Mühendisliğin ne olduğu ne yaptığı ve günlük yaşamın her noktasında etkisinin bulunduğu anlaşılacak şekilde öğretime entegre edilmelidir

– Bu değişikliklerin ardından Türkiye’de STEM-Okulları adı altında ilgili disiplinlere vurgu yapan ve bu disiplinlere ait ürünler veren okullar açılmalıdır.

Akademisyenlerin önerileri dikkate alındığında, ülkemizde gelişim gösterme hızımızın artacağını düşünüyorum.

Tez Danışmanım Dr. Kamil Arif Kırkıç Hocamın akademisyen arkadaşlarıyla hazırladığı “Merhaba STEM Yenilikçi Bir Öğretim Yaklaşımı” kitabından yararlanarak hazırladığım yazımın, eğitim ile ilgili gelişmelerde fayda sağlamasını ümit ediyorum.

http://www.gazetebursa.com.tr/amerika-nin-2061-projesi-makale,4159.html

gazete, Genel, Yazı

İlkokula Başlama Yaşı 69 Ay Mı Olmalı?

06.07.2019

Ülkemizde, ilkokula başlama yaşı diğer ülkelerle benzerlik gösteriyor. Almanya, Avusturya ve Fransa’ da 6 yaşında; İngiltere ve İsrail’ de 5 yaşında çocuklar okula başlıyorlar.

Bizim farklı yönümüz, okula başlama ayının değişiklik gösteriyor olması diyebiliriz.

İlkokula başlama yaşıyla ilgili düzenlemenin, 2019 – 2020 eğitim öğretim yılından itibaren uygulanması öngörülüyor. 66 ay olan ilkokula başlama yaşının, 69 aya çıkarılması Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi.

Yeni düzenlemede, kayıt ertelemede kolaylaştırma görünüyor. Kayıt erteleme için zorunlu tutulan sağlık raporu kaldırılıyor.

2019 yılının eylül ayı sonu itibariyle, 69 ayını dolduran çocuklar ilkokula başlayacaklar. 66,67 ve 68 aylık çocuklar, velilerin yazılı talebiyle ilkokula başlayabilecekler. Kayıt hakkını elde eden çocuklardan 69,70 ve 71 aylık olanlar; velilerin yazılı talebiyle bir sonraki sene ilkokula kayıt yaptırabilecek ve okul öncesi eğitime geçecekler.

Veliler olarak kanuna uyan bir girişimde bulunacak ve çocuklarımızı belirlenen aylarda okula göndereceğiz. Aklımızı karıştıran konu, çocuğumuzu ilkokul 1. Sınıfa hazır görüp görmemiz oluyor.

Bazen bize, çocuğumuz okula gidecek becerilere sahip gibi gelmiyor.

Okul öncesi dönemi tamamlamış (5 yaş sonunda) çocuğun özelliklerini şu başlıklarla özetleyebiliyoruz:

  • Öne doğru topukları üzerinde yürüyebilme
  • Zıplayan bir topu yakalayabilme
  • 10 – 15 heceli bir cümleyi tekrar edebilme
  • Gündüz-gece ayrımını yapabilme
  • Bir cismin altı – üstü ayrımını yapabilme
  • En az 4 rengi tanıyabilme
  • Gece ve gündüz tam tuvalet temizliği
  • 2-3 metre uzaklıktan fısıltı konuşmayı duyabilme

Çocuklarımızda gelişim geriliği fark etmiyorsak belirlenen aylara göre okula gönül rahatlığıyla gönderebiliriz.

Çocuklarımıza güzel bir yaz tatilinin ardından, mutlu bir okul dönemi diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/ilkokula-baslama-yasi-69-ay-mi-olmali-makale,4150.html

gazete, Genel, Yazı

Dilek İmamoğlu Ne İstiyor?

29.06.2019

İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinde Ekrem İmamoğlu hakkında, en çok konuşulan konulardan biri mazbata alıp alamamasıyken, bir diğer konu eşinin vizyonu oluyor.

Dilek Hanım’ın üç çocuk annesiyken, aynı zamanda bir doktora öğrenci olması takdir ediliyor. (Tabi kendisinin on kardeşli bir aileden gelmesi, üç çocuğa ulaşmasını daha olağan göstermiyor değil.)

Trabzon’da doğan Dilek Hanım, İstanbul’da yaşamını sürdürürken geceleri bir kadının tedirgin olmadan yürüyerek sahile inmesini hayal ediyor.

Dilek İmamoğlu, kadınlar konusunda eşitlik ve özgürlük istiyor. Kadınların sorunlarına çözüm bularak yaşamın tüm alanlarına alınmalarını hedefliyor.

Kadınların geniş perspektif bakış açısına sahip olduğunu düşünüyorum. Yalnız hedefe odaklanmada sıkıntı yaşıyoruz. Hayat şartları ve bizden beklentiler, odak noktamızı değiştirebiliyor.

Dilek Hanım, kadınlarla iş birliği içine girerek hedefe odaklanırsa güzel yol alabilir. Eğitim alan kadın sayısını artırmanın, geleceğimizi aydınlatacağına inanıyorum.

Eğitimlerimizi ya da iş yaşamımızı, eş ve annelik görevlerimizi üstlenirken- geri plana alabiliyoruz. Peki, “Ev içinde sadece kendimize ait görevleri mi yerine getiriyoruz” diye soruyorum. Bence aile içi sıkıntılı iş bölümü ile kendimizi geliştirmeye ve hayata dahil olmaya fırsat bulamayabiliyoruz.

Bir anne ne biliyorsa, çocuğuna onu aktarıyor…

Matematiği iyi biliyorsak, çocuğumuza ders çalıştırırken matematiği iyi anlatıyoruz.

Uzay bilimine ilgiliysek, çocuğumuzun düşünce yapısında gezegenler arası bir yolculuk yaptırıyoruz.

İhlas suresini ezbere biliyorsak, uyumadan önce çocuğumuza bu duayı ezberletiyoruz.

İnsan ilişkilerinin dürüstlükle kurulduğunu idrak ediyorsak, çocuğumuza doğru söylemenin önemini vurguluyoruz.

Her alana girerek aktifleşmemizi, Dilek Hanım gibi ben de istiyorum. Çünkü biz kadınların öğrenmesi, gelişmesi ve çalışması; nesillerimize ufuk açıyor.

Geri planda kalan kadınlarımız, ülkemizde yetişen toplumun diğer ülkelerden geride kalmasına sebep oluyor.

Kendimize yatırım yaptığımız zamanları, kendimize hak gördüğümüz güzel günler diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/dilek-imamoglu-ne-istiyor-makale,4138.html

gazete, Genel, Yazı

BUTGEM’den Suriyelilere Destek

17.06.2019

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Eğitim Vakfı (BUTGEM), destek amaçlı düzenlenmiş eğitimleriyle Suriyelilere kucak açıyor.

Ülkemize gelen göçmenlerin yüzde 70’inden fazlası, mesleği olmayan kişilerden oluşuyor. Bu durum, ülkemizin kalkınmasını zorlaştıran bir etken görülerek bizi kaygılandırıyor ve Suriyelilere ayrımcılık yapmamıza neden olabiliyor.

BUTGEM’in projesi ile Suriyeli göçmenlerin ve dezavantajlı bireylerin nitelikli eleman olmaları sağlanarak ayrımcılığın azalması planlanıyor. Ayrıca bu kitlelerin, Bursa ilimizde işgücüne kazandırılması ve topluma başarılı bir şekilde entegre edilmesi hedefleniyor.

Dezavantajlı bireyleri; engelli bireyler, yoksul veya yoksulluk riski altındaki bireyler, yerinden olmuş bireyler, eski mahkum veya tutuklular, şiddet mağduru kadınlar ve madde bağımlıları oluşturuyor.

Bu iki kitle ele alınırken Bursa, işgücü sektöründe vasıflı eleman sıkıntısına da çözüm buluyor…

23 alanda meslek dallarına göre ayrılan ve ücretsiz çeşitli eğitimler ile kitlelere istihdam kolaylaştırılıyor. Kursiyerlere 70 TL harcırah veriliyor. Günlük verilecek olan 35 TL, PTT üzerinden hesaplara yatırılıyor. (Başvuru şartları, 18 – 35 yaş aralığında ve işsiz olmaktır. 28 Haziran son başvuru tarihidir.)

BUTGEM eğitimler ile kalifiye, yetkin ve üretken işgücü arzının kullanılabilirliğini artırmayı amaçlıyor. Mesleki eğitim içerisinde, operasyonel ve teknik destek sağlanırken Türkçe eğitim de veriliyor.

Toplumumuzdaki her birey, Türkçe dilini öğrenerek toplum yapımıza ayak uydurabilir. Bunu destekleyen projelere yer verdiğimizde, uyum içinde yaşayabiliriz.

Sosyal çevre ve iş yaşamı düşünüldüğünde; çocuklara ve yetişkinlere düzenlenen Türkçe öğrenmeye ve meslek edinmeye yönelik programlar, geleceğimizi aydınlatıyor.

Ülkemize, nesiller boyu barış ve güven diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/butgem-den-suriyelilere-destek-makale,4124.html

gazete, Genel, Yazı

Türkçe Bilmeyen Suriyeli Öğrenciler

04.06.2019

Ülkemizde yabancı uyruklu öğrencilere Türkçe dil eğitimi çalışmaları artırılmalıdır.

İster okul isterse çalışma yaşamında olsun başarı koşulu; bulunduğu ülkenin kültürel ve dil yeteneklerini en iyi şekilde öğrenmek, konuşmak ve yazmaktır.

Suriyeli öğrenciler, kademeli olarak okullara alındılar fakat dil öğrenimleri geri kaldı.

2015 yılından itibaren Geçici Eğitim Merkezleri ile Suriyeli çocukların bıraktıkları okuldaki dersler, müfredat ve içerik dikkate alınarak çocuklar desteklendi.

‘Geri dönecekler’ paradigmasının çökmesiyle GEM’ler aşamalı kapatıldı ve Suriyeli çocuklar Türkiye’deki mevcut eğitim sistemi içine alındılar.

Türk Eğitim Sistemine hızlıca katılması hedeflenen Suriyeli çocukların, dil problemi nedeniyle bulunduğu sınıftan akademik anlamda ve ilişkisel adaptasyonda geri kaldığı gözlendi.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin verdiği bilgiye göre; 2 Ekim 2015 itibarıyla Türkiye’de resmi kayıtlı Suriyeli sığınmacı sayısı 2.072.290’dı. Bu nüfusun 708.000’ini, 5-17 yaş grubu arasında çocuk ve genç nüfusu oluşturuyordu.

2016 yılında 311 bin 259 Suriyeli öğrenciye eğitim hizmeti sunuldu.

2017 yılında Milli Eğitim Bakanlığı, Suriyeli çocukların okullara yönlendirilmesine ve Türkçe müfredatla eğitim görmesine karar verdi. Eğitim çağındaki 833 bin öğrencinin 492 bin 544’ünün eğitime erişimi sağlandı.

2018 yılında Türk Eğitim Sistemi’nde 655 bin Suriyeli çocuk yer aldı. İlköğretim çağındaki Suriyeli çocukların %91’i, okula erişmiş durumdaydı. Fakat okul öncesinde ve lisede bu rakamlar daha aşağıdaydı. Lise çağında çalışarak para kazanmak isteyen öğrenciler, meslek liselerine yönlendirilerek onlara belirli bir yardım yapıldı.

“Suriyeli öğrenci, Türk çocuklarla aynı sınıf atmosferinde kaldığında Türkçe’yi zaten öğrenir” varsayımı, ilkokul çağını geçen çocuklarda büyük oranda işlemedi. Her halükarda öğrencilerin akademik başarısı sınıf ortalamasının altında seyretti.

Suriyeli bir çocuk “Nasılsın, iyi misin” gibi günlük konuşmayı yapabilse de eğitim dilini bilmemektedir. Sosyal Bilgiler veya Fen Bilgisi derslerini anlamamaktadır. Bir sene okula hazırlık ile yoğun bir Türkçe eğitiminin ardından derslerini almaya başlasaydı, öğrenci daha rahat sınıf ortamına uyum sağlardı ve başarısı sınıfıyla eş ilerlerdi.

2018-2019 öğretim yılını arkamızda bıraktık. Suriyeli öğrencilerin dil problemini çözüme ulaştıracak ekstra Türkçe dersi takviyesi almaları, 2019-2020 eğitim-öğretim yılı için planlamalıdır.

Türkçe dilimiz, yabancı uyruklu öğrencilerimizin eğitim-öğretim hayatlarındaki başarıları ve sosyal çevrelerindeki mutluluklarıdır.

Öğrencilerimizin hepsine, pozitif geçirdikleri ve memnun kaldıkları bir okul hayatlarının olmasını diliyorum.

http://www.gazetebursa.com.tr/turkce-bilmeyen-suriyeli-ogrenciler-makale,4107.html

gazete, Genel, Yazı

Mutlu Olmanın Yolları

18.05.2019

Bazı araştırmacılar, insanların mutluluğunun yüzde 50’sinin kalıtsal ve genetik faktörlerle ilişkili olduğunu söylüyorlar. İkinci faktör yaşam koşulları; ekonomik kazanç ve evlilik gibi durumlar mutluluğun yüzde 10’unu oluşturuyor. Son faktör olumlu davranışsal, bilişsel ve amaçlı etkinliklerin mutluluğa oranı ise yüzde 40.
Farkındalık ve çabayla geliştireceğimiz özellikler mutluluğa yüzde 40 etkiliyse, bu oranı azımsayamayız.

Yaşamı sürdürmek daha lezzetli gelse ve yüzümüz gülse istiyoruz. Büyüdükçe masallardaki gibi bir beyaz atlı prensin ya da güzel prensesin, mutluluğu bize getirmediğini öğreniyoruz.

Belki mal sahibi olmakta aradık mutluluğu. Sonra bol gülücüklü muhabbet eden, ekonomik geliri düşük teyzelere özendik.

Belki çevremizdeki insanlarda aradık mutluluğu… Sonra tek başına enstrüman çalan bir delikanlının gülen yüzüne şaşırdık.

Belki ulaşılamaz hedeflere yönelerek yorulduk. Vardıkça sevineceğimiz ufak basamakları atladık.

Kendimize ve etrafımıza pozitif enerji yaymaya karar verdiysek mutlu olmanın yollarını konuşalım.

Zevk alma; yemeğin lezzetini almamız, izlenilen bir manzaranın keyfini çıkarmamız veya kitap okurken yanında içtiğimiz kahvenin tadına varmamız… Önemli olan o anı fark etmemiz ve o anda bulunmamız. Zevk veren ayrıntıları fark etmemiz, olumlu duyguları artırıyor.

Meşguliyetler; çok parçalı bir yapbozu tamamlamaya çalışmamız, karmaşık bir bulmacayı çözmeye uğraşmamız, bitki yetiştirmemiz ya da ekmek yapmamız… Bizi zorlayan ancak aynı zamanda haz veren faaliyetler içinde bulunmamız, yaşam doyumunun anahtarı olarak görülüyor.

İlişkiler; başkalarıyla sohbet etmemiz, vakit geçirmemiz, yardımlaşmamız veya sosyal etkinliklerde bulunmamız… Yakın ve anlamlı ilişkiler kurmamız, mutluluk düzeyini artırıyor.

Anlam; doğaya fayda sağlayan etkinliklerde bulunmamız, hayvanları korumaya alan topluluklara katılmamız, sivil toplum kuruluşlarında yer almamız veya yardıma ihtiyacı olanlar için faaliyetlere katılmamız… Gündelik akışın dışında değerli bir anlam taşıyan uğraşlarımız, bizi olumlu etkiliyor.

Başarma; evde kendi maydanozumuzu yetiştirebilmemiz, seramik vazo yapabilmemiz, enstrüman çalabilmemiz veya bir dili kendimizi ifade edebilecek kadar öğrenmemiz… Belirlenen herhangi bir hedefe ulaşabilmemiz, başarı duygusu sağlıyor ve yaşam doyumuna katkıda bulunuyor.

Konuştuğumuz mutlu olmanın yollarından, kişisel özelliklerimize uygun olanları düzenli uygulamaya geçirmemiz öneriliyor.

Hepimize huzur ve mutluluk dolu günler diliyorum…

http://www.gazetebursa.com.tr/mutlu-olmanin-yollari-makale,4083.html

gazete, Genel, Yazı

2-4 yaş arası çocuğa nasıl davranılır?

11.05.2019

2-4 yaş arası çocuklarda ‘Ben’ vurgusu ile kontrol edilmesi gereken hareketleri, ani sinirlenmelere neden olabilmektedir. Bu dönemde çocuklara sevgi ve ilgi göstermeye zaman bulamadan, günü zararsız atlatma paniği yaşanabilmektedir.

Bu yaştaki çocuk, küçücük elleriyle yemek yapılırken ocağın ateşine uzanabilmektedir. Bir arkadaşına vurabilmektedir. Yüksek bir yerden aşağı atlayabilmektedir.

Uyarı gereken liste, gün içinde sıklıkla tekrar etmektedir. Ebeveynlere, uyarılar için öneriler;

-Az sayıda basit ve somut kurallar koyma

-Kuralların nedenlerini açıklama

-Kuralları istisnasız uygulama

-Çocuğunuza disiplin verirken her zaman sakin davranma

-Doğru davranışlarını övme

-Yapmaması gerekeni değil yapması gerekeni söyleme (örneğin koşma yerine sakince yürü)

-“Hayır” sözcüğünü çok sık kullanmadan, yalnızca tehlikeli durumlarda kullanma

Uyarıları azaltmaya yönelik öneriler de var:

-Yazlık kıyafeti kışın giymek istemesine önlem olarak, dolapta mevsime uygun kıyafet bırakma

-Zaman düzeni ve rutin ile uyku, yemek ve aktivite saatlerine düzen getirme

-Kesici ve yakıcı özellikteki ev eşyalarını, uzanamayacağı yere kaldırma

-Dolaplardaki ilaçları, ulaşamayacağı bir yerde toplama

-Hareket ve keşif ihtiyacını karşılayacağı yürüyüşlere ve oyun parklarına çıkarma

-Özerklik ve girişimciliğini desteklemek için basit ev işleri verme (örneğin çiçekleri sulamak)

Bu dönemde çocuklarda ne yenileceği, ne giyileceği ya da hangi etkinliğin yapılacağı ile ilgili inatçılık ya da ısrarcılık görülmektedir. İnatçılık ile ebeveyn-çocuk arasında gerginlik çıkabilmektedir. Önerilere dikkat edilmesi, ebeveyn ve çocuk arasında gerilimi minimuma indirecektir.

Dönemsel geçişlerde, çocuklarla olumlu etkileşim kurma yollarına dikkat edildiğinde sevgi ve ilgi alanı açılacaktır.

Sevgiyle kalın…

http://www.gazetebursa.com.tr/2-4-yas-arasi-cocuga-nasil-davranilir-makale,4076.html

gazete, Genel, Yazı

Kız Çocuklarının Dramı

27.04.2019

Duygusal ihtiyacını aileye uyum sağlamayla kazanan kız çocukları, başka konularda üstünlük çabasına girebilir. Aileyi idare etme ile büyüyen kız çocukları, evliliğinde kendisini ezilen konumdan kurtarmak isteyebilir. Ancak bir yükün altındayken sevgi ve ilgi alabilmeye itirazını, evliliğinde gösterebilir.

Evdeki erkek kardeşinin oyuncak dağınıklığını toplamak, kız çocuğundan istenebilir. Fakat evin her üyesi kendi sorumluluğunu alabilmelidir.

Bir odanın düzenlenmesi, o odayı kullananın görevidir. Evin işlerinde zaman planlaması ile düzen kuramayan anne-baba, kız çocuğundan bu eksikliği kapatmasını beklememelidir.

Eşiyle veya bir yakınıyla sıkıntı içinde olan bir ebeveynin dert ortağı kendi yaşıtlarından biridir ve kız çocuğu bu sorunun muhatabı değildir. Yaşının üzerindeki konularda yardım göstermeye çalışan bir çocuğun yaşam sevinci azalacaktır.

Bir çatı altında hasta, yaşlı, güzel, genç, çirkin, bebek ve yetişkinler bulunabilir. Burada duygusal ve fiziksel ihtiyaçları karşılanması gerekenler, kolaylıkla verici olmaya meyil gösteren kız çocuğundan beklenti içine girmemelidir. Yetişkin aile üyeleri, ihtiyaçları karşılamalıdır.

Aile bireylerinin çocuklarına eşit ve adil davranması, her bireyin üzerine düşeni diğerine yıkmadan yerine getirmesi ve kız çocuklarının vericiliğinin kullanılmaması gerekir.

Omuzlarındaki yükü ağır gelen bir ebeveyne, çocuklarına sevgi ve ilgi göstermesi fazla gelmemelidir. Bu yükü taşırken, çocukların kaderini çizen çocukluk yıllarına özen gösterilmesi gerektiği atlanmamalıdır.

Hayat enerjisi, küçük gördüğümüz davranış ve tepkilerle çocukluk yıllarında kazanılır. Bir ömür yetecek neşe; anne-babanın gülümsemesinde, sevmesinde, sarılmasında, yargısız dinlemesinde, muhabbetinde ve çocukluğun yaşanmasına izin verilmesindedir.

Kendi ailesinin yükünü kaldırmak zorunda hissetmeyen ve yaşam sevincini kazanan bir kız çocuğu, benliğinin ve duygularının farkındadır. Evliliğinde ise verici ve alıcı olduğu noktaları ayırabilir. Böylece eksik bulduğu yerleri sayarak şikayet etmek yerine, içinde bulunduğu durumu objektif bir gözle değerlendirebilir.

Evlenen her kız çocuğu, mutluluğu hak eder. Bu mutluluğun doğru ölçümü, kimliğini bulmuş bir bireyken evlilik ilişkisini diğer ilişkilerinden izole etmiş olarak tartmasındadır.

Kimlik kazanamamış bir kadın, memnuniyet duyacağı noktaları bilemez…

Aile ilişkilerindeki kendisine ait olmayan görevleri üzerinde bulunduran bir kadın, evliliğinde ne kadar ağırlık taşıdığını doğru ölçemez. Evlilik dışı zorluklar, evlilik ilişkisinde yaşanan küçük sıkıntıların büyümesine neden olabilir.

Şikayetçi ve mutsuz kadınların, etrafında kendi kimliklerini kaybedecek kadar kimlere uyum sağlama içerisinde bulunduğuna bakılabilir.

Kız çocuklarımızı sadece kendine ait sorumluluklar vererek ve sevgimizi karşılıksız hissetmelerini sağlayarak büyütmemiz, geleceklerine yapacağımız en güzel yatırımlardır.

http://www.gazetebursa.com.tr/kiz-cocuklarinin-drami-makale,4054.html

gazete, Yazı

Gelinlerin Derdi

30.03.2019

Emekli bir Türk erkeği ile evlenen 72 yaşındaki Rus hanımın, Türk kadınlarına ait görüşleri sosyal medyada karşımıza çıkıyor. Rus gelinimiz, Türkiye’ de kadınları değerlendirdiği paylaşımında bizim gelinlerimizi şikayetçi buluyor. Evli hanımlarımızın eşinden, sağlığından ve evlatlarından dert yanmasından ve çok konuşmasından bahsediyor.

“…
Türk kadınları güzel şeyler konuşmayı bilmiyor. Hep şikayet… Kocasından şikayet ediyor. Ailesinden şikayet ediyor. Çocuğundan şikayet ediyor. Kendinden şikayet ediyor.”

Beraber, bizim kadınlarımızın sahip olduğu durumları tartışabiliriz…

Bize verilen zenginlikler; sağlık, yuvamız, evlatlarımız, karnımızı doyurmamız, evimizde ısınmamız, giyinebildiğimiz çeşitli kıyafetlerimiz ve gece uyuduğumuz sıcacık yatağımız… Eklemeye devam edebiliriz.

Bizim dile getirdiğimiz eksiklerimiz; eşimizin kullandığı kelimeler, çocuğumuzun ödev disiplinsizliği ve hareketliliği, ailelerin bir kusuru söylemesi ve hizmet beklemesi… İlave edebiliriz.

Özel durumlara girmeden, anne-baba ve çocuk ile kurulmuş ailelerimizde var olan zenginlikler ve eksikliklerden konuşuyoruz. Peki, bir şükür tablosu gibi durmuyor mu bu bahsettiklerimiz?

Hamdedeceğimiz yerde, zihnimize kodladığımız olumsuz cümleler, sağlığımıza ve ilişkilerimize zarar veriyor. Önce kendimizle mutlu değiliz.

Kendimize dönerek, toprağımıza ektiklerimizde seçici ve özenli olabiliriz.

Hayat merkezimizdeki özümüzle bağlantıya geçelim. Sessiz bir ortamda kendimizi dinleyelim. Spor veya doğa yürüyüşü yapalım. Sanatın bir dalıyla uğraşalım. Varlığımıza değer vererek, her gün onunla bağlantıda kalacağımız ritüeller belirleyelim.

İkinci adımda, nasıl bir “ben”e dönüşmek istiyorsak bu yolda kendimize yatırım yapalım. Eğitim ve kitaplarla beslenelim.

Deneyimlemek istediğimiz yaşantıların önüne duvarlar örmeyelim. Canlanacak yaşamımız, bizim adımlarımızı bekliyor.

En baş yuvamız bedenimize iyi bakalım. Çalışma ve dinlenme saatlerimiz, yediklerimiz ve içtiklerimiz ile bedenimiz neye ihtiyaç duyuyorsa ona bunları verelim. Bedenimize kulak verme pratiği geliştirdikçe kendimizi iyi hissedeceğiz ve ruhsal gücümüz artacaktır.

Kazandığımız farkındalıkları ve öğrendiklerimizi somut hale getirerek gün yüzüne çıkaralım. Gelişim sürecimizi aktaracağımız bir defterimiz ya da arkadaşımız olabilir.

Kendimize dönerek gelin dertlerinden kurtulabiliriz. Kurduğumuz diyaloglar ise, bilgi ve birikimlerimizle şekillenebilirler.

Kendimize ve sevdiklerimize değer vererek değer gördüğümüz, nice güzel günlerimiz olmasını diliyorum…